Tek kelimeyle harikulade
(Sevin Okyay - 29.04.2003 - Radikal)
Bir film festivalini daha geride bıraktık. Doğrusu, iyi festivaldi. Şahsen ben, yaklaşık 10 filmden çok memnun kaldığımı, bu arada vasatın hayli üstünde film izlediğimi söyleyebilirim.
'Bir İki', 'Tanrıkent', 'Hıçkırık', 'Katliam', 'Oğul', 'Geçmişi Olmayan Adam', 'Francine'e Mektuplar', 'Olmak ve Sahip Olmak', festivalin 'salonu terk eden seyirci' rekortmeni 'Kaybolan Görüntüler/Decasia', 'Ya Hep Ya Hiç', 'Bebekler', 'Karanlık Sular', hatta 'Küçük Bir Kasabada
Bahar' en sevdiklerimdi. Festival favorilerim arasında 'Uzak' da var ama
onu zaten görmüştüm. Bu arada, izlemiş olduğum klasikler hariç, ama uykusuz gecelere mal olan kasetler dahil (bir SİYAD ayrıcalığı), 80'den fazla film izlemiş olduğumu az önce dehşetle fark ettim. Demek ki festivalin son dört gününü, dört ayak üzerinde ilerleme arzularıyla geçirmemişim.
Bir sıralama yapmak gerekirse, ilk üçe sanırım. Ama favorim, şimdiye kadar hiç adını etmediğim bir film: Alexander Sokurov'un yönettiği 'Rus Hazine Sandığı/The Russian Ark'. Tarkovsky'nin mirasçısı saydığım; aynı sarp ve zahmetli yolu izleyen Sokurov, görmemiş olana anlatılması zor bir film yapmış. St. Petersburg'daki Hermitage Müzesi'ni, sanatı ve yönetmenin ülkesi Rusya'nın tarihini anlatan, tek plandan oluşan bir film. Sokurov, 867 oyuncu/figüranlı, üç orkestranın çaldığı (birini, 'live' olarak balo sahnesinde de görüyoruz), 96 dakikalık filmini, hiç kesinti olmaksızın tek planda çekmiş. Sinema tarihinin en uzun Steadicam çekimi. Ama Sokurov sadece teknisyen olmaktan olabildiğince uzak bir sinemacı. Bir görsellik ustası, lirik bir şair, perdeye duygu yansıtmasını bilen bir yönetmen. Eh, bunun yanı sıra kusursuz bir teknik sergilemenin de hiç zararı olmuyor, doğrusu. 'Rus Hazine Sandığı' bir lojistik ve koordinasyon harikası. Balo sahnesinde 3 bin kadar figüranın olduğunu da hatırlatalım, yeter. Kamerası dalıyor, çıkıyor, süzülüyor, kayıyor, görünmez anlatıcısı ya da onun esrarengiz refakatçilerinden biri tarafından tam vaktinde açılmış kapılardan akarcasına geçiyor. Yaldızlı salonlarda dolaşıp ustaların tablolarını, diplomatik resepsiyonları, meşhur balo sahnesini izliyoruz. Kesintisiz akış, insanı transa sokuyor. Sergey Yevtuşenko'nun müziği bize eşlik ediyor. Filmin görüntü yönetmeni, 'Koş Lola, Koş'tan tanıdığımız Tilman Büttner. Bir Fransız aristokrat olan anlatıcısı ise (Sergey Dreiden olsa gerek), gevrekle kısık karışımı ses tonuyla, işin sihrini artırıyor.
Dün bir arkadaşım, çarların kışlık sarayı da olan Hermitage'ı gördüğünde ne kadar etkilendiğini anlattı, 'Keşke St. Petersburg'a gidebilsen' dedi. Keşke! Ama o fırsat çıkmasa bile Sokurov'un hazinesi sayesinde Hermitage'ı görmüş kadar oldum. Hem de çıplak gözün görebildiğinden fazlasıyla. Sokurov eşsiz mekânını ipucu, bağlantı ve anlam avcılığı yaparak izlememizi sağlıyor. Tek kelimeyle, harikulade...
Posted by Fikirbaz at April 30, 2003 11:54 AM
- Save This Page At Del.icio.us