Uzaktan konuşmak kolay...

Çok enteresandır, "severek ayrılmak" diye bir kavram vardır... Mantık ayrılığı gibi birşey... "Geleceğimiz yok!" "Bir yere varamayacağımız belli..." gibi cümlelerle savunulur. Oturup konuşur karar verirsin; bir yandan gözlerin dolar; hala elele ve göz gözesindir ama aynen bu şekilde sevişerek ayrılırsın... Son kez gerçekten sarılırsın, son kez öpüşürsün belki de ve... Bitmiştir... (midir?)

Bir zamanlar "sevgi herşeye yeter" "eğer iki kişi de gerçekten seviyorsa birbirini hallolmayacak şey yoktur" filan gibi sıkı söylevler vermişsindir; bundan sonraki söylevlerinin konusu "sevgi yeterli değildir" "aşktan arkadaşlığa giden yol" "sevgiliyle dost kalmanın 10 yolu" filan olacaktır. (Başlıklar çok arttırılabilir.) Aslında bu bir dönüm noktasıdır hayatında (veya aşk hayatında) (yok yok hayatında) Artık yeni bir bakış açısıyla bakmaya başlamışsındır, her şey değişmiştir, aniden inancını değiştirmek gibi bir şey... İçindeki yara da çok büyüktür, acıtır çok...



İçinden kendi kendine bunun da geçeceğini, hayatının devam edeceğini söyler ve "gör bak bir süre sonra şu andaki can çekişmesini hatırlayıp nasıl gülümseyeceksin" dersin kendine ama acını azaltmaz bu... Çok nadiren kafan dağılır gider başka yerlere ama hemen dönüp dolaşır kalbin, kaldığı yere konar. Hala acımaktadır canın çok. Çevrende herkes akıl verir fikir verir; uzaktan akıl vermek kolaydır tabi. (Veya tekerlek kırılınca yol gösteren çok olur) Neredeyse hiçbiri mantıklı gelmez, en mantıklı olanlar bile.

Bir arkadaşım benzeri bir durum için "Siz günümüz gençleri fazla profesyonelsiniz, profesyonellik iş hayatında olur, gönül işlerinde sökmez, siz aşk'ta da ikili ilişkilerde de profesyonel yaşayacağız diye uğraşıyor, yanlış yapıyorsunuz" demişti. Doğrudur belki de (hala bilmiyorum) yeri geldiğinde profesyonelliği bırakıp dibine kadar tırmalamak, ağlamak, bağırmak, böğürmek gerekiyordur belki de ve yeri geldiğinde belki bıçakla tek darbede kesivermek. (Dediğim gibi hala bilmiyorum)

Bildiğim şu ama; hiçkimsenin çözümünün aslında diğeri için geçerli olmayabileceği. Bir yandan herşeyin çok genel bir yandan da bir o kadar kişisel olduğu... Çözümü yok bu işlerin. Çoook ünlü bir yeni ayrılmış çaresiz kişi atasözü vardır: "Zaman herşeyin ilacıdır" diye. Belki de öyledir. (Hala bilmiyorum)

Dolayısıyla bu yazının "sonuç" kısmısı filan olamayacak, bu işin sonucu yok. Belki varılan tek sonuç aylar yıllar sonra bütün yaşadıkların aklına geldiğinde gülümseyip gülümseyemediğin veya "o"nu düşündüğünde neler hissettiğinle ilgili... O sonucu da herkes kendi yazıyor zaten... Biliyorum ki bu yazıyı buraya kadar okuyanlar şu anda çoktan o "sonuç" kısmını yazmaya başladılar.

Yazı bitti ama konuyla ilgili yazılacaklar bitmedi... Hani uzaktan akıl fikir vermek kolaydır ya... İşte en güzelinden (!) konuyla ilgili akıllar, fikirler:

1-Bu acı nasıl diner, nasıl unuturum? Diyorsun ya; o acı dinmez, hiçbir şey de
unutulmaz, acele etme...

2-Zaman herşeyin ilacıdır. (Veya en azından buna inanmak istersin)

3-There is no spoon. (Geyik yaptığımı sanma, gerçekten de bu konuda da aynen öyle... Düşün bak :)

4-Bırak acısın için yavaş yavaş değişecek herşey bir gün gelince çevrende başka insanların da olduğunu fark edeceksin. İşin güzel yanı, onlar da senin varlığının farkına varacaklar.

5-Birlikteyken yapamadığın daha doğrusu başlarda zaman ayırdığın ama sonra süratle boşlamaya başladığın şeyleri yapmaya başla. Kısa zaman içinde "oh be" dediğini farkedeceksin. (Aslında bu bir kısır döngüdür)

6-Kendine zarar verme ama arada sırada eski dostlarınla konuşup (daha doğrusu konuşmaya başlayıp) mantıklı konuşamayacak hale gelene kadar alkol al... Mantıklı olmasa da konuşmaya devam et... Ama sen ama çevrendekilerden birisi veya herhangi bir kulak misafiri çok eğlenecektir... Bırak eğlensinler.

7-Kötü düşünme; ne olursa olsun önce kendine sonra "o"na olan saygını kaybetme. (Sıralama değişebilir.)

8-Çaldığın bir enstrüman varsa ne kadar uzun zamandır boşladığını fark et. (O
kendini hatırlatmıştır ya çoktan... Neyse) Kaybettiğiniz zamanı telafi edin.

9-Yaz; kağıt kalemle yaz... Herşeyi boşalt, bacanı temizle...

10-Bu tip önerilerin saymakla bitmeyeceğini hatırla; derin nefes al...



Comments

Yalnız Bir Opera


Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda

Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim

Oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim

Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

İmrendiğin, öfkelendiğin

v
Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim



Yani yaşamışlık sandığın



Geçmişim



Dile dökülmeyenin tenhalığında



Kaçırılan bakışlarda



Gündeliğin başıboş ayrıntılarında



Zaman zaman geri tepip duruyordu.



Ve elbet üzerinde durulmuyordu.



Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,



Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.



Başlangıçta doğruydu belki.



Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp,



Gün günden hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren,



Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.



Ve hala bilmiyordun sevgilim



Ben sende bütün aşklarımı temize çektim



Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana



Bütün kazananlar gibi



Terk ettin.



Yaz başıydı gittiğinde, ardından,



Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.



Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.



Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.



Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.



Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu



Yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından



Kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine



Çerçevesine sığmayan



Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine



Lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu.



Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs.



Seni bir şiire düşündükçe



Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi



Ucucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.



Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük



Usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,



Belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.



Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha.



Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?



"Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda.



Altına saat:16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda.



Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını



Takvim tutmazlığını



Aramızda bir düşman gibi duran zamanı



Daha o gün anlamalıydım



Benim sana erken



Senin bana geç kaldığını.




Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.



Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı.



Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay,



Alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı.



Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.



Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi



bakışıyorduk.



Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık.



Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.



Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.



Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.



Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.



Şimdi biz neyiz biliyor musun?



Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.



Birbirine uzanamayan



Boşlukta iki yalnız yıldız gibi



Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz



Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca



Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız



Ne kalacak bizden?



Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim



Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında



Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden



Bizden diyorum, ikimizden



Ne kalacak?




Şimdi biz neyiz biliyor musun?



Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz.



Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada



Bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi



Ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek



Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz.




Kış başlıyor sevgilim



Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor



Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan



Oysa yapacak ne çok şey vardı



Ve ne kadar az zaman



Kış başlıyor sevgilim



İyi bak kendine



Gözlerindeki usul şefkati



Teslim etme kimseye, hiçbir şeye



Upuzun bir kış başlıyor sevgilim



Ayrılığımızın kışı başlıyor



Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.




Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,



Yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,



Camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak....



Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır



Çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır



İçimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun



Para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar



Bir aşkı yaşatan ayrıntları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz



Çıplak bir yara gibi sızlar paylastığımız anlar,



Eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar



Korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,



Çağrışımlarla ödeşemezsiniz.




Dışarda hayat düşmandır size



İçeride odalara sığamazken siz, kendiniz



Bir ayrılığın ilk günleridir daha



Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta



Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup



Kulak verdiğiniz saat tiktakları



Kaplar tekin olmayan göğümüzü



Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç



Suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz



Bakınıp dururken duvarlara



Boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek,



Unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,



Unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında



Kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi



Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi



Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına,



Başımıza gelmiş bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya



Kendimizi hazırlar gibi.




Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi



Ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,



Ve kazanmış görünürken derinliğimizi



Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde



Bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar



O tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi



Hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar



Göremeseniz de, bilirsiniz



Hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar.




Bana zamandan söz ediyorlar



Gelip size zamandan söz ederler



Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.



Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.



Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.



Dahası onlar da bilirler.



Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler.



Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki



hançeri çıkartmak, Yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak



kolay değildir elbet.



Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek.



Zaman alır.



Zaman alır sizden bunların yükünü



O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, açılar dibe



çöker.



Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.



Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.



O boşluk doldu sanırsınız



Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.




Gün gelir bir gün



Başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide



O eski ağrı



Ansızın geri teper.



Dilerim geri teper.



Yoksa gerçekten bitmissinizdir.




Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi



kavranır.



Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır.



Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.



Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık



Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan



Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır olmuş



Saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla



Günlerin dökümünü yap



Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini



Kim bilebilir ikimizden başka?



Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış



Bir ilişkiyi, duyguların birliğini,



Bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği



Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün



Emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya



Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor



Orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla



Bunlar da bir işe yaramadıysa



Demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda.




Bu şiire başladığımda nerde,



Şimdi nerdeyim?



Solgun yollardan geçtim.



Bakışımlı mevsimlerden



İkindi yağmurlarını bekleyen



Yaz sonu hüzünlerinden



Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim



Geçti her cağın bitki örtüsünden



Oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından



Bakarken dünyaya



Yangınlarla bayındır kentler gibiyim:



Çicek adlarını ezberlemekten geldim



Eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların



Unuttuklarını hatırlamaktan



Uzun uzak yolları tarif etmekten



Haydutluktan ve melankoliden



Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden



Duyarlığın gece mekteplerinden geldim



Bütünlemeli çocukluklarıyla geçti



Gençliğimin rüzgara verdiğim yılları



Gökummaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.




Bu şiire başladığımda nerde,



Şimdi nerdeyim?



Yaram vardı, bir de sözcükler



Sonra vaat edilmiş topraklar gibi



Sayfalar ve günler



Işık istiyordu yalnızlığım



Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum



İlerledikçe...Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde



Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden.



Karardı dizeler.



Aşk...Bitti. Soldu şiir.




Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden



Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım



Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde



Ask yalnız bir operadır, biliyordum:



Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım.



Barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim



Her adımda boynumdan bir fular düşüyordu



El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk



Birlikte çıkalan yolların yazgısıdır:



Eksiliyorduk



Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim



Her otelde biraz eksilip, biraz artarak



Yani çoğalarak



Tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin



Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında



Ağır ve acı tanıklıklardan



Geçerek geldim. Terli ve kirliydim.



Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum



Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu



Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...



Korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları



Ve açık hayatları seviyordu.



Buraya gelirken



Uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim



Atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri



Ödünç almadım hiç kimseden hicbir şeyi



Çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri...



panayır yerleri...



Ölü kelebekler...



Ölü kelebekler...



Sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.




Adım onların adının yanına yazılmasın diye



Acı çekecek yerlerimi yok etmeden



Acıyla baş etmeyi öğrendim.



Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?



İpek yollarında kuzey yıldızı



Aşkın kuzey yıldızı



Sanırsın durduğun yerde



Ya da yol üstündedir



Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar



Ölü yanardağlar, ölü yıldızlar



Ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı.




Aşkın bir yolu vardır



Her yaşta başka türlü geçilen



Aşkın bir yolu vardır



Her yaşta biraz gecikilen



Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler



Gözlerim



Aşkın kuzey yıldızıdır bu



Yazları daha iyi görülen



Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler



İlerlerim



Zamanla anlarsın bu bir yanılsama



Ölü şairlerin imgelerinden kalma



Sen de değilsin. O da değil



Kuzey yıldızı daha uzakta



Yeniden yollara düşerler



Düşerim



Bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda



Ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında



Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler



Yaşamsa yerli yerinde



Yerli yerinde her şey



Şimdi her şey doludizgin ve çoğul



Şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi



Şimdi her şey yeniden



Yüreğim, o eski aşk kalesi



Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden



Dönüp ardıma bakıyorum



Yoksun sen



Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren.





Murathan Mungan



1986-87



İstanbul



Aslında bu konuyla ilgili söylenecek çok değil tek şey var. Ve tüm maddeler eninde sonunda ona bağlanıyor "zaman". Şimdi tek tek bakalım:



1- Kötümser bir bakış olmuş. "unutulmaz" doğru. ama "acı dinmez" değil. Diner. En azından kabuk bağlar. herşey gibi.

2- Doğru (bakınız madde 1)

3- Çok doğru. Herşeyi kendi kafanda yaratıyosrsun aslında. Ne daha fazla ne de daha az.

4- Bakınız madde 1. "Life cycle" bu işte.. aynı şeyleri baştan sona tekrar yaşayaaksın belki de.

5- bakınız 4. madde


...
Bu liste de böyle gider.

Aslında insanoğlu mazoşist biraz sanırım. Birtek gönül işlerinde de değil. Tüm sosyal ilişkilerinde aynı şey geçerli. Bilinç altı (ya da üstü) insanı acı çektiği pozisyonlara sokuveriyor sık sık.



Halbuki kendisini olduğu gibi bıraksa belki de daha rahat ettiği pozisyonu buluverecek. Ama onu yapamıyoruz kolay kolay.



Alışkanlık mıdır, başka şey mi. Bilmiyorum.



Ama basit düşündüğün zaman aslında göreceksin ki hayat o kadar karmaşık falan değil. Derin kararlar çelişkiler falan çok yok aslında. Bunları biz kendimiz yapıyoruz. Olayları karmaşık görmek hoşumuz gidiyor çünkü böylece suçu kendimizden çok dış koşullara atıyoruz.



Ama zaten ben ne desem, sen desen de herkes kendi bildiğini düşünecek.



Çünkü hepimiz benciliz işte.



Egomuz da çok büyük.. :)



merhaba, çok severim ben bu şiiri.
sanırım tamda senin dediklerinin anlatıyor.ama daha güzel anlatıyor o başka:)cevapları içinde saklı gibi cümlelerin.hayatın çok içimden bir şiir bu. dönüp dönüp okurum. birde sayende okumuş oldum. sana kolay gelsin. hoşçakalın



Çok sevdiğim birşeyi ellerimden kayarken gördüm, adım adım izledim. İzin verdim, ellerimden kayıp gitmesine…İçim acıyarak. Sevdiğim şeyin ne olduğunu bilmiyordum, bilmiyorum. Ben de yavaş yavaş ondan gitmeye başladım, azar azar…Gözlerimi kapattım, hiç acı çekmiyorum’u oynadım, bir yandan geceleri yastığıma gözyaşlarımı bırakarak. Her bir damlada biraz daha gitti benden. Ama hiç tam gitmedi, gidemedi. Tam gittiğini sandığımda, tam onu hiç düşünmediğime kendimi inandırdığımda, bir yerlerimden, güçlü birşeyler dışarı çıkıp kendimi kandırdığımı söyledi bana. O güçlü şeyden nefret ettim. Bedenimi parçalara bölmek istedim. O içimdeki güçlü şeyi çıkartıp, salt ben olarak tekrar birleşmek istedim. İzin vermiyor ama… İçimi kemiriyor.Hergün biraz daha bitiriyor beni.Madem öyle içimdeki o şeyle(herneyse) onunla barışık yaşayayım. Barışınca daha da güçleniyor. “kaçma-kovalamaca” oynuyoruz yeniden. “son” yok mudur? Mesela çok sevdiğim bir film bittiğinde THE END yazısını görmek kadar kolay olsa herşey. Mesela ağzımdan b-i-t-t-i harfleri çıktığında bitiverse bir anda. Bu işin sihirli sözcükleri olsa. Ruhumdan, içimden çıkıp gitse o güçlü şey, ya da her ne ise… Uzaklaşsa benden. Biraz kendimle kalabilsem. Gizmolara benziyor. Suya değdiği anda çoğalan şirin-çirkin yaratıklar gibi…Biraz ilgilensen büyüyerek çoğalıyor. Engel olamıyorsun. Karşılaşılan zorluklardan sonra hep o güçlü şeye geri dönmek niye?Nedir beni alıkoyan evrenin güzelliklerinden? Nedir bana görmek istediğim şeyleri göstermeyen? Görmeye çalıştığımda bedenime, ruhuma saldığı acı tohumlarıyla beni dizginleyen, kendisine hapseden. Bırak çıkayım… Sonsuza dek süren bir hapislik mi olacak bu. Kendimdesin, kendi içimdesin, kendimden kaçamıyorum.Kaçsam, saklansam bir yerlere, yine beni buluyorsun. Hiç olmak istiyorum. Senden sıyrılıp, bir hiç olmak ve yeniden doğmak…Bunun için kendime izin verebilsem… Kemirilmeden olmuyor mu? Ne ve kim olduğumu, etrafımdakilerin, ne ve kim olduklarını ve ilişkilerimizin neye benzediğini bilmiyorum. Ve hiçbir şeyi adlandıramıyorum artık. Anlatırken, anlatamıyorum. Birşeyler hep eksik veya yarım kalıyor.Anlatmakta istemiyorum, üzerlerine konuşmak da… Herşey Koca Bir Yalanmış gibi geliyor. Kandırılmış hissediyorum kendimi, evren tarafından… Kurtarılacak somut birşey yok. Soyutluklar dünyasında, kendimden fersah fersah uzakta ve bir o kadar da taa dibimde yaşayıp gidiyorum…Sürünüyorum. Nefes alıp versem de, sanki ölüymüşüm gibi geliyor. Çok derinlerde bir yerlerde kıpırtı duysam da canlanmıyor… Bir büyük karıncanın, kendisinin 10 katı bir yaprağı taşımaya çalışması gibi… Yaprağın bir sağından, bir solundan girmeye çalışıyorum ama girsem de o yaprağı taşıyacak güzüm hiç olmuyor. Bunun için bir perinin sihirli değneği gerekli belki…Ya da bir büyü… Bir adet kurbağa bacağı havanda dövülür. İçine biraz ısırgan otu, biraz meyan kökü, bir adet lemur kulağı, bir tutam eğrelti out, bir adet koyun gözü… Kazanda güzelce kaynatılır ve içilir. Bir de bakmışsın herşey tozpembe oluvermiş. 7 yaşındaki halin gibi bakıyorsun mesela herşeye…Gözlerin hiç açılmamış gibi, hiç yaşamamış gibi ama bilgece… ama o kadar da korkusuz. Yeniden balıklama atlayabilecek kadar cesur…





Post a comment




















Recommend ;)

Email this entry to:


Your email address:


Message (optional):


   

 

 


   

 

     

Everything (233)
How To Make a Manual Westy Tent
Metallica Featured On 'We All Love Ennio Morricone'
Metallica's Master of Puppets named most influential metal album
Kidman car crash footage
Top 100 Fonts

Life (103)
Oh My God! We are expecting a pumpkin!!!
Back!!!
What's Up?
Bad News: Google Adsense Account Disabled
Weekend Updates

Photos (66)
Güven Kıraç
Erkan Can
Sebnem Donmez (Opening Ceremony, 43rd Golden Orange Film Festival)
Faye Dunaway (Honourary Award, 43rd Antalya Golden Orange Film Festival)
Old Woman in Sirince

Tr (148)
Kardeşimi vurdular
Babaolmak.com
Ruh halimin güvercin tedirginliği
Bu film oldu, hissediyorum
Vatandaşın güzel tepkisi

Universe (132)
China's Internet Addiction
The Oscar Nominees
BLA.ST: Promotional Directory
Google to buy YouTube for $1.65 billion
Estate of the Day: A Metallica Mansion

Videos (4)
Guiness World Record for most T-Shirts worn at one time
New Metallica Song with Wrong Bass :)
Enormous Time-Waster: Sesame Street Video Clips
A Funny Tv Commercial From Berlitz

Yazarım... (istersem) (9)
Lord of The Ring
Fırtınadan Önce...
Makyajsız şehirler, ´sahici´ kişiler
Tommy Lee Jones Kovalamaktan Usanmıyor
Aman Tanrım! (Veya Aman! Jim Carrey)

     

     
     
 
   
 

welcome to movable type