Yorgun genç kadınlar

(Ece Temelkuran, Milliyet, 08.08.2003)

İlan etmeli ki biz de bir kuşağız. 70'lerde doğanlar olarak biz de bir kuşağız aslında. 80'lerde doğmayı beklemeyenler, 60'lara yetişemeyenler. Olup bitmişleri kendi gözleriyle görebilecek kadar erken, olup bitmişleri unutacak kadar geç gelmeyi becerememişler olarak biz! Biz, tuhaf bir aralığın çocuklarıyız...


Analarımız babalarımız başka duyarlılıkların insanlarıydı; öğretmeyi hiç kastetmedilerse bile o "duyarlılıkların" izi kaldı bizde. Sonra onların yetiştirdikleri çocuklar olarak o "duyarlılıklarla" ilgisi olmayan bir dünyaya çıktık. "İş dünyası" denen hikayenin bugünkü biçimini alışı biz büyürken gizlice bir yerde oldu sanki. Biz büyüdüğümüzde artık borsa bilgilerini, çapraz kurları, gölgeli saçları ve botokslu gülüşmeleri, iş yeri "pozitiflikleri" ile çevrili bir dünya kurulmuştu çoktan. Tuhaf olan şu ki, biz büyürkenkinden farklı bir dünya vardı büyüdüğümüzde. O dünyanın daha da vahşileştiği ekonomik kriz geldiğinde ise, güç bela bu yeni dünyaya uyum sağlamış olanlar bir kez daha sarsıldı. İş yerlerinde botokslu gülüşmeler savuran pozitif yöneticilerinin nasıl bir günde işten atacağı arkadaşlarının listesini hazırlayan adamlara dönüştüğünü görüverdiler. Artık ne eski "duyarlılıkları" koyacak bir yerimiz, ne yeni "pozitif dinamikliklerimizi" paraya dönüştürecek bir işimiz vardı. Yeniden iş bulmak için "pozitif" olmak gerekiyordu, yeniden bütün bu dünyaya inanıyor gibi yapmak... Belki de budur en çok bu yazıyı yazdıran.

80'lerde doğan çocukların bütün bunlardan içten bir rahatsızlık duymak gibi bir derdi olamazdı çünkü onlar büyürken ekseriyetle bu rahatsızlığı yaratacak "duyarlılıkların" artık öğretilmemesi gerektiğine ilişkin genel bir kanaat vardı; artık herkes "alışmıştı"! Koyunlar kendi bacaklarına asılıp duracaktı. Biz tuhaf bir aralığın çocuklarıyız yani... Koyun olmayı istemeyen ama yine de kendi bacağından asılmayı bir biçimde öğrenen. Tiksinen ama sürdüren...

Otuz gelince

Biz işte şimdi otuzlarımıza geldik. Bugünlerde öyle çok insan var ki her şeyi bırakıp gitmeyi düşünen... Hatta giden.

Yorulmamızın nedeni ne işti ne de o duyarlılıklar. Tamamen başka bir şey. Üniversiteyi bitirince şöyle bir hesapsız yolculuğa çıkmamıştık, çok telaşlıydık, iş bulmalıydık. İş bulduk, bu sefer orada "durmanın" yollarına bakmalıydık. Boynumuzdaki kravatlar ağırlaşmaya, aniden giyilmiş tayyörler içinde büzüşmeye başladığımızda yaşadığımız o saçmalık duygusunu bu sistem içinde kalarak nasıl anlamlandıracağımızı da bir türlü bilemedik. Akşam gidip rakı mı içmeliydi, yoksa bu hazin halden kurtulmak için bir terapist mi görmeliydi? Bir gün gitme hayalini kenarda tutup, ona güvenmeli miydi? İş yerine gelen yeni ve hırslı çocuklara bu erken yorgunluğun sebebini nasıl anlatmalıydı? Belki de onlara takılıp akşam bir bara gitmeliydi.

Ne eskide ne de yenide yerimiz olmadı bizim. Biz tuhaf bir aralığın çocuklarıyız bu yüzden. Ve bu yüzden erken yorulduk belki. Hepimizin içinde bir gün gitmek fikri gizli... Otuz gelince işte, gidememişken, dönüp tek başımıza olmadığımızı görmek gerekli.



Comments

Genelde böyle oluyor.. Bişeyler hissederken (tek ve ürkek) aslında arkanda senin gibi aynı derde düşmüş başkalarının olduğunu farkediyorsun. İnsana kendini iyi hissettiriyor (en azından bana)



Ben "kuşak" yazılarını hep eğlenceli bulmuşumdur. Kendi "kuşağımı" hep özel bulmuşumdur. Kuşakdaşlarımla eski günlerden, ilk renkli televizyondan, ilk bilgisayar oyunlarından, okulda eti puf kabına sinek hapsetme oyunundan, ya da eski bir pop şarkısından bahsedip onlarla ortak noktalar bulmayı hep sevmişimdir.



Yukardaki yazıya tamamen katılıyorum, çekip gitme hayalleri kuruyorum, çiftlik parası biriktiriyorum, ama 76 doğumluyum ve seçim şansı verselerdi başka kuşak da seçmezdim.



Benim hoşuma giden de belki bu arada kalmışlık. Ama benim için bu "arada kalmışlık" olumlu. Çünkü ne kadar yorgun olsam da (evet 27 yaşındayım ve yorgunum ilginç değil mi), ne kadar çekip gitmek istesem de biliyorum ki "farkındayım". ("Awaken" der gavur milleti)



Farkındayım sorunumun. Çözüm üretemedim henüz ama farkındayım. Arada kalmışlığımın bilincindeyim. Öncekiler gibi olmadığımın idarakındayım. Sonrakilerin benim gibi olamayacağını biliyorum. "kuzguna yavrusu.." hikayesi değil bu, ben başkayım. (Ben derken benim kuşağımı kastediyorum elbette)



Ben eskiler kadar duygusal yeniler kadar yüzeysel değilim. Sonuç olarak ben "farkındayım". Kendi sıkıntımı tespit edebiliyorum.



Ve bundan sonra bana ne olacağının belirsizliği beni hem ürkütüp hem heyecanlandırıyor.



Benim bütün arkadaşlarım (ki kendileri 25-30 yaş arasındalar) "sıkışmışlık" evresindeler. Hepsi kendisini kapatılmış, akışa kapılmış ve sürükleniyor gibi hissediyor. Hepsi zincirlerini kırmak, çekip gitmek istiyor. 30 yaşın arefesinde hepsi önemli adımlar atmak istiyor. Ama karar veremiyor.



Ben size birşey söyleyeyim mi? Bu çok normal birşey.. Çünkü vallahi de billahi de yaşamak çok çaba isteyen birşey. Hiç de bir kolayı yok. Adil de değil. Basit formülü de yok tamam mı!



Eşşek gibi yaşaya yaşaya burnumuz sürtüle sürtüle öğreniyoruz işte.. Tatminsiz miyiz? Evet şu anda öyleyiz. Hem, yere göğe koyamadığımız kendimizi hakketiğimizden farklı yerde bulduk diye. Hem, eskisi giği rahat ve özgür değiliz artık işimiz gücümüz sorumluluklarımız var diye. Hem bu kadar akıllı ve bazı şeylerin "farkında" olmak işimize gelmiyor diye.



30 yaşına gelince çekip gidebilecek misiniz? Çiftliğe yerleşebilecek, işi gücü boşverebilecek misiniz? Bilmem.. Ben müneccim değilim ki bileyim.



Ama ben gözü kapalı olmaktansa, gözü açık yaşamayı tercih ediyorum. Ve benim gibi düşünen koca bir kuşak olduğunu biliyorum. Bu da hoşuma gidiyor.





Post a comment




















Recommend ;)

Email this entry to:


Your email address:


Message (optional):


   

 

 


   

 

     

Everything (233)
How To Make a Manual Westy Tent
Metallica Featured On 'We All Love Ennio Morricone'
Metallica's Master of Puppets named most influential metal album
Kidman car crash footage
Top 100 Fonts

Life (103)
Oh My God! We are expecting a pumpkin!!!
Back!!!
What's Up?
Bad News: Google Adsense Account Disabled
Weekend Updates

Photos (66)
Güven Kıraç
Erkan Can
Sebnem Donmez (Opening Ceremony, 43rd Golden Orange Film Festival)
Faye Dunaway (Honourary Award, 43rd Antalya Golden Orange Film Festival)
Old Woman in Sirince

Tr (148)
Kardeşimi vurdular
Babaolmak.com
Ruh halimin güvercin tedirginliği
Bu film oldu, hissediyorum
Vatandaşın güzel tepkisi

Universe (132)
China's Internet Addiction
The Oscar Nominees
BLA.ST: Promotional Directory
Google to buy YouTube for $1.65 billion
Estate of the Day: A Metallica Mansion

Videos (4)
Guiness World Record for most T-Shirts worn at one time
New Metallica Song with Wrong Bass :)
Enormous Time-Waster: Sesame Street Video Clips
A Funny Tv Commercial From Berlitz

Yazarım... (istersem) (9)
Lord of The Ring
Fırtınadan Önce...
Makyajsız şehirler, ´sahici´ kişiler
Tommy Lee Jones Kovalamaktan Usanmıyor
Aman Tanrım! (Veya Aman! Jim Carrey)

     

     
     
 
   
 

welcome to movable type