Şarabın uykusu
(Haydar Ergülen , Radikal, 13/08/2003)
Şarap uyuyordu. Şarabın uyuduğunu gördüm. Ankara'da öğrenciliğimde ucuz şarapla geçen sıcak günlerimi(zi) hiçbir şeye değişmezdim elbette, aşkın, özgürlüğün, devrimin, şiirin, kırmızının, ateşin ve elbette şarabın sıcaklığıyla dolu o gençlik festivali unutulur mu o neşe, o keder, o yaşam, o ölümler, hem de kaç yıl! Unutulur. Gittikçe uzaklaşan bir tren, bir eski zaman hayvanı gibi görkemli o yaratığın fısıltıya dönüşen geniş sesi, göğün büyük denizinde kaybolan incecik dumanıyla, ne zaman gitti tren olur. Şarabın gözleri dolar önce ve hatıraların kıymetini bilen bir ahbap olarak şarap gözlerimizi doldurur.
Şarap önce göze girer, sonra yüreğimize, gönlümüze akar, oradan da içimizi bir yolculukla doldurur, en sonunda da sesimize renk katar, şarapla konuşurken sesimiz koyulaşır. Ben gibi şarap üstüne yazmanın, koyu/bordo/kırmızı kelimelerle esrik bir yazı üstünde hafiften sallanmak olduğunu bilmeyen biri ise, her zamanki gibi, hem yazıda hem şarapta, ne ne zaman başlayacağını bilir, ne de ne zaman bitireceğini. Bu baş dönmesi yalnızca şaraptan değil elbette, şarap mahzende, hatıra ise şarapta yıllanır, hatıranın bir yudumu bile bazen, Gaston Bachelard'ın 'Ateşin Psikanalizi'nden mülhem, 'Kırmızının Psikanalizi'ne uzatır insanı.
Şarabın uykusu uzun sürmedi. Buzbağ şarabı bir aşkın eşliğinde kanıma girdi, kanımın temizlenmesi uzun sürdü. 'Sokak Prensesi' iyi bir kırmızı şarap adı/markası olur mu sizce?
...
Sonra şarap yeniden uykuya yattı yeni yeni uyanıyor. Şarap yazıya dökülmese de, su gibi gittiği oluyor. Şarap, aşkın kırmızı hali olarak aramıza dökülüyor. Kâğıdın, kelimelerin, şiirlerin kırmızı olması ondan. Elbette 'mavi' şair olan ve kırmızı bir hayatı artık sürmeyen Cemal Süreya rakıyla uğurlanıyor: "Bu rakıyı diyorum Cemal abi/ bu rakıyı içmek seninle/ Kars'a gitmek gibiydi/ .../ Senin şiirinde diyorum Cemal abi/rakı uzun içilirdi/ Kars'a uzun gidilirdi/.../ Senden sonra diyorum Cemal abi/ Kars'a şiir gitmiyor/ Kars kısa, rakı tatsız/ senden sonra şiirde/ her şey dibe çöküyor/ anla, öyle yalnızız."
Şarap da, Cemal Süreya'nın şiirinde 'aşklar da bakım istiyor öğrenemedin gitti' dediği gibi, aşk gibi, şiir gibi ihmale gelmiyor, Dostluk bekliyor, arayı açmamak, soğutmamak, uzatmamak gerekiyor, "Ey zahit şaraba eyle ihtiram" nefesindeki gibi de hürmet bekliyor.
Genç reklam yazarı Ebru Ayaz bakın şarabın üstüne ne sözler atıyor: "Bazı geceler vardır, soruların gece gibi sessizce sorulduğu. Böyle gecelerin suflörüdür bir şişe kırmızı şarap. Buruk tadı, davetkâr duruşu, aşkî rengiyle sessizce selamlar oyuncuları. 'Sor!' der usulca sana, ve ona dönüp 'yanıtla!' Gözlere dökülür sözcükler böyle gecelerde. Unutulmamalıdır ki, doğaçlamadır gece. Şarap sadece tanıklık etmiştir. Söz söylemiş, ama gecenin iyi bitmesi için söz vermemiştir."
Rakının sözcükleri var, mavi, şarabın dizeleri var, kırmızı: ister aşka sayın, ister şiire. Bir de 'ya şarap olursa nişanlım o serbest vezin'e!
Posted by Fikirbaz at August 13, 2003 06:43 PM
- Save This Page At Del.icio.us