Makyajsız şehirler, ´sahici´ kişiler
Dünyanın bütün büyük şehirlerinde madalyonun bir de öteki yüzü var. Ve bildiğimiz geleneksel Hollywood sineması dışında çekilen madalyonun işte bu öteki yüzüyle ilgili filmler... Paris´in Eyfel Kulesi´nden ibaret olmadığını, New York´ta sadece gökdelen iş merkezleri bulunmadığını, Londra´da Trafalgar Meydanı, saraylar, kuleler, köprüler dışında da gerçek ve makyajsız bir yaşamın sürdüğünü anlatan filmler. Stephen Frears´ın son filmi de bunlardan biri. Üstelik de bütün turistik fotoğraflardan uzak durmasına rağmen bir şehrin "gerçeğini" merak edebilecek turistlere ilginç gelebilecek şehir görüntüleriyle bezenmiş bir film.
Üstelik (neredeyse bütün İngiliz filmlerinde olduğu gibi) filmde gerçek insanlar oynuyor. Sokakta rastlayabileceğimiz ama fark etmeyeceğimiz türden. Sabah kör karanlıkta hızlı adımlarla mesaiye yetişmeye çalışan, akşam yorgun argın eve dönerken pazara uğrayan, fazla mesai yapabilmek için uyank kalmaya çalışan "gerçek insanlar."
Film de gerçek mekanlardaki gerçek insanlar üzerine kurulu. Bir çok insanın yollarını kesiştiren "gerçek" bir otelde yaşanan kirli işler, yaşam mücadelesi veren sıradan insanları nasıl malzeme yaptığını adım adım izliyoruz filmde. Otelde çalışan temizlikçi Türk kızı, gece vardiyasında telefonlara bakan Nijeryalı, her gece bir çok müşterisiyle oteldeki odasında "görüşen" sevimli telekız ve otelin 510 numaralı odasını her türlü kirli iş için kullanan otel müdürü.
Filmin oyuncu kadrosu gösterişsiz ve son derece başarılı. Amelie gibi bir masal-film´le tanınan Audrey Tatou bu sefer karşımıza makyajsız ve çok daha "gerçek" olarak çıkıyor. Amelie´de sokakta yanında geçenlere o dokunurken artık o sizin yanınızdan dokunulabilecek herhangi birisi olarak geçiyor. Hiç İngilizce bilmeden İngiliz otel müdürünü canlandıran İstanbul Film Festivali´nde "Harry Un Ami Qui Vous Veut du Bien-Harry İyiliğinizi İsteyen Bir Dost"ta seyrettiğimiz Sergi Lopez de, çok az İngilizcesi´ni üstelik de Türk aksanıyla kullanmak durumunda olan Audrey Tatou da, Amistad´dan hayırlayabileceğimiz tiyatro kökenli Chiwetel Ejiofor da önümüzdeki yıllarda bir çok Avrupa filminde defalarca karşımıza çıkacak gibi.
Yönetmen Stephen Frears ve senarist Steven Knight seyirciye iki adet film birden sunuyorlar. Bir yandan entrikaların döndüğü, kapalı kapılar ardında bir "kirli" bir yeraltı macerası, öte yandan Londra´nın yaşayan mahallelerinde geçen sevecen ve sımsıcak bir insan ilişkileri ve "tatlı" bir dayanışma filmi. İki filmin karışımından saate hiç baktırmadan neredeyse soluk soluğa ve merakla izlenen, yer yer üzdüğü kadar içinizi de ısıtan bir film çıkmış ortaya.
Posted by Ozgur at September 24, 2003 08:18 PM
- Save This Page At Del.icio.us