Hukuksuzluğun bedeli
( Perihan Mağden, 13.11.1003 Radikal )
Salı gecesi atv ana haber, Kaya Çilingiroğlu'nun vurulması hadisesiyle, başladı.
Sonra da Ünlüler Cephesi'nde vurulanların kapsamlı bir listesi, görüntüler vs. eşliğinde, zayıf ve bağlantı kurma kapasitesi düşük belleklerimizin, dikkatine sunuldu.
Bu denli düzenli bir sıklıkta, bu kadar çok ünlüsünün bacağına kurşun saydırılan bir ülke, azdır herhalde.
Tabiatıyla, ne denli 'mafioso'laşmış bir toplumda yaşadığımızın, göstergeleri.
Hukuk reformu! Hukuk reformu! diye inlemeyen neredeyse hiçbir kesimin olmadığı bu ülkede, her ne hikmetse hukuk, guguk ölçülerinde kalmaya mahkûm ediliyor.
Demek ki, aynen herkeslerin Avrupa Birliği yanlısı olması gibi, hukuk reformu! hukuk reformu! diye inleyenlerin bir kısmı da, bu başıboşluktan feci şekilde nemalanmakta.
Hukukun bu topraklarda öyle fazla da geçerli olmasını, esasında pek de arzu etmeyenler, kazanıyorlar bu savaşı.
Böylece her nevi mafiosolaşmaya yol açarak, mevcut statülerini de korumuş oluyorlar.
Hangi kapıyı çalsak, karşımızda Statünün Bekçileri.
Zira işin içine kapsamlı bir hukuk reformu girerse, ne düşüncelerinden ötürü kimseleri içeri tıkabilirsin, ne işkencecibaşılarını koruyup kollayabilirsin, ne insanlık koşullarına aykırı F tiplerinde gençlerini çürütebilirsin, ne de YÖK gibi, türban gibi mevzuları daimi bir karın ağrısı olarak elde var iki tutmaya muvaffak olabilirsin.
Onun için bize bu hantal, bu çarklarının arası pas tutmuş hukuk sistemi yeter de, artar bile.
Daha süratli gitmek isteyenler Mafya'ya başvurabilirler.
Alışveriş ederken Migros'ta, NTV ekranında Hülya Avşar'ı gördüm. "Mafyayla hiçbir alakamız yoktur ki," diyordu. "O kelimenin açılımını bile bilmiyorum."
O kelimenin açılımı: 'Malları Aldın Fakat Yedirmedin Ağaya' gibi bir şeydi, yanılmıyorsam. Ben de hiç anlamam da, bulmaca çözerken mi ne, görmüştüm.
İlk ziyaretçilerin arasında kırmızı kaşkoluyla Gencay Çakıcı'nın da bulunması, Avşar ailesinin, Türkiye'nin gırtlağına kadar boğazına batmış olduğu mafiosolaşmadan ne kadar da nasibini almamış olduğunun kanıtıdır, hakikaten.
Geçenlerde bir akşam Hülya Avşar'ın şov programına çakıldım kaldım.
Çakıldım kaldım zira, haza hanımefendi kimliğinden tamamen yırtarak, meczupluk sınırlarını zorlamakta olan bir Yılmaz Morgül, konuğuydu.
Nasıl edepsiz, nasıl histerik ve esasında ne kadar acıklıydı Yılmaz Morgül, anlatamam.
Hülya Avşar'a diklenip/lafa laf cevaba cevap/iyice mahalleleşir ağzının payını, ruhuyla sinirleri tel tel gelmişti programa anlaşılan.
Hülya Avşar meczupluk sınırlarının bu denli zorlanıyor olmasına dahi aldırış etmeden alay edip duruyordu: İnce ince ve kalın kalın.
Yılmaz Morgül iyice çığrından çıkınca, gidişatın fizikselleşmesinden filan korktum resmen.
Ben ekran başında acayip rahatsız olup irkilirken; Hülya Avşar'ın hiçbir cevap, hiçbir delirme umrunun köşesi değildi.
Başbakan, o da olmazsa cumhurbaşkanı olmak istiyormuş Yılmaz Morgül.
Nil Demirkazık da Bakırköy Belediye Başkanlığı'nı düşünüyor. AKP'den.
Bunca didişmeye, bunca gerilime: "Hadi şimdi şööle bi oyna da; ilerde başbakanı, cumhurbaşkanını oynattım" diyeyim dedi Avşar. Morgül şakır şakır oynamaya başladı.
Avşar da 'Oylarınız bana!' diye (hani sakata vurulmaz filan) mütemadiyen tempo tutuyor. Susmuyor bir saniye. 'Başbakan!' filan diye.
'Dünya yansa umrunda olmayan bir kadın' dedim içimden. Bu denli kaygısızlığın bir bedeli olmalı.!
Bu denli hukuksuzluğun Türkiye Cumhuriyeti için, en kötümserlerimizin tahminlerinden de ağır bedelleri olduğu gibi.
Posted by Fikirbaz at November 13, 2003 06:20 PM
- Save This Page At Del.icio.us