Vizontele'den 78'lilere

(Yıldırım Türker, 16/02/2004, Radikal)

Yakın tarihimizle ilişkimiz çoğunluk geçmişi denk edip dolabın üstüne kaldırma gayretinden ibaret. Dolayısıyla bu konuda hazır ve eğlenceli formülleriyle yolumuzu aydınlatanlar, her zaman baş tacı ediliyor. Romantik tınılı, şiirle çakırkeyif anlatıcılarıyla, kahramanlarını küf kokulu bir şükranla anan, eski Yeşilçam masalı tadında çatılmış belgesellere olan düşkünlüğümüz, yakın geçmişimizle kurmaya yatkın olduğumuz ilişkinin türünü aşikâr ediyor. Bu kurgu anlayışını belirleyen çizgi, barışmaya can atan, mağduriyetinden veremli tatlar çıkaran, yüce gönüllü bir arabuluculuk gayreti. Unutmayalım, kayıt düşelim derken devrik cümleler ve hıçkırıklı bir sentaksla bohçalar çengelliiğnelerle halledilip uzanamayacağımız köşelere, sandık diplerine kaldırılıyor. İçlerinde lavanta keseleriyle. Arabulucular, yetenekleriyle sivrilmiş, popülerliğin doruklarında yazar-çizer-sanatçılardan seçilmiş. Sözlerini dolaşıma sokabilme hakkına ulaşmaları, barışmaya, uzlaşmaya ne kadar gönüllü olduklarına bağlı. Onlar, çoğunluğun ve her şeyden önemlisi otoritenin gözünde bağcıyı dövmektense üzüm yemek için yola çıkmış aklıselim sözcüleri. Onlar üzüm yedikçe bağcılarla aramızdaki mesele neredeyse tatlı bir itiş kakış olarak tarihe yazılıyor. Onların mümkünse kasalarca üzüm yemesi sağlanıyor. Zaten bağcı, diğerlerini; hâlâ belini doğrultamayan, doğrultmasına izin verilmeyen, bu kibar şiirli lisana dili dönmeyen gerçek mağdurları hiçbir asma kütüğüne yanaştırmıyor zaten. Onlar, sırtlan. Onlar, üstünden atlanıp geçilmesi gereken. Onlar, birlik ve beraberlik ülküsünden çoktan kovulmuş.


Televizyonun adı

Sözgelimi, toplumsal bir fenomene dönüşen 'Vizontele Tuuba' filminde 12 Eylül'de yaşananların, popüler alanın elini uzatsan tutabileceğin yıldızlarla bezeli, yükselen müzik eşlikli kurgusuna tercüme edildiğini görüyoruz. Film eleştirisine heves etseydik, onca ışığı ve yeteneğinin karşılığını sinemada bir an olsun bulamayan Erdoğan, film oyuncusu ve yönetmeniyken adeta kelimesini bilmediği bir dili ezberden konuşuyor gibi sarsak ve kekeme, derdik. En ufak bir sinema duygusuna sahip olmadan kameranın ardına geçebilme cesaretini, kendisine bahşedilmiş olan o arabuluculuk, toplumun sıvası olma misyonundan alıyor işte. Komedinin, tiyatronun, şiirin, kebapçılığın yanı sıra sinemanın da iyisini biz yapacağız elbet duygusuna kapılmasında anlaşılmayacak bir şey yok. Çünkü karşılığını alıyor. Gösterişli bir konsensüs bayramı olarak kurgulanmış gala gecesi de filmin jeneriğiydi. Naklen yayınla kırmızı halılardan
'antre' yapan devlet-millet ünlüleri mikrofonlara bu göz kamaştırıcı yeteneğin son şaheserini nasıl heyecanla beklediklerini söylüyorlar; bakanından belediye başkanına, sağcısından solcusuna, Kürt'ünden Türk'üne adeta Erdoğan'ın da yer aldığı o ünlü Prestij ailesi kardeşlik marşını haykırıyorlardı. Aralarında 12 Eylül yandaşı, 12 Eylül'ün inşaat bekçiliğini yapanlardan bolca bulunmaktaydı. Ama ne önemi var. Yılmaz Erdoğan'ın ideolojiler üstü, tuttuğu takımı söyleyemeyecek noktalara ulaşmış 'persona'sı karşısında her şey küçük görülesi ayrıntıya dönüşüyor, bu akıllı-sevimli-şeytan çekicinin sözü henüz bohçası dürülmemişlere çengelliiğne oluyordu. Öte yandan söz konusu 'persona'yı oluşturan önemli bir özellik olarak sol değerleri benimsemişlik de şık bir aksesuvar, neredeyse kişisel bir delice gibi yerini alıyordu. Filmde de. Çizgi film solcuları karşısında ellerinde Tercüman gazeteleriyle beceriksiz komik timsahlar gibi gezinen sağcılar. Nazlı Ilıcak'ın bile coşkuyla karşıladığı filmde 12 Eylül'ü bekleyen günler, Erdoğan'ın küçük kasabasına bir avuç zekâsı gelişmemiş, ahlâkı ve kafası tekamül etmemiş solcu kliklerin itişmesiyle yansıtılıyor. Darbenin cemseleri o çocukları yüklenip bir bilinmeze uzaklaşırken Erdoğan'ın içli sesi o çocukların kimi yapmak istediklerinin yasal olmadığını bildikleri lâkin onları yapmadıklarını söyleyerek sorumlulara ince bir sitem yolluyordu. Erdoğan'ın bu verili meşruiyetçi, özür dileyen dili kendi serüveni adına seçmiş olması bir yere kadar anlaşılabilir. Ama bu dili milyonlarca dolara mal etmiş olduğu filmin tanıtımına katık ederek kitleselleştirmeye çalışması elbette itiraz edilmesi gereken bir noktadır. Yılmaz Erdoğan, kendi kişisel barışmasını ince bir sitemle taçlandırarak renklendirebilir. Ama zamanımızın Yılmaz Güney'i olarak lanse edildiğinde hak yerini bulmuş gibi davranıyorsa, kendisini uyarmak gerekmektedir. Yılmaz Güney, her şeyden önce solcu, devrimci kimliği yüzünden Yılmaz Güney olmamıştır. O, seyirciye geçirmek istediği duyguyu en derinden hissettirebilen olağanüstü duyarlılığı ve sinema gözüyle Yılmaz Güney oldu. Toplumsal barışın şartlarını sorgularken de tadından yenmeyen bir arabulucu misyonuna hiçbir zaman soyunmadı. Küçük Yılmaz'ın daha çok bir Akdeniz kasabasını hatırlatan; Kürt olmanın bir kez olsun dile getirilmediği, en ufak bir sorun yaratmadığı dünyasından hiçbir bir duygunun bize geçmemesi, belki de kabul görme konusundaki aceleciliğindendir. Küçümsenen bir vasata ayarlanmış mizah duygusuyla güldürmeyen epizotlar eşliğinde kötü çizilmiş ilüstrasyonlardan oluşan filmini milyonların seyretmesi onu maalesef istediği kahraman yapmaya yetmiyor.

650 bin kişinin gözaltına alındığı, 1 milyon 683 bin kişinin fişlendiği, 230 bin kişinin yargılandığı, 14 bin kişinin vatandaşlıktan çıkarıldığı, 30 bin kişinin zorunlu siyasi mülteci olduğu bir dönemden bahsettiğimizi hatırlayarak başlayalım. Kahramanlarının hesap vermek ne kelime, hâlâ bilirkişi olarak el üstünde tutulduğu; hukukunun hâlâ geçerli olduğu, Anayasası'nın bekçilerinin hâlâ devletin derininde ve sığ yerlerinde işbaşında durduğu 12 Eylül dönemini kapatabilmiş değiliz. Dolayısıyla her duyguyu aynılaştıran nostalji şiiriyle, 'ne şirin komşumuzdun sen' diline daha çok var. '78'liler Vakfı' gasp edilmiş haklarını geri alabilmek için mücadelesini sürdürüyor.

12 Eylül mahkemelerinde solcu olarak yargılanıp hüküm giyen, 'devlete karşı suç' işlediğine karar verilmiş olanların hâlâ (tek tek ve dikkatle okuyun) parti kurma, partiye üye olma, seçilme, sendikalaşma, dernekleşme, vakıflaşma, şirket kurma, mirasını kullanma, bankadan kredi alma, evlenme, boşanma, babalık ve annelik gibi vatandaşlık haklarını kullanmaları mümkün değil. 12 Eylül'ün adaletinde, sağcılar ve solcular farklı yasa maddelerine dayanarak yargılanıp hüküm giydikleri için sağcılar af kapsamına girdi. Ayıp olmasın diye kısmi aftan yararlandırılan solcular da artık hapiste değil. Ama onlar şartlı salıverilme ve infaz yasası kapsamında 'serbest' bırakıldılar. Ömür boyu 12 Eylül bekçisi devletin gözü kanlı bir kılıç gibi üstlerinde sallansın diye. Gördükleri onca işkencenin hesabını soramadıkları gibi birer fasulyeden vatandaş olarak aramızda dolaşıyorlar.

Geçtiğimiz ay, onları devletle barıştırma konusunda arabuluculuk üstlenen CHP ve AKP, birer yasa tasarısı hazırladı. AKP'ninki 12 Eylül darbesine kadar verilen hükümleri içeriyor. CHP'ninkiyse 8 Aralık 1983 tarihine kadar işlenmiş suçları kapsıyor. CHP de her zamanki isabetiyle bu tarihi demokrasiye geçiş tarihi bellemiş besbelli. Askeri olanlarla birlikte dönemin solcularını yargılayan mahkemelerin 87 yılına kadar yürürlükte olduklarını ıskalayıvermiş. Kısacası 12 Eylül mağduru solcu vatandaşların haklarına kavuşmalarında henüz bir yol kat edilmiş değil.

Handan İpekçi'nin 'Büyük Adam, Küçük Aşk' filminin beli yasaklarla kırılırken 'Vizontele Tuuba'nın milyonlara ulaşabilmesinde, geçmişle hesaplaşma konusunda kutlu bir şeyler görenler varsa onlara geçmişin bizi kurtarabilecek olan adalet ve vicdana tercümesi sürecinde henüz yol kat edememiş olduklarını hatırlatmak gerek. Çocukluğun masumiyetini 12 Eylül'de yitirmiş olsak da masallardan hatırlıyor olmamız gerek. Jilet gibi bir timsah olmaktansa lekeli de olsa insan kalmak yeğdir.



Comments



Post a comment




















Recommend ;)

Email this entry to:


Your email address:


Message (optional):


   

 

 


   

 

     

Everything (233)
How To Make a Manual Westy Tent
Metallica Featured On 'We All Love Ennio Morricone'
Metallica's Master of Puppets named most influential metal album
Kidman car crash footage
Top 100 Fonts

Life (103)
Oh My God! We are expecting a pumpkin!!!
Back!!!
What's Up?
Bad News: Google Adsense Account Disabled
Weekend Updates

Photos (66)
Güven Kıraç
Erkan Can
Sebnem Donmez (Opening Ceremony, 43rd Golden Orange Film Festival)
Faye Dunaway (Honourary Award, 43rd Antalya Golden Orange Film Festival)
Old Woman in Sirince

Tr (148)
Kardeşimi vurdular
Babaolmak.com
Ruh halimin güvercin tedirginliği
Bu film oldu, hissediyorum
Vatandaşın güzel tepkisi

Universe (132)
China's Internet Addiction
The Oscar Nominees
BLA.ST: Promotional Directory
Google to buy YouTube for $1.65 billion
Estate of the Day: A Metallica Mansion

Videos (4)
Guiness World Record for most T-Shirts worn at one time
New Metallica Song with Wrong Bass :)
Enormous Time-Waster: Sesame Street Video Clips
A Funny Tv Commercial From Berlitz

Yazarım... (istersem) (9)
Lord of The Ring
Fırtınadan Önce...
Makyajsız şehirler, ´sahici´ kişiler
Tommy Lee Jones Kovalamaktan Usanmıyor
Aman Tanrım! (Veya Aman! Jim Carrey)

     

     
     
 
   
 

welcome to movable type