Şu ilkel iletişim aracı
(Mehmet Taşdemir, 28.03.2004, Radikal 2)
Mektup, hayatımızdan tamamen çekilmek için daha ne kadar direnecek? F tiplerinde mektuplar gönderir, mektuplar bekleriz. Mektup satırları arasında gezinirken, dışarıdaki hayatın küçük nabız atışlarını dinleriz.
Hayatımızın ebedi bir parçası olarak kalacağına inandığımız bazı şeyler, çok hızlı teknolojik gelişmeler ve iletişim endüstrisi karşısında çok fazla direnemeyip, hayatımızdan sessiz sedasız çekilmeye başladıklarında ne hissederiz? Mektup bunlardar biridir.
Hazin sonları, tutkulu aşkları, kötü-kara haberleri, ölümleri, ayrılıkları, yitirilişleri ve binbir çeşit çaresizlikleri ve sevinçleri bir yerden diğer yere, bir insandan diğerine taşıyan o mektup ki, âşıkların kalplerinin coğrafyasını bir ayna gibi yansıtan, gurbette hasret hasret iniltileriyle kendini tüketenlerin sıla özlemlerini taşıyan, mahpusların ruhlarındaki ızdırapları kendi etine kazıyan bir dost, bir sırdaştı. Çünkü insanlar, kendine bile itiraf edemedikleri şeyleri, usulen mektubun kulaklarına fısıldar(lar)dı.
Kimi mektuplar bir karanfil kokusunu, kimi bir tütün kokusunu, kimi de ancak okuyanların duyabileceği bir kokuyu ve onun beyinlerdeki çağrışımlarını taşırlar(dı). O mektuplar ki, etrafı yakılmış, yolculuk esnasında belki iyice ıslanıp, nemlenmiş, hastalıklı bir insanın yüzü gibi sararıp solmuş, yorgun bir hayat gibi yıpranmış, lime lime olmuş bir halde sahiplerini bulurlardı. Üzerlerinde harp cephesinin barut ve kan kokularını, terli bedenleri, kara trenlerin kömür tozlarını taşıyarak, bir postacının elinden çıkagelirlerdi.
Mektup, yolu gözlenen bir sevgili, bir oğul, bir kız, bir eş ve bir dosttu.
Aynı zamanda nice edebi eserin baş köşesine kurulmuş bir kahramandı.
Nâzım'ın Bursa Cezaevi'nden Piraye'ye yazdığı mektuplar (tabii şiirler de), Abidin Dino'nun Güzin Dino'ya yazdığı aşk dolu mektuplar, Rosa'nın mektupları, Güney'in bir tarafta romanlar, senaryolar yazarken, diğer taraftan "Sevgili" diye başlayan mektupları, büyük hayalleri için ülke ülke dolaşan Che'nin çocuklarına ve eşine yazdığı romantik, tutkulu mektupları bir de Deniz'in, son gecesinde, o alacakaranlıkta, kulaklarını bahçedeki ağaçların hışıltılarıyla doldurarak, önüne konulan kağıda, babasına hitaben "Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığın süre boyunca büyük (önemli) işler başarmaktır" diyen mektubu... Belki biraz hazin bir geçit töreni bütün bunlar. Mektubun sonu gibi.
Mektup da dildeki kelimelere benzedi. Dilin çocukları olan kelimeler, bir zaman gelir, orada kendilerine bir mezar ararlar ve bir daha dirilmemecesine ebedi uykularına yatarlar. Çünkü artık güçleri tükenmiş, dizlerinin bağı çözülmüştür. Böylece kullanımdan düşer ve unutulurlar. Yerlerini yenileri alır.
Dışarıda artık yazılmıyormuş
Mektup, hayatımızdan tamamen çekilmek için daha ne kadar direnecek?
Kendine has kokusunu, romantikliğini, duygusallığını bize, içimizden biri olduğunu belki de her şeyden çok hissettiren o mektup ki, duyduğum kadarıyla dışarıda artık pek yazılmıyormuş. İnsanlar internetin uçuculuğuna, cep telefonunun kolaycılığına sığınıyormuş! Özel günlerde dahi, duygular, teknolojinin son harikalarıyla bir yürekten diğerine akıyormuş! Mektubun pabucu 'ilkel' bir iletişim aracı diye dama atılıyormuş. Ve insanlar 'ilkel' olandan uzaklaştıkça, modern (post-modern mi acaba?) hayatın limanlarında daha uçucu hayaller icat ediyormuş. Zaten hayatın kendisi de anlık tüketimlerin toplamı değil miydi?
Duyguların anlık tüketilişi, aşkın, sevginin, dostluğun sanal bir hayata katık edilişi nicedir bir değer ve hayat felsefesi olarak rağbet görüyor.
Cezaevleri dışında, artık kimsenin pek yazmadığı şu mektup, hakikaten de, internet ve cep telefonunun yanında 'ilkel' bir iletişim aracı. Hayat ve iletişim, teknolojinin bu yeni ürünleri sayesinde çok kolaylaşmış durumda. Bu araçların kullanımı yadırganacak bir şey mi? Dinozor iseniz, evet. Ben bu bakımdan dinozor değilim. Ama 'ilkel' olanın hayatımızdan çekilişinin bizden bir şeyler eksilttiğini de görüp, biraz hayıflanmamız çok mu arkaik bir hislenme halidir acaba?
F tiplerinde mektuplar gönderir, mektuplar bekleriz. Mektup satırları arasında gezinirken, dışarıdaki hayatın küçük nabız atışlarını dinleriz. Daha önce gezdiğimiz, oynadığımız sokaklardan yükselen eski bir şarkıyla dalıp gider, kendi suskunluklarımıza özgür düşler giydiririz. Bu serüvende bizi terk etmeyen tek dost, mektuptur. Hayallerimize eşlik eder, hasretlerimizi bembeyaz bulutların üstünden eşe, dosta, arkadaşa ve sevgiliye uçurur.
Biz halen 'atalarımızın' araçlarıyla, yani mektupla yazı(şı)yoruz. Burada keder ve umut bazen aynı eşitliktedir. Mektup her zaman hazırdır. Ama en çok da keder arttığında...
MEHMET TAŞDEMİR: 2 No'lu F Tipi Cezaevi, Kandıra
Posted by Fikirbaz at March 30, 2004 05:40 PM
- Save This Page At Del.icio.us