Netekim'in sabrı
(Yıldırım Türker, Radikal 2, 12.09.2004)
Artık Bülent Ersoy dışında hemen hemen kimsenin fazla bulaşmadığı mütekait gevrek Evren Paşa'nın yaşayan anısına dayanarak "Netekim" adı uygun bulunmuş festival, öncelikle, her zaman olduğu gibi, Milliyetçi Militan güçlerin hışmına uğradı.
Unutmaya meyyal olmanın dinamikleri üstüne bir yazı okuyacağınızı bilseniz, elbette bu noktada vedalaşırız. Milletimizin yerleşik değerlerinden biri olarak sıkça kulakları çınlatılan nisyan üstüne bir yazı daha okumaya tahammülünüz kalmamıştır büyük ihtimalle.
Ama bu yazı tam da nisyan ile tahammül üstüne. Belleksiz toplum yaftasını yediğinden beri korkusuzca, en ufak bir vicdani muhasebeye gönül indirmeden yaşayıp giden bu kocaman toplum hayaleti üstüne öfke kusan bir yazı döşenmeye de oturmadım doğrusu.
Aksine, kalemime yakışmayacak ölçüde soğukkanlı, analitik bir çıkarsamayı paylaşmak istiyorum. Büyük ihtimalle, siz de 'tam düşündüklerimi dile getirmiş' diyeceksiniz. Okurun böyle bir adeti olduğunun da farkındayım. Anlamamız için nezaketsizce kafamıza vurulan bir akıl tokmağının yanında duruyor ve gözlerinizin içine bakıyorum.
Marmaris'te 78'liler Vakfı tarafından düzenlendiğini okuduğumuz "Netekim" adlı Sanat-Kültür Festivali dolayında yaşanan tartışmaları takip etmiş olabilirsiniz.
Artık Bülent Ersoy dışında hemen hemen kimsenin fazla bulaşmadığı mütekait gevrek Evren Paşa'nın yaşayan anısına dayanarak "Netekim" adı uygun bulunmuş festival, öncelikle, her zaman olduğu gibi, Milliyetçi Militan güçlerin hışmına uğradı. Bu, eski afisinin yerinde yeller esse de özellikle sinmiş azınlık mabetlerinin kapılarında, azınlık gazetelerinin büro önlerinde cılız nümayişlerle varlığını hatırlatan bir zamanların namlı örgütü, eski hasmı olan 78'lilerin bu girişimi karşısında elbette sessiz kalamazdı. Kalmadı da. 12 Eylül 1980 darbesinin yıldönümünde yapılması planlanan festival, artık gündemdeydi. MHP Marmaris İlçe Başkanı bölücülük yapıldığını iddia ederek, "Marmaris'in girişine 6 bin kişi yığarız. Hiçbir güç bizi söküp atamaz. Gelsinler de görelim" demeciyle kararlılıklarını ilan etti. MHP'nin böyle bir festivale izin vermeyeceğini, gerekirse şirin beldemiz Marmaris'i kana bulayacağını ihsas eden açıklamalarının gazetelerde boy göstermesiyle 60'dan fazla sanatçı, edebiyatçı ve yazarın katılacağı Festival yine aynı duvara çarpıyordu. Unutuşun bir konsensus olarak yaşandığı; varoluşun yegâne yolunun yüzleşmeden, hesaplaşmadan, bağışlamadan unutmak, dile getirmemek olduğu bir kez daha dayatılıyordu. Netekim MHP İlçe Başkanı da "Sağcısıyla solcusuyla Marmaris'te huzur içinde yaşıyoruz. Burayı karıştırmalarına izin vermeyeceğiz" sözleriyle devletin ebedi memuriyetinden istifayı düşünmediklerini bir kez daha hatırlatıyor, mutlaka aferini de alıyordu. Netekim, Festivale sergi ve konferans salonuyla anfitiyatroyu tahsis eden CHP'li Belediye Başkanı, "Huzur ve güveni sağlamak zorundayız. Anfitiyatro sözünü iptal ettik. Objektif gözle bakmak zorundayız" açıklamasıyla desteğini çekiyor, festivali sokakta bırakıyordu.
Evet, MHP Başkanı'nın dediği gibi, festivale gelecek olanların çoğu 'bölücülükten hüküm giymiş kişiler'di. Festivali, onlara bu hükmü giydirip hayatlarını karartmış olanların unutulmaması için düzenlediklerini açıklamışlardı. Onlar 12 Eylül'ün 24. yıldönümünde -yani bugün- Ankara'da, darbeyi gerçekleştiren kadronun yargılanması taleplerini haykıracakları bir mitingi de planlayanlar. Bu mitingin katılımcı listesi de epeyi yüklü.
Şimdi, 'ne gerek var canım, ortamı germeye'ci ipi kuşağına denk eyyamcılar, naturaları icabı bu festivali pek gereksiz buldu. Kenan Evren adlı emekli paşanın kâh kimi küçük esnaf açılışlarında boy göstermesini, kâh kimi şarkıcılar tarafından ziyaret edilmesini, alameti farikası olduğu o güzelim kasabada sağcısıyla solcusuyla eski bir şaka gibi huzur içinde yaşamasını çok görmemek gerek onlara kalırsa. Artık geleceğe bakmamız gerekiyor. Ama gelecek diye sürekli uzağa itilen o oduna dönmüş havuç hakkında ferah bir dil kurabileniniz var mı? Yaşanan acıları, maruz kalınan haksızlıkları hatırlamadıkça, hatırlatmadıkça; sorumlularını yargılamadıkça, yargılatmadıkça bir birlik ve beraberlik ruhu güçleniyor ve ülkemiz böylesi itiş kakışla vakit kaybetmeden daha sivil, daha demokratik daha güçlü bir ülke haline geliyor, öyle mi?
Bu memlekette ana babalarının yaralarını bir türlü anlayamadan yaşayan yüz binlerce genç, kendi yaralarının da sarılamayacağı duygusuyla büyüyor. Kendi yaşamış olduğumuz zulmün hesabını sormadan onların hayatına nasıl bir katkıda bulunabileceğiz?
İşte Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün 30 Ağustos Zafer Bayramı vesilesiyle yayınladığı mesaj. Netekimciler sayfiye gülü olarak koruma altına alındığı sürece elbette paşalarımızın dili kemik tutmayacak. Bir dilin ima ettiklerini, işaret ettiklerini, pusulası olduklarını faş edip karşı çıkmadan daha iyi bir dünya hayali kurmak mümkün değildir.
Paşa, "özellikle belirli çevrelerce ulusal değerlerimizin sıkça sorgulandığı, ulusun ve bu arada Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sabır ve kararlılığının denenmek istendiği ... bir ortamda"n bahsediyor.
Demokrasi mevhumunu en fazla sindirmiş Genelkurmay Başkanı olduğu konusunda birçok vatandaşın hemfikir olduğu Özkök, sabırdan tahammülden söz ederken kimsenin huzuru kaçmıyor mu? Orduyla milletin ilişkisi, demokrasilerde sabır kelimesini kaldırabilecek bir alışveriş midir? Elinde silahı olanın sabrını masaya sürmesi, açık bir tehdit değil midir? Sabrının fazla zorlandığına karar verirse ne yapmayı düşünmektedir? Bu topraklarda, elinde silahı olanın sabrı taştığında yapabilecekleri hakkında iyi kötü fikir sahibi olmayan bir vatandaş yaşamakta mıdır?
12 Eylül cuntasının bölücü ilan ettiklerine layık bulunan tevekkül ile bütün topluma zorla giydirilen nisyan hırkası, burnundan kıl aldırmayan silahlıların sabrına duacı olarak yaşamamızı garanti altına alıyor. Ne şahane bir demokrasi! Ne mutlu bir yaşam!
Posted by Fikirbaz at September 14, 2004 09:04 AM
- Save This Page At Del.icio.us