Muhafazakârlık, reaksiyonerlik ve zina
(Ahmet İnsel, Radikal2, 12.09.2004)
AKP'nin amacı ne boşanmaları, ne aile içi aldatmaları engellemek, ne de kadını korumak. Bu, muhafazakârlık pazarında atılmış taktik bir adımdır.
Muhafazakârlıkla gericilik arasında ince ama önemli bir ayrım var. Toplumsal değişimin hızlandığı dönemlerde bu iki tavır arasındaki geçişkenlik artar. Siyaset bilimi dilinde gericilik tabiri kullanılmaz. Gericiliğin doğru tanımı reaksiyonerliktir. Günümüz Türkçesinde gericiliği "irticâ"nın, yani geri dönücülüğün, eskiyi istemeciliğin karşılığı olarak kullanıyoruz ama bununla ifade etmeye çalıştığımız esas fikir, reaksiyonerlik.
Ahmet Çiğdem, muhafazakârlıkla gericiliğin (reaksiyoner ve gerici arasındaki tarihsel anlam farkını şimdilik bir kenara bırakalım) arasındaki farkı, Toplum ve Bilim dergisinde muhafazakârlığın incelendiği sayıda (sayı:74), gidişatı "tarihi gerçekten geriye çevirmeye çalışan, verili bir tarihsel momente yapışıp kalan"ın reaksiyonerlik olduğu tespitinden hareketle yapıyor. Muhafazakârlık ise değişimi bütünüyle reddetmez.
Yüksel Taşkın, "Muhafazakârlığın Uslanmaz Çocuğu: Reaksiyonerlik" başlıklı yazısında (Modern Türkiye'de Siyasal Düşünce dizisinin Muhafazakârlık cildi içinde), değişimin gelenek adına bütünsel reddiyesini savunanların muhafazakârlığı düzene tehdit olarak algılayabileceklerinin altını çiziyor. "Muhafazakâr, tarihsel süreklilik adına zaten değişimi içine sindirebilecek bir düzen anlayışına sahiptir." Muhafazakâr için önemli olan değişimin ılımlı olması, süreklilik hissini bozmaması ve denetim altında gerçekleşmesidir.
Taşkın, içinde bulunduğu koşullara göre farklılıklar gösteren reaksiyoner düşün dünyasının en önemli ortak özelliğinin, "kendi döneminde yaşanan değişimlerin şahidi olmanın mutsuz bilinciyle öz yurdunda kendisini sürgün hissetmesi" olduğunu belirtiyor. Bu mutsuz bilincin vereceği tepkiler koşullara göre farklı olur.
Bugün Türkiye'de İslamcılık, muhafazakâr gelişimci/liberal bir kutupla faşizan itkileri belirgin olan reaksiyoner bir kutup arasındaki salınım alanında yer alıyor. Birinci kutbu, AKP ana kadroları ve onların etrafındaki oluşumlar, esas olarak basın yayın organları ve organik aydınlar temsil ediyor. İkinci kutupta, Vakit gazetesi başta olmak üzere, küçük tirajlı dergilerde sesini duyuran, içe kapanan İslami cemaatlerin iç iletişimlerinde daha belirgin biçimde gönlündekini ifade eden, çoğu zaman radikal milliyetçi düşün dünyasıyla titreşime giren kesim yer alıyor.
AKP ve çevresinin gelişimci muhafazakârlığı bütünüyle reaksiyoner tepkilerden arınmış değil. Ama AKP kadroları ve stratejistlerinin neoliberal siyasal ve iktisadi programla rahatlıkla uyum gösteren muhafazakârlıklarının tamamlayıcı bir unsuru değil gösterdikleri bazı reaksiyoner tepkileri. AKP kurmayları, yokuş aşağı inen ağır vasıtanın egzoz freni kullanması gibi, rekasiyoner sinyalleri kendi elleriyle hızlandırdıkları toplumsal değişim sürecinde denetimi ellerinden kaçırmadıklarının işaretini siyasal tabanlarına vermek için kullanıyor. Bu yolla, o taban üzerine oynayan, var olan veya potansiyel rakiplerinin ayağının altından kilimi çekmeye özen gösteriyor.
Değil zinanın, boşanmanın dinen günah olduğu koyu katolik İtalya'da benzer biçimde gerçekleştiği gibi, Türkiye'de zinanın ceza kanununun kapsamına giren bir suç olmaktan sessizce çıkarılması, gelişimci bir muhafazakâr yaklaşım açısından kabul edilebilir bir gelişmeydi. Evli çiftlerden birisinin, diğerinin rızası olmadan üçüncü bir kişiyle cinsel ilişkide bulunması demek olan zina, evlilik akdinin zina yapan aleyhine bozulmasına yol açan bir kabahat olarak tanımlanmaya devam ediyordu.
Genel muhafazakâr yaklaşım için kabahatin böyle cezalandırılması, ardından kabahati işleyenin toplumsal çevresinde damgalanması yeterli bir ceza addedilebilirdi. Sonuç olarak dinen suç olanın özel hukuk hükümlerinde kabahat olarak tanımlanması, dinen suç olmakla beraber laik düzende ne ceza kanunu ne de medeni kanunda suç veya kabahat olarak tanımlanması mümkün olmayan bir dizi eyleme kıyasla, dinsel vicdanı tatmin edebilen bir uygulama olarak değerlendirilebilirdi.
Zina suç değil miydi?
Türkiye'de Müslüman çoğunluğun aslî talebinin zinanın yeniden cezai suç sayıldığını görmek olduğunu söylemek mümkün değil. Bu zina konusu gündeme gelene kadar, aydınlar başta olmak üzere, inanan, inanmayan, mutedil Müslüman veya koyu mümin toplumun tüm kesimlerinde ezici çoğunluğun zinanın suç olmaktan çıktığını bilmediğini biliyoruz. Zina suçunu düzenleyen maddeyi kadın-erkek eşitliği ilkesine aykırı bularak Anayasa Mahkemesi'nin iptal etmesinin ardından, hükümete yeni bir düzenleme yapması için verilen süre sonunda Meclis'te tartışılmadan düşen bir cezaydı bu.
O tarihten itibaren zina eylemlerinin arttığını, erkeklerin kadınları daha fazla aldattığını, aldatma nedeniyle aile içi geçimsizliklerin arttığını hiçbir veri göstermiyor. 1990'larda Karadeniz ve Doğu Anadolu'da kadınların feryadı, SSCB'nin dağılmasını izleyen toplumsal çözülme dalgasının etkisinin ulaştığı bu bölgelerde zinanın engellenmesi değil, kocalarının para karşılığı cinsel ilişkiye girmeleri, cinsel ilişki hizmeti satın almalarının önünün alınmasıydı. Halkın zina olarak tanımladığı, esas olarak fuhuştu. Son dönemde bunun da yakın geçmişe nazaran tavsadığını yerel gözlemciler iddia ediyorlar.
Kadın-erkek eşitliğinin sağlanması, kadınların ve ailenin korunması, aile içinde aldatmaya son verilmesi amaçlarıyla böyle bir cezai suç ihdas edilmesini öngördüklerini AKP'nin en yetkili kişileri dile getirdiler. Bunu yaparken, devletin şiddet içermeyen aile içi ihtilaflarda taraf olabileceğini de zımnen kabul ettiklerini beyan etmiş oldular. Daha da önemlisi, namus bekçisi olarak devletin, özel alana, "mahreme" el atabilmesinin meşruluğunu dolaylı yoldan kabul etmiş oldular. Bunun ileride kendi tanımladıkları anlamda "mahremleri" için bir müdahale zemini ve meşruiyeti yarattığını göremediler. Göremediler çünkü ahlâk polisi eğilimi içlerinde güçlü biçimde var.
Muhafazakârlıkla reaksiyonerlik arasında ince ayrımlardan birisi, birincisinin ahlâkçı olması ama bunu ideolojik planda dile getirmesi ve korumak istediğini özendirmeyi öne almasıdır. Örneğin aile kurumunu korumanın geleneksel muhafazakâr yöntemi, devletin aile temelli destek politikalarını geliştirmesidir. Buna karşılık reaksiyonerlikte, özel alana yasaklama amaçlı müdahale yanı ağır basar. Yasaklama, cezalandırmanın dine veya geleneğe ilişkin hikmetinden sual edilmez gerekçelerini vurgular. Bu ikisi arasında düz toplumsal algılama açısından çok belirgin ayrım çizgileri yoktur ama sonuçta yaklaşım farklıdır.
Damardan reaksiyonerlik
Otoriter eğilimlerin güçlü olduğu toplumlarda kamuoyu şiddet içeren ceza yöntemlerinin en iyi çözüm olduğuna inanır. Bugün sokaktaki insana sorsanız, çoğunluğu ölüm cezasının gerekli olduğunu, fahiş fiyata domates satanın bile ibret için asılması gerektiğini söyler. Aynı insanlar, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının bütünüyle kalkması gerektiğini de ezici bir çoğunluk olarak ifade ederler. Eğer ona soru yöneltip, düşünüp taşınmadan hemen yanıtlamasını isteseniz, sokaktaki adam başbakanın ve AKP milletvekillerinin pek hoşlarına gitmeyecek daha neler neler talep eder. Onun için toplumun yüzde 80'i bunu istiyor gibi gerekçeleri cezai konular gündeme gelince çok dikkatle değerlendirilmek gerekir. Özellikle gerçek muhafazakârlar bunu tarihi tecrübeleri gereği iyi bilirler.
AKP'nin zina konusunu gündeme getirmesi damardan bir reaksiyonerlik tepkisi değil, muhafazakârlık pazarında atılmış taktik bir adımdır. Tabanının tümünün, seçmenlerinin önemli bölümünün talep ettiği imam hatip ve türban sorunlarında eli böğründe kalmış olmasını, bir çam sakızıyla örtme girişimidir. Özcü bir reaksiyonerlik tezahürü değil, başka hiçbir alanda gösteremediği muhafazakârlık gereğinin mostralığıdır bu. Tayyip Erdoğan'ın "bizim muhafazakâr olarak gereklerimiz var" derken ifade ettiği budur. Muhafazakârlık bu gibi durumlarda asılan bir pankart değildir.
AKP'nin amacı ne boşanmaları, ne aile içi aldatmaları engellemek ne de kadını korumak. Zinanın suç olarak tanımlanmasının bu amaçlara yönelik olumlu hiçbir etkisinin olmadığını AKP milletvekilleri, yöneticileri ve AKP danışmanları kendilerinden, yakın çevrelerinden gayet iyi bilirler. Bilmiyorlarsa, o zaman gerçekten aymazlık içindedirler demektir ki, asıl o zaman iş gerçekten vahimdir.
AKP yöneticileri, yakın hedefleri açısından ayaklarının tökezlemesine ya da bir kez daha ricat etmelerine yol açacak bir girişimi gündeme getirirken, kendi tahayyül dünyalarında yaşadıkları, demokrat muhafakâr olma iddiasıyla reaksiyoner muhafazakâr itkiler arasındaki gerilimlerin yarattığı fırtınayı gözler önüne serdiler. Daha da önemlisi, siyasal olarak rasyonel olamadıklarını iyice ele verdiler. Attıkları adımdan geri dönseler de, kazansalar da kaybedeceklerini görmenin şaşkınlığı içinde bocalıyorlar. Aileye yönelik etkili önlemler almaya neoliberal programları el vermediğinden, "ondan kalmadı, zina verelim" diyorlar. Neoliberalizmin yerli versiyonuna denk düşen neomuhafazakârlık da böyle bir şey işte.
Posted by Fikirbaz at September 14, 2004 09:08 AM
- Save This Page At Del.icio.us