İsraf kapısı: Türk yalancılığı

(Perihan Mağden, Radikal, 10.10.2004)
(Bu yazıya konu olan söz konusu yazıyı online edinemedim henüz, elime geçer geçmez iliştireceğim buralara bir yere... Commentleri takip edin lütfen... -Fikirbaz )

22 Eylül 2004 tarihinde, Cumhuriyet gazetesinde İstanbul Üniversitesi
İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Suat Gezgin'in bir makalesi yayımlandı.
Henüz Ahmet Necdet Sezer, YÖK'ün başvurusuyla önüne gelen Prof. Kemal Alemdaroğlu'nu görevden alma kararını onaylamadan kaleme alınmış olan ve anlaşılan Yüce Rektör'lerini kaplanlar gibi koruyarak, Sezer'in alacağı kararı da etkilemeyi hedefleyen bu makale basınımızda alıntılandı da epeyce, çıktığı günlerde.
Ama alıntıları parçalar halinde/sağda solda görmek ayrı, bu manzumenin tamamının insan üstünde yarattığı o 'macabre' (meşum) etkiyi yaşamak ayrı.
Sağ olsun, bir İletişim Fakültesi Dekanı pozisyonunda karşımıza çıkan 'Semranım Kimliği'nden çok etkilenmiş bulunan (okurum başka şeyler yazıyor da, ben artık bu TARZ fenomenlere Semranım'ın adını vermeyi uygun buluyorum) bir okurum 'EL İNSAF!' diyerek kesip postalamış bana.
En az 6500-7000 vuruşluk bu dev yapıtın son mısralarını alıntılayarak, sizi de bu manzumenin saygıyla eğilmeye davet ediyorum.


"Biliyor ve inanıyoruz ki, Kemal Alemdaroğlu görevden alınmak isteniyor, çünkü:
Çünkü Alemdaroğlu tek dili savunuyor.
Çünkü Alemdaroğlu tek devleti savunuyor.
Çünkü Alemdaroğlu tek vatanı savunuyor.
Çünkü Alemdaroğlu tek ulusu savunuyor.
Çünkü Alemdaroğlu tek bayrağı savunuyor."
Şu ÇÜNKÜ bolluğunda yapılan savunmanın hamaset ve kofluk, içi tamamen BOŞLUK seviyesine bakar mısınız alla'sen?
Kemal Alemdaroğlu hesabını kat'i surette veremediği bir sürü gereksiz harcamayı (savurmayı?) yapmaktan, çok ciddi bir akademik intihal vakası yaratmaya, kendini 'kadir-i mutlak' bir pozisyonda algılayarak YÖK'ün üniversiteyle ilgili aldığı kararları asla iplememeye: En az BİR DÜZİNE kadar çok mühim nedenin toplamı yüzünden en nihayet görevden alındı.
Ama sayın Sezer'e bildirilen, en hukuki ve son gerekçe: İstanbul Kardiyoloji Enstitüsü'nün bazı bölümlerini yetkisini
aşarak kapatmış olması, mahkemenin verdiği 'göreve iade' kararlarını uygulamaması ve keyfi borusunu bu kurumda yıllardır ve
ısrarla öttürürken her nevi kanuni dayanağı YOK saymış olmasıydı.
Oysa Prof. Gezgin'in uzun mu uzun 'dekanın rektörüne methiyesinde' tüm bu haklı ve somut gerekçelerden bir tanesine dahi, değinildiğine ve bir açıklama getirildiğine şahit olamıyoruz.
Neymiş? Tek dili, tek devleti, tek ulusu, tek vatanı, tek bayrağı savunan Tek Tek Alemdaroğlu'na karşı; çok dili, çok devleti, çok ulusu, çok vatanı ve çok bayrağı savunanlar: Cumhurbaşkanı Sezer olsun, YÖK Başkanı ve üyeleri olsun böyle bir kumpası düzenlemekte, böyle bir Teklerin Efendisi'ne karşı kumpaslarını kurarak onca yıldır astığı astık/kestiği kestik rejimiyle içine ettiği İstanbul Üniversitesi'ndeki yüce tektekçilik görevinden almaktadırlar.
Şimdi ben diyorum ki: Prof. Gezgin'in eserlediği dekanın rektöre propagandasının; 'Gelinim Olur musun?' evindeki Semranım'ın şahrem şahrem kızararak, ellerini oraya buraya savurarak televizyonlarının karşısındakilere ve evdeki biçarelere yaptığı 'Semranım Ne Ederse Doğru Eder' propagandasından ve içeriksiz/mesnetsiz/dayanaksız/bitmeyen kafa ütüleme seanslarından bir nebze dahi farkı yoktur.
Şimdi ben diyorum ki: Oğlunun beğendiği gelin adayı Sinem'in annesi nasıl olur da kızından önce evlenmeye kalkar diye sahte namus krizleri geçiren, 'Kızım gel öp elimi. Bizde her banyodan sonra; işe giderken, işten gelirken el öpülür', 'yok bizde şöyle yapılır da/böyle edilir' diye bir sürü atmasyon kural ve anane yumurtlayarak şirretlik enerjisiyle insanları bezdirmeye çabalayan Semranım'ın-
Evet: Semranım da, Prof. Gezgin de, Prof. Alemdaroğlu da, 'Yargıtay üyeliğinden istifa etmeyeceğim. Haksızlığa uğruyorum' diyebilen 'bağlantılı' Yargıtay üyesi Ergül Güryel de, Mesut Yılmaz da, Tamer Karadağlı da, Cem Uzan da, o da, bu da-
Yediden yetmişe çeşit çeşit/boy boy/değişen önemde muhtelif Türkler hep aynı: Gerçeklikle yüzleşememe, hiçbir şeyi doğru etiketlememe, kendin pişir-kendin ye palavralarla günü/anı kurtarma, kendi yalanına inanma, toplu sahtecilik ayinlerinde iman tazeleme gibi yerleşik (genetik?) 'huyun' sahibidirler. Ve yalancılık, ne pahasına olursa olsun sahtecilik; kaynakları bunca sonsuz bu milletin en büyük israf kapısıdır: Yalancılık/sahtecilik yüzünden kaybettiğimiz paranın, pulun, vaktin, kaynağın değerin haddi hesabı, hakikaten yoktur.



Comments



Post a comment




















Recommend ;)

Email this entry to:


Your email address:


Message (optional):


   

 

 


   

 

     

Everything (233)
How To Make a Manual Westy Tent
Metallica Featured On 'We All Love Ennio Morricone'
Metallica's Master of Puppets named most influential metal album
Kidman car crash footage
Top 100 Fonts

Life (103)
Oh My God! We are expecting a pumpkin!!!
Back!!!
What's Up?
Bad News: Google Adsense Account Disabled
Weekend Updates

Photos (66)
Güven Kıraç
Erkan Can
Sebnem Donmez (Opening Ceremony, 43rd Golden Orange Film Festival)
Faye Dunaway (Honourary Award, 43rd Antalya Golden Orange Film Festival)
Old Woman in Sirince

Tr (148)
Kardeşimi vurdular
Babaolmak.com
Ruh halimin güvercin tedirginliği
Bu film oldu, hissediyorum
Vatandaşın güzel tepkisi

Universe (132)
China's Internet Addiction
The Oscar Nominees
BLA.ST: Promotional Directory
Google to buy YouTube for $1.65 billion
Estate of the Day: A Metallica Mansion

Videos (4)
Guiness World Record for most T-Shirts worn at one time
New Metallica Song with Wrong Bass :)
Enormous Time-Waster: Sesame Street Video Clips
A Funny Tv Commercial From Berlitz

Yazarım... (istersem) (9)
Lord of The Ring
Fırtınadan Önce...
Makyajsız şehirler, ´sahici´ kişiler
Tommy Lee Jones Kovalamaktan Usanmıyor
Aman Tanrım! (Veya Aman! Jim Carrey)

     

     
     
 
   
 

welcome to movable type