Oğlumu ihbar ediyorum!

( Cafer Karatepe, Radikal 2, 23.01.2005)

Biricik amacının tüketmek, durmadan tüketmek, daha çok tüketmek, tek düşünün en büyük arabaya binmek, en görkemli evde oturmak, en marka giysiyi giymek olan, yani en gösterişli hayatı sürmek isteyen, fakat hiç tatmin olmayan, acıyı tatmadığı ve ötekini görmezlikten geldiği için mutluluğu tadamayan bireylerin çoğunlukta olduğu kamuoyuna açık mektubumdur.

İstanbul Üniversitesi'nde meydana gelen olaylar nedeniyle tutuklanan oğlum için 20 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldığını gazetelerden öğrendim. Gerçi ortada ölü, hatta yaralı falan yok; oğluma atılı somut bir suç da yok. Hatta tutuklama kararı veren sayın yargıçla (ismi bende saklı) da görüştüm. "Ortada bir suç var, ben de o gün başka fakülteden orada olanları tedbiren tutukladım, oğlunuz suçsuz olabilir, o takdirde tazminat davası açarsınız" dediyse de ben oğlumun çok suçlu olduğuna inanıyor, istenilen cezayı az buluyorum.


Bir kere oğlumun sicili pek temiz sayılmaz. Nitekim polisin savcılığa sunduğu yazıda bu açıkça görülüyor. 7 Ekim 2003 akşamı, 50 kadar arkadaşıyla Boğaziçi köprüsünde gösteri yapmışlar. Gözaltından çıkınca telefon ettim; öfkemden tıkanıyordum, ama ne de olsa hukukun üstünlüğüne inanan bir insandım, yargısız infaz yapmayayım diye öfkemi mümkün olduğu kadar saklamaya çalışarak bu eylemlerinin nedenini sordum: "Amerika'nın Irak işgalini protesto" imiş. Öfkeden deliye dönmüştüm, ağzıma geleni söyledim. Yorulup nefesim kesilince sanki bağırdıklarımı duymamış gibi yumuşak bir sesle, "Öfkeli babacığım, orada sivilleri, kadınları, hatta bebeleri bile öldürüyorlar. Kimilerini öldürmekten de beter ediyorlar" dedi. Kendimden geçmişim ve ağzım köpürüyordu. Ulan dedim, memlekette o kadar Sünnisi var, Alevisi var, Nurcusu var, Nakşisi var sana ne oluyor? Arap ülkelerinin halkları olanlara melül melül bakarken sana ne halt yemek düşüyor?
Ne yaptı biliyor musunuz? Utanmadan telefonu yüzüme kapatıverdi.
Her 6 Kasım'da bizim oğlan gözaltındadır. YÖK mü, kök mü ne karın ağrısıysa onu protesto ederlermiş. Bir keresinde harçların artırılmasını protesto etmişlerdi. "Oğlum", dedim yumuşak bir sesle, "Ben sana tıkır tıkır harçlıklarını gönderiyorum, protesto edilecekse ben ederim, sana ne oluyor, vazgeç bu işlerden", yüzüme düşmanca bir bakış fırlattıktan sonra, "Sen biliyor musun," dedi, "Birçok öğrenci kardeşimiz üniversiteyi kazandığı halde parasızlıktan okuyamıyor. Okuyanlar da yarı aç, yarı tok."
Bence en büyük suçları eski rektör ile uğraşmaları. O gitti, bu kez yerine geçici olarak atananla uğraşmaya başladılar. Neymiş, yeni gelen eskisini aratıyormuş. Rivayete göre rektör seçimlerinden önce öğrenci muhalefetini bertaraf etmek için bu tutuklama işini bizzat kendisi tezgâhlamış. Kazanamayacağını anlayınca da adaylıktan vazgeçmişmiş.
Hapishaneye bir baba olarak mecburen ziyaretine gittiğimde (ki adli suçluların içine atmışlar akıllansın biraz diye, iyi etmişler) yukarıda saydığım suçlarını hatırlattım. "Bak baba", dedi "Köprüdeki eylemden ötürü hakim yaptığımızın insani bir davranış olduğu savı ile beraat verdi. (Memlekette de amma hakimler var!) Eski rektörümüzü de Cumhurbaşkanımız görevden aldı. Bu olayda da suçsuz olduğumu senin dışında herkes biliyor." Sinirimden ziyaret sonunu beklemeden yanından ayrıldım.

Bela olacak çocuk...

Aslında bunun benim ve dolayısıyla toplumun başına bela olacağı daha öncelerden belliydi: Daha üniversiteye girdiği yıl bu tür işlere gireceğinden endişelendiğim için oğlum dedim, "Sana sıfır bir araba alayım, gençlik bir daha ele geçmez, gez eğlen" dedim. "Bak, sitemizdeki arkadaşların güzel güzel kızları arabalarına alıyor, vur patlasın çal oynasın yapıyorlar, hem de ayda bir sevgili değiştiriyorlar..." Bana ne dese beğenirsiniz; "Arkadaşlarımın kimisinin ayakkabısının altı delikken ben nasıl arabaya binerim?"
Üstüne başına da bakmaz. İzine geldiğinde komşulardan utanır oldum; yeni elbiseler ayakkabılar alayım desem hep geri çevirir, bunlar yeter, derdi. Benim eski gömlek, tişört, fanila ve hatta çoraplarımı giyerdi. Pantolonum kısa, ayakkabılarım da dar geldiğinden onların yenisine razı oluyordu. Düşünebiliyor musunuz tüm gençlik onun gibi olsa tekstil sektörümüz, otomativ sanayimiz krize girer; İtalyan tekstil sektörü de sallanır ve binlerce kişi işsiz kalırdı.
Sovyetler Birliği çöktüğü halde o hâlâ ideoloji peşinde; hem de bunu pek çaktırmadan yapıyor. Kola içmez, Mc Donald's'a gitmez, ama bunu sağlığını düşündüğü için değil, salt Amerika'ya para gitmesin diye yapar. Daha Anadolu Lisesi'nde okurken, yani yanımdayken bile Amerikan dizilerini, kimi filmlerini izlemezdi kültürümüzü yozlaştırıyorlar diye. Bana bir keresinde, "Baba, biliyor musun biz Amerikan işgali altındayız" demişti de bir anlam verememiştim. Demek ta o zamanlardan kafası fitne fücur doluymuş.
Bunun suçları anlatmakla bitmez. Hangi birini anlatayım ki? Bir sınıfı diğer bir sınıfa karşı da kışkırtıyor olabilir mesela. Yılbaşlarında İzmir'e, evimize gelmez, bayramlarda da bir gün kalır hemen dönerdi. Yalnız başına İstanbul'da ne yapar, ne eder diye hep merak ederdim, ama sonunda foyası ortaya çıktı. Radikal gazetesinde gördüm, inanmayan gazetenin 01.01.2002 tarihli sayısının 3. sayfasına bakabilir. Arkadaşlarıyla fotoğrafları var. Size bir fotokopisini gönderiyorum. Kendisi üç çiçeğin içindeki tek böcektir. Meğersem o günlerde kendi aralarında, hocalarından, tanıdıklarından ve diğer fakir semtlerden dayanışma yolu ile topladıkları oyuncak ve çocuk giysilerini gecekondu semtlerindeki çocuklara verirlermiş. Siz diyeceksiniz ki ne var bunda, ama biz geçmişte çok gördük bu tür numaraları, kimbilir altında ne hinlikler yatıyordur. Bence bu olayda fakir sınıf, bir şekilde zengin sınıfa karşı kışkırtılıyor olabilir. İncelenmesi gerekirdi. Bu yılbaşı hapiste olduğundan yapamamıştır sanırım.


Kız gibi çocuk!

Çocuk eğitimcilerin güzel bir sözü vardır: Problemli çocuğu yaratan problemli ana-babadır. Onun için oğlumun bu tür problemlerinden kendimi sorumlu tutuyorum çoğu kez. Ben onu eski kafa ile, annemin babamın beni yetiştirmek istediği gibi, yani kız gibi yetiştirdim. Hayvan haşaratı, nebatatı çok sever. Duyarlı ve kırılgandır. Kavgadan nefret eder. Böyle yetiştirdiğime çok pişmanım, çünkü toplumla uyum sağlamakta çok zorlanıyor. Ensesine vur, elinden lokmayı al, kılı kıpırdamaz. Onun için aylık harçlığını üç ya da dört parçada gönderirim. İki kişi kavga etse hemen ayırmaya girişir. Bundan dolayı birkaç kez dayak yediği halde hâlâ akıllanmadı. Bir lokantaya gitsek önce etraftaki aç kedi ve köpekleri doyurmaya kalkar. Hapishane benim yanlışlıklarımı düzeltecektir kuşkusuz. En iyi öğretmen olan hayatın ona dövüşmeyi, nefreti ve egoizmi iyi bir öğretmesini istiyorum.
Onu özel bir üniversiteye vermemem en büyük hatalarımdan biriydi aslında.
Sözü daha fazla uzatmamak için şöyle diyebilirim: Oğlum hilkat garibesi gibi, çağdaşlarının çoğunluğuna benzemiyor. Sanki ilkel çağlardan kalma bir fosil. Bara, pavyona gidip eğleneceğine kitap okur, marka giyineceğine benim eskileri tercih eder. Kendisini zerre kadar ilgilendirmeyen işlere burnunu sokar; neymiş efendim bizim de başımıza aynısı gelebilirmiş. Onun dışarıda dolaşması, hele başka gençlere örnek olması ülkemizin ve dünya halklarının iyiliğine olmaz. Hatta kendi iyiliğine de olmaz. En iyisi siz onu içerden çıkarmayın, müebbet, hatta ağırlaştırılmış müebbet falan verin. Serbest bıraksanız, o bir yolunu bulur kendini içeri attırır nasıl olsa. Ben de hazır alışmışken yokluğuna, lütfen yapın bunu. Aslında kendimi düşünüyorsam namerdim. Bir düşünsenize tüm gençlerin böyle olduğunu; her şey alt üst olur alimallah! Amerika ve hatta AB yardımlarını keser, güzel memleketimiz kaosa sürüklenir.
Bence tüm gençlere ve hatta onların ana babalarına örnek olsun diye oğlumu Taksim meydanında biraz sallandırmak iyi olur. Yanlış anlaşılmasın, ayaklarından tabii...



Comments



Post a comment




















Recommend ;)

Email this entry to:


Your email address:


Message (optional):


   

 

 


   

 

     

Everything (239)
Optimus Maximus
The All Harp Tribute to Metallica: Harptallica
Ikea Hacker: ikea hacks and mods, fabs and flops
Ballet Ruffles Some Feathers
Rodrigo y Gabriela

Life (105)
Am I Back?
Look What I Have Bought
Oh My God! We are expecting a pumpkin!!!
Back!!!
What's Up?

Photos (66)
Güven Kıraç
Erkan Can
Sebnem Donmez (Opening Ceremony, 43rd Golden Orange Film Festival)
Faye Dunaway (Honourary Award, 43rd Antalya Golden Orange Film Festival)
Old Woman in Sirince

Tr (149)
SinemaSeans.com
Kardeşimi vurdular
Babaolmak.com
Ruh halimin güvercin tedirginliği
Bu film oldu, hissediyorum

Universe (133)
Dismal World - Snapshots from the Not-So-Happy Globe
China's Internet Addiction
The Oscar Nominees
BLA.ST: Promotional Directory
Google to buy YouTube for $1.65 billion

Videos (4)
Guiness World Record for most T-Shirts worn at one time
New Metallica Song with Wrong Bass :)
Enormous Time-Waster: Sesame Street Video Clips
A Funny Tv Commercial From Berlitz

Yazarım... (istersem) (9)
Lord of The Ring
Fırtınadan Önce...
Makyajsız şehirler, ´sahici´ kişiler
Tommy Lee Jones Kovalamaktan Usanmıyor
Aman Tanrım! (Veya Aman! Jim Carrey)

     

     
     
 
   
 

welcome to movable type