Kibritçi kız meta olmasın
( Ayça Şen, Radikal Cumartesi, 8 Nisan 2006 )
Yalnız çocuk büyüten çok sayıda kadın var. Bunların bir bölümü çocuk beş yaşına gelmeden ayrılmış, birçoğu yedi sekiz aylıkken, birçoğu da evlenmeden yapmış.
Böyle çok arkadaşım var. Evlenen, evlenmeyen, sırf çocuk sahibi olmak için evlenmek isteyen, istemeyen...
Bu yazıyı yazmak zorundayım. Her ne kadar Memo üç gündür evde ateşlerle yatıyor ve işbu satırları yazarken masanın başında yazı yazdığımı gördüğü için sürekli gelip bir şeyler istiyor olsa da. Annem küstü gitti, 10 gündür yok. Bense rahatım. Memo'yla yalnızım ve rahatım. Bana komik geliyor ama bir de sevgilim var artık. Çünkü bu sözü kullanmayalı o kadar uzun zaman olmuş ki: "Sevgili..."
Tabii kolay olmuyor. Yaşadıklarını hastalıklı bir dikkatle detaylandırdığını sanan biri olmanın yanı sıra detaylarının da oldukça gerçek olması, kimseden hiçbir şey beklemeyen biri olduğunu ara sıra kendine hatırlatacak kadar hafızası zayıf bir kimse oluşun, gerçekten, ama gerçekten, artık kimsenin kimseyi sevmediğini, bunun da kırk yılda bir geçen kuyruklu yıldız olduğunu bilişin ve hayatın - hiç - bir - şekilde garantisi olmayışı ve tabii bütün bunları bir arada yürütmeye çalışırken zaman zaman yorgunluktan dilinin yerlere değmesi. Sıradan zorluklar yani.
Yalnız başına çocuk büyütmek zor değil. Kendini yalnız kılarak büyütmek zor. Kişisel tarihinle yüzleşme korkuların, hatta saçına sürdüğün jöle bile, kendini tanımana, karşındakini anlamana ve bunları detaylandırmana mani. Dolayısıyla aslında 'tek başına çocuk büyütmek' derken, çocukluğumuzdan bu güne kadar yaptığımız gibi bütün o sürecin bir parçası aslında yalnız başına çocuk büyütmek.
Memo'nun babası geldi şimdi. Beni biraz solgun gördü; ayrıyız, kızgınız ama severiz birbirimizi. Son zamanlarda yeni bir ilişkinin verdiği korkular, sosyal yaşamda verdiğim tavizlerle yüzümdeki ışık tutulmuş tavşan kardeşe seslenerek "Güçlü olsana sen," dedi, "Korkmasana," dedi. Belki de sevildiğimize inanmamanın inanamamanın verdiği bir zavallılık üzerimizde o yalnız başına başkalarına hüzün veren.
Yani aslında sanılanın aksine yalnız değil, bilakisim. Sadece zaman zaman şımarıp, hepimiz gibi yalnızlığımızla yüceltebiliyoruz kendimizi. Bu oyuna gele de biliyoruz katır kadar olduğumuz halde.
Ve bu da normal belki. Yalnız yalnız, bütün meczup hissiyatımızla dolaşırken bir gün yolda işte 'O' aşkla karşılaşacağımızın umududur bu; kim bilir... O'nu aramanın sınırsız lüksüne sahip insanlarız. Ya sahip olamayanlar?
Binlerce kadın tek başına, bildiğimiz o ne çetin şartlarda, yapayalnız - tek çocuklu da değil ve bazen çocuksuz nelere katlanıyor; bizimki zıpçıktılık yani.
İnsanız, zaman zaman hayat tırsıtıyor; bocalıyorsun, düşüyorsun, kalkıyorsun ve seni koruyan tek şey katıksız ve karşılık beklemeden birilerine duyduğun sevgi. Yani güldüğüm Cezmi Ersöz duyarlılığı, Ahmet Altan ve hatta Hakan aşkörtmenliği, Işık Menderes bilgeliği ve (utanarak) zaman zaman Mevlana âşıklığı kendini haklı çıkardı; ne kadar bunu yazarken yakın arkadaşlarıma mahcup olacağımı bilsem bile. Ama tabii ben de şu anda biraz dalga geçiyorum içimden bu 'duyargan' kararsızlığımla. Ve maalesef zaten yalnızlığı yaratan da bu serkeş saygısızlık. Tavrını koyamama.
Şimdi tavrımı koyuyorum ve bütün kararlılığımla iki saattir dereceyi koltuk altına almayan Memo'ya bunu yaptıracağım. Bu kadar yani.
Posted by Fikirbaz at April 11, 2006 11:07 PM
- Save This Page At Del.icio.us