February 27, 2003
Bye bye love
Bye bye love
Bye bye happiness
Hello loneliness
I think I'm gonna cry
Bye bye love
Bye bye sweet caress
Hello emptiness
I feel like I could die
Bye bye my love, goodbye
There goes my baby
With someone new
She sure looks happy
I sure am blue
She was my baby
Till he stepped in
Goodbye to romance
That might have been
CHORUS
I'm through with romance
I'm through with love
I'm through with counting
The stars above
And here's the reason
That I'm so free
My loving baby
Is through with me
CHORUS
February 26, 2003
Nazim Hikmet
Nazim Hikmet, popularly known and critically acclaimed in Turkey as the first and foremost modern Turkish poet, is known around the world as one of the greatest international poets of the twentieth century, and his poetry has been translated into more than fifty languages. Born in 1902 in Salonika, where his father was in the foreign service, Hikmet grew up in Istanbul. You can read his whole life here.
A fervent nationalist patriot, a socialist whose humanistic views tran- scended barriers of race and country, Nazim Hikmet is considered one of Turkey's very foremost modern poets . . . and yet for many years his works were banned in his native country and he himself suffered long exile. (Comtemporary Turkish Writers - A Critical Bio-Bibliography Louis Mitler - Indiana University Uralic and Altaic Series, 1988. p. 178-179. )
One of the most important figures in the 20th century Turkish literature and one of the first Turkish poets to use more or less free verse. Hikmet became during his life time the best-known Turkish poet in the West, and his works were translated into several languages. However, in his home country Hikmet was condemned for his commitment to Marxism and he remained decades after his death a controversial figure. His writings were filled social criticism and he was the only major writer to speak out against the Armenian massacres in 1915 and 1922. (To read it all, please click...;)
Here are some links (in english) about Nazim Hikmet:
His Life, His Work, Comments
Poems of Nazim Hikmet Revised and Expanded
The Most Strange of Creatures
Nazim Hikmet at Poets.org
A sad State of Freedom
Hymn To Life
Altıncı Mektup
Hint Okyanusu'nu seyrettim bu sabah.
Okyanuslar üstüne bir çift sözüm var sana :
Kıyısından seyredilen okyanus
Farksızdır Marmara açıklarından.
Yani demek istediğim :
Okyanuslar büyük sevdalar gibidir Tulyakova
Seyredilmeğe gelmez,
Okyanus yaşanılır.
Nazım Hikmet Ran
February 25, 2003
Dream On (by Aerosmith)
Everytime that I look in the mirror
All these lines on my face gettin' clearer
The past is gone
It went by like dust to dawn
Isn't that the way
Everybody's got their dues in life to pay
I know what nobody knows
Where it comes and where it goes
I know it's everybody's sin
You got to lose to know how to win
Half my life is in books' written pages
Live and learn from fools and from sages
You know it's true
All the things come back to you
Sing with me, sing for the years
Sing for the laughter, sing for the tears
Sing with me, if it's just for today
Maybe tomorrow the good Lord will take you away
Dream On, Dream On
Dream yourself a dream come true
Dream On, Dream On
Dream until your dream come true
Dream On, Dream On, Dream On..
Sing with me, sing for the years
Sing for the laughter and sing for the tears
Sing with me, if it's just for today
Maybe tomorrow the good Lord will take you away
Ataol Behramoğlu'nun duası...
Ulu Tanrım,
Her zaman, her yerde ve her konuda benim de konuşmam gerektiği düşüncesinden beni arındır.
Çevremdeki insanların hayatlarını yönlendirme ve hatalarını düzeltme arzusundan beni kurtar. Konuşurken gereksiz detayları anlatmamam için beynimi serbest bırak ve bir an önce konuşmanın sonuna varmamı sağla.
Başkalarının ağrı ve acılarını dinleyebilme nezaket ve sabrını ver ve bu arada kendi ağrı ve sızılarımı onlara anlatmamam için dudaklarımı mühürle (çünkü yılar geçip yaşlandığımda, ağrı ve sızılar artıyor ve bunlardan herkese bahsetmek bana ayrı bir zevk veriyor).
Lütfen tanrım bana arada sırada benim de yanılabileceğim gerçeğini öğret.
Beni olabildiğince iyi insan yap. Beni melek yap da demiyorum zira bu tip insanlarla yaşamak zordur.
Tanrım ummadığımız yerlerde güzel şeyler, beklemediğimiz insanların güzel işler yapabildiklerini görebilmemi sağla ve bana bunu onlara söyleyebilme inceliğini ver.
Beni mantıklı bir insan yap, kötümser yapma, benim insanlara yardımcı olabilmeme yardımcı ol, fakat onlara hiçbir zaman patronluk yapma hevesi verme bana.
Her ne kadar benim çok derin bir akıl stoğum olduğuna ve bu stoktan başkalarının da faydalanmasının çok büyük kayıp olduğuna inanıyorsam da ulu tanrım, bırak bunu göstermeyeyim. Böylece hayatımın son döneminde etrafımda birkaç arkadaşım olsun istiyorum.
Amin.
Ataol Behramoğlu (tr)
February 24, 2003
Xanthos (Arinna)
The ancient Lycian capital of Xanthos, discovered in 1838 by the archaeologist Charles Fellows. City was a free, independent town till 545 BC., when it was besieged by the Persian army led by Harpagus. Today city near one of the Turkish village called Kinik, lies 18 km north of Patara. You can see the Theater, Tomb of the Harpies, Nereid Monument, Agora, and Inscribed Pillar, among a mixture of ruins from lycian, Roman and Byzantine times, create the special atmosphere of this site whose original reliefs are kept in the British Museum in London . The holy Lycian center of Letoon, 5 km farther to the Xsantos, there are three temples dedicated to Leto, Apollo and Artemis, familiar goods of mythology, which goes back to 4th century B.C., is built between the other two in Ionic and Doric style. All they are await the exploring by tourist. You can find much more information in the web site of Ministry of Culture. (And here is the Turkish version) And if you need a travelwizard...
This photo was shot in February 2002 in Xanthos (naturally :) Photography (& copyright) Özgür Poyrazoğlu
"Yaşananları konuşmak gerek"
Atom Egoyan'ın, Ermeni soykırımı iddiasının farklı kuşaklar tarafından, özellikle de Ermenilerce nasıl algınlandığını anlatmaya çalışan filmi Ararat, denetimden geçerse eylülde Türkiye'de vizyona girecek. Çekim aşamasından itibaren tartışma yaratan filmin, ülkemizde sansürlü olarak gösterilmesi bekleniyor. Egoyan'la, jüri başkanı olduğu Berlin Film Festivali sırasında Esin konuştu. İster istemez Ararat hakkında...
(22.02.2003 - Esin Küçüktepepınar/Sinema.com)
Siyah takım elbisesi içinde, dağınık gür saçları, samimi, çocuksu yüzündeki
sıcak gülümsemesi ve heyecanlı ifadesiyle 42 yaşında bile göstermiyor.
Üniversitede çektiği kısa metrajlı filmlerden bu yana Egoyan'ın sanatını
belirleyen ve onu bir 'auteur' kılan en belirgin özelliği kişiselliği. Bütün
büyük sinemacılarda rastlanan 'takıntılar', yinelenen motif ve temalar, uyum,
ritim, estetik Egoyan'da var.
Televizyon bir yana, Kanada sinemasının temsilcisi, Cannes Film Festivali'nin
gediklisi, üç kez operaya imzasını atan bir yazar- yönetmen. Kaza mı, kader mi,
takdir-i ilahi midir bu? Hayır, Exotica ya da Başka Bir Dünya filmlerindeki
açmazları sorgulamıyorum. Hiçbir tesadüfe dayanmayan benzersiz 'talih'
öykülerinden oluşan sinemasını konuşmak isterken, sonunda
onunla kısmet olan bir söyleşinin Ararat üzerine dönüp dolaşacağını bildiğim
için kendimi oyalıyorum.
Ararat ya da Ağrı Dağı... Benim için ne anlattığından ziyade nasıl
anlatıldığının öne çıktığı filmlerden birisi bu. Bildiğimiz Egoyan sinemasının
çatısı altında kurulan öykünün yine sayısız katmanları, referansları var.
Dolayısıyla mevzu karmaşık gelebilir özetlenirse ama kısaca şöyle: Film, günümüz
Kanadası'nda Ermeni topluluğu içinde geçiyor. Karakterler ziyadesiyle muhtelif.
Ortada film içinde bir film var ki, ilk kuşağı temsil eden yaşlı yönetmen 1915
Van olaylarını çekiyor. Çevrede bir şekilde film işine katılan ya da onların
yakınları olan dört ayrı kuşağın temsilcileri de tarihi ve kişisel sorgulamalar
içindeler. Film, bu kurguyla
bizi Türkiye'nin doğusundaki geçmiş ile günümüz Torontosu arasında getirip
götürüyor. Ararat özetle Ermeni soykırımı iddiasına dayanıyor. Egoyan geçmişle
değil şimdiyle ilgilendiğini ısrarla söylüyor ve bu iddianın resmi olarak kabul
görmesini bekliyor. Filmi henüz izlemeden yapmak zorunda olduğum görüşmeden
sonra büyük bir nezaketle tekrar arayarak Ararat üzerine konuşmak isteyen Atom
Egoyan ile onun Berlinale'de jüri başkanı, benim de film eleştirmeni olarak
geldiğim Berlin'deyiz.
Doğal olarak Türk kimliğinden sıyrılıp, filmi bir sinema yazarı olarak