September 28, 2003


Absolut Pepper At Last

I am trying to find Absolut Pepper in Turkey for a long time... (It's been more than two years), In Turkey or abroad, in the customs shop in some airports o didn't see it... (I only found very little bottles) Anyway, at lasy today I found 1lt. bottles in a grossmarket there were only two bottles and I bought one. (I still think whether I should buy the other one)

Anyway, Absolut Advertisements are world famous and really great, I like them a lot... And here is a link about Absolut ads: Absolutad.org... Official Absolut side is also here, and Absolutcollectors.com is also very interesting.

Even the ABSOLUT bottle, which is inspired by a medicine bottle from the 18th century, is manufactured in Åhus, south Sweden. The bottle is manufactured of sand with low iron content to make the glass cristal clear. Before the bottles are filled they get washed by - ABSOLUT VODKA.




September 27, 2003


İlham-ı Hazan

Herkesin bir mevsimi varsa eğer, bir güneş çocuğu olarak; doğduğum mevsimi reddedip sonbaharımın, hazanımın, güzümün, güzeller güzelimin beni evlat edinmesini diliyorum.

Hoş geldin mevsimim! Acıyı en güzel çeken, buram buram ıslak toprak ve hüzün kokan, yaza ait parlak ne varsa, birbirinden alımlı milyonlarca buğulu tona boyayan mevsimim hoş geldin!

Bilirim, yine birkaç damla gözyaşı biriktirdin bana, yine yeni hikayeler getirdin, yeni planlar yaptıracaksın yeni başlangıçlara! Bilirim, ilkbahara inat; sen aşık edeceksin beni, buram buram adaçayı ve ıhlamur kokan mekanlarda.

Sonbahar desenli, yaprak renkli giysilerimi giyindim, kaybolmaya hazırlanıyorum içinde kaybolmaya ve ait olduğum zamanla buluşmaya. Tarçın renkli farını gözüme sürüp, yanağımı çamura boyayan güzüm, güzelim hoş geldin!

Serininden, yelinden eteklerini savura savura, koşa koşa geldiğin belli! Şımarık, sarışın güneşin matemindekilere inat sonbahar çocukları neşeli. Hoşgeldin aşık eden, şair eden, baş döndüren güzelim, güzüm hoş geldin!




September 24, 2003


Countdown To Extinction

Endangered species, caged in fright
Shot in cold blood, no chance to fight
The stage is set, now pay the price
An ego boost, don't think twice
Technology, the battle's unfair
You pull the hammer without a care
Squeeze the trigger that makes you Man
Pseudo-safari, the hunt is canned...
The hunt is canned

All are gone, all but one
No contest, nowhere to run
No more left, only one
This is it, this is the Countdown to Extinction

Tell the truth, you wouldn't dare
The skin and trophy, oh so rare
Silence speaks louder than words
Ignore the guilt, and take your turn
Liars anagram is "lairs"
Man you were never even there
Killed a few feet from the cages
Point blank, you're so courageous...
So courageous

One hour from now,
another species of life form
will disappear off the face of the planet
forever...and the rate is accelerating

(Mustaine/Menza/Ellefson/Friedman)





Pablo Neruda...

I happen to be tired of being a man
I happen to enter tailor shops and movie houses
withered, impenetrable, like a felt swan
navigating in a water of sources and ashes.
(from 'Walking Around')

Pablo Neruda (1904-1973), whose real name is Neftalí Ricardo Reyes Basoalto, was born on 12 July, 1904, in the town of Parral in Chile. His father was a railway employee and his mother, who died shortly after his birth, a teacher. Some years later his father, who had then moved to the town of Temuco, remarried doña Trinidad Candia Malverde. The poet spent his childhood and youth in Temuco, where he also got to know Gabriela Mistral, head of the girls' secondary school, who took a liking to him. At the early age of thirteen he began to contribute some articles to the daily "La Mañana", among them, Entusiasmo y Perseverancia - his first publication - and his first poem. In 1920, he became a contributor to the literary journal "Selva Austral" under the pen name of Pablo Neruda, which he adopted in memory of the Czechoslovak poet Jan Neruda (1834-1891). Some of the poems Neruda wrote at that time are to be found in his first published book: Crepusculario (1923). The following year saw the publication of Veinte poemas de amor y una cancion desesperada, one of his best-known and most translated works. Alongside his literary activities, Neruda studied French and pedagogy at the University of Chile in Santiago.

Pablo Neruda (1904-1973)
Pablo Neruda – Biography





Makyajsız şehirler, ´sahici´ kişiler

Dünyanın bütün büyük şehirlerinde madalyonun bir de öteki yüzü var. Ve bildiğimiz geleneksel Hollywood sineması dışında çekilen madalyonun işte bu öteki yüzüyle ilgili filmler... Paris´in Eyfel Kulesi´nden ibaret olmadığını, New York´ta sadece gökdelen iş merkezleri bulunmadığını, Londra´da Trafalgar Meydanı, saraylar, kuleler, köprüler dışında da gerçek ve makyajsız bir yaşamın sürdüğünü anlatan filmler. Stephen Frears´ın son filmi de bunlardan biri. Üstelik de bütün turistik fotoğraflardan uzak durmasına rağmen bir şehrin "gerçeğini" merak edebilecek turistlere ilginç gelebilecek şehir görüntüleriyle bezenmiş bir film.

Üstelik (neredeyse bütün İngiliz filmlerinde olduğu gibi) filmde gerçek insanlar oynuyor. Sokakta rastlayabileceğimiz ama fark etmeyeceğimiz türden. Sabah kör karanlıkta hızlı adımlarla mesaiye yetişmeye çalışan, akşam yorgun argın eve dönerken pazara uğrayan, fazla mesai yapabilmek için uyank kalmaya çalışan "gerçek insanlar."


Film de gerçek mekanlardaki gerçek insanlar üzerine kurulu. Bir çok insanın yollarını kesiştiren "gerçek" bir otelde yaşanan kirli işler, yaşam mücadelesi veren sıradan insanları nasıl malzeme yaptığını adım adım izliyoruz filmde. Otelde çalışan temizlikçi Türk kızı, gece vardiyasında telefonlara bakan Nijeryalı, her gece bir çok müşterisiyle oteldeki odasında "görüşen" sevimli telekız ve otelin 510 numaralı odasını her türlü kirli iş için kullanan otel müdürü.

Filmin oyuncu kadrosu gösterişsiz ve son derece başarılı. Amelie gibi bir masal-film´le tanınan Audrey Tatou bu sefer karşımıza makyajsız ve çok daha "gerçek" olarak çıkıyor. Amelie´de sokakta yanında geçenlere o dokunurken artık o sizin yanınızdan dokunulabilecek herhangi birisi olarak geçiyor. Hiç İngilizce bilmeden İngiliz otel müdürünü canlandıran İstanbul Film Festivali´nde "Harry Un Ami Qui Vous Veut du Bien-Harry İyiliğinizi İsteyen Bir Dost"ta seyrettiğimiz Sergi Lopez de, çok az İngilizcesi´ni üstelik de Türk aksanıyla kullanmak durumunda olan Audrey Tatou da, Amistad´dan hayırlayabileceğimiz tiyatro kökenli Chiwetel Ejiofor da önümüzdeki yıllarda bir çok Avrupa filminde defalarca karşımıza çıkacak gibi.

Yönetmen Stephen Frears ve senarist Steven Knight seyirciye iki adet film birden sunuyorlar. Bir yandan entrikaların döndüğü, kapalı kapılar ardında bir "kirli" bir yeraltı macerası, öte yandan Londra´nın yaşayan mahallelerinde geçen sevecen ve sımsıcak bir insan ilişkileri ve "tatlı" bir dayanışma filmi. İki filmin karışımından saate hiç baktırmadan neredeyse soluk soluğa ve merakla izlenen, yer yer üzdüğü kadar içinizi de ısıtan bir film çıkmış ortaya.



September 22, 2003


Novelty Chess Sets

When I was looking for Tikal the boardgame on the net, I found Peanuts Chess Set. I liked it. It is a great way of making a child play chess and also it is a great collector's item. Then I remembered the chess sets I saw in a shop in London they were novelty chess sets; Star Wars, Harry Potter, Lord of the Rings, The Simpsons and some others, when I searched for them, I found them altogether: Novelty Chess Sets. (A great gift idea if you have chesslover collector friends :) And you can find all chess related things in Chessexpress.com... Enjoy!





Birkaç Türkçe Link

Son günlerde ağıma takılan güzel siteler oldu, bunları zaten sağ sütunda linkler bölümüne (üstelik de blogrolling olmayan sağ tarafa) ekledim eklemeye ama ziyaretçilerin algı eşiklerinin azizliğine uğramamak için yazayım da istedim. (Kaldı ki hepsini de favori linklere ekelemedim zaten...)

- Schizophrenia: Absolute Septic; kişisel bir blog sitesi, güzel fotoğraflar var; tıklayınız kocaman kocaman açıldıklarını göreceksiniz. Eve gidip gitar fotoğrafları çekme isteği uyandırdı bende feci şekilde.

- Derkenar: Akıl Sağlığı ve Rot Balans Akademisi; "Hızlı Gazeteci" Necdet Şen'in sitesi; girdiğine oku oku bitmez izlenimi veriyor. Bir sürü "sağlam" siteye linkler var, onlar da tıkla tıkla bitmez gibi görünüyorlar.

- Pamukcüce ve Yedi Prensesler: Tasarım filan profesyonel, arada sırada girip okumayı seviyorum, eğlendiriyor, tavsiye ederim. (Sanki diğerlerini etmiyorum)

- Zoque: Müzik, fotoğraf, resim gibi başlıkları var; takip edilesi, haber alınası. Çok uzatmaya gerek yok, ondan sonra gereksiz yere tavsiye ederim filan gibi laflar etmeye başlıyorum.

- Senarist.tk: Enteresan bir blog. Güzel yurdumda tek bir konuya yüklenmiş site (hele de blog) bulmak zordur. Sadece senaryo ve senaristlerle ilgili bir blog bulmak da şaşırttı beni.





An Ancient Mayan Capital: Tikal

These days my favourite boardgame is "Tikal". Designed by M. Kiesling, W. Kramer, published by Ravensburger, Tikal is a strategy game that 2-4 people can play and it finishes around 90 minutes.

Imagine you're Indiana Jones: directing the excavation of an important Mayan site. But, there are others who want to steal away the treasure and fame for themselves! In the Tikal board game, you'll explore into the jungle, finding temples and treasure. You have to claim them for yourself and guard them well.

Tikal is a Mayan archaeological site in the Peten jungle of Guatemala.

Miguel Ángel Asturias, named Nobel Laureate in 1967, wrote "Only Guatemala is comparable to itself," describing it as "a land of natural dreamscapes...mysterious presences and absences." Tikal, the largest known Mayan city, is incomparable in the same way; its size imposing and intimidating, its setting lush and teeming with wildlife, and with a mysterious and overwhelming atmosphere best described in the writing of Asturias:

"The imagination reels. There are reliefs, pyramids, temples in the extinguished city. The damp murmur of the arroyos, voices, crepitations of the intertangling vines, the sound of flapping wings, trickle into the immense sea of silence. Everything palpitates, breathes, exhausting itself in green above the vast roof of Peten."

Miguel Ángel Asturias, The Mirror of Lida Sal: Tales Based on Mayan Myths & Guatemalan Legends, p. 13-14.

So here are a couple of Tikal links:
- Tikal; The place of remembered voices...
- Journey through Tikal...
- Tikal; Science Museum of Minesota
- Enjoyguatemala.com: Tikal
- An article and quick facts about Tikal

Andif you wanna learn more about the boardgame Tikal, check Rainydaygames.ca...




September 18, 2003


I See A Little Silhouetto...

siluet.jpg





Just Some Links

Here some links I recently visited:
- Mr and Mrs Wheatley LTD has an interesting site packed with a big bunch of links...
- Here is the personal site of Erik, who has managed to make a pc keyboard with a classic typewriter. (Step by step guide included)
- What is a skull? Why does your face changes when you hear of skull... It is just abone. This site also shows you skulls of different animals such as rhinos, monkeys, tapirs and even turtles...
- The Flower with Power: Echinacea




September 15, 2003


Rseacrh

Aoccdrnig to a rscheearch at an Elingsh uinervtisy, it deosn't mttaer in waht oredr the ltteers in a wrod are, the olny ipmroetnt tihng is taht frist and lsat ltteer is at the rghit pclae. The rset can be a toatl mses and you can sitll raed it wouthit porbelm. Tihs is bcuseae we do not raed ervey lteter by itslef but the wrod as a wlohe.




September 14, 2003


Üşümüş Kediler Zamanı

(Ahmet Büke, Radikal 2, 14.09.2003)

Yine kendinden önce kokusu geldi. Sıcak sacın üzerinde kıvranan mandalina kabuğu gibi arsız, kahve sinmiş bakkal amca elleri gibi hesapsız duruverdi karşımda.
Otuz kusur senedir yapıyor bunu bana ya, yine de eskimedi heyecanım.
Tıp, tıp iki damla alnıma. Gözlük başa bela işte, tozlu ayakkabılarıma baktım ben de.
Limon ağacının benzi uçtu. Karıncalar tahta bavullarıyla Basmane'ye yollandılar. İpe dizilmiş biberleri içeriye kaldırdı teyzeler. Sıkılmış salça tepsileri ha keza, kalbimiz kadar temiz yaşmaklarla örtüldü de yağmur değmez pervazlara çekildi.
Kısa şortlu haylaz düşlerimi Sümerbank çizgili pijamalarla yatırır oldu annem. Güneş de arka taraftaki ayakçı meyhaneye daha erken kaçmaya başladı.
Çook alametler belirdi yani. Eli kulağında işte.
O bunu hep yapar zaten.


Kendimi bildim bileli aniden girer hayatıma. Işığın sürmesini elleriyle çekip uzun uzun yağar; "Geliyorum cancağızım."
Artık rakıyı buzla içemez olurum. Aklıma dedemin el örgüsü atkısı düşer. Yadigar abinin yazlık sinemadaki son gülümsemesi gibidir bu hatırlama hissi. Bundandır bir tarafım gülerken diğer yarımın nar dalı gibi kızarması.
Sonra yakası kürklü kahverengi mantosu, kızıl saçları, saçlarında kestane yaprakları ve serin bedeniyle sokağın başından belirir. Kiremit rengi rujuyla hayatımın en çapkınıdır. Kalbim çarpar taka tuka.
Ah bu sonbahar, mevsimlerin Fahriye Ablası mıdır yoksa?
Zamanın ikindi vaktinde gelir de kırıtır serinliğiyle. Bazen de yazın en son öğleden sonrası gibi uzun uzun demlenir kapı önünde.
Neyse dedim ya ha vardı ha varacak. Yapraklara şimdiden düşen koyu gölgeden anlıyorum yakınlığını.
Ama bu sene Karataş'a, Zeki Müren Parkı'nın hemen üstüne taşınıyormuş. Arap kızından duydum bu lakırdıyı günahı boynuna. Cumbalı, dantelalı bir aşka teşne yani.
Gün aşırı yıkar saçlarını artık. Kordon güneşinin kırık dökükleri, bir de çarşıcı askerler nasiplensin diye. Hem çamaşırlarını asar hem de buzlu badem bacaklarını açar. Saçlarının düştüğü omuzlarından hiç bahsetmeyeyim zira yerin kulağı vardır. Sonra uğraş dur eşrefpaşa takımıyla.
Vallahi bilmem artık. Bu sene kararlıyım. Kapısının dibinden ayrılmayacağım. Ya o beni atar evine ya ben girerim bacadan ıslak bir kedi gibi.
Belki de bu en sonuncu bahardır da gözüm açık gider maazallah.




Tommy Lee Jones Kovalamaktan Usanmıyor

Bazı filmler vardır, bir reçeteye göre yapılmıştır. (Hani genellikle Hollywood filmleri diye de adlandırmak mümkündür) Biraz şundan, biraz bundan, bir ünlü oyuncu, yardımcı oyuncu eskilerden, biraz aşk, biraz aksiyon, başı belli, ortası belli, sonu zaten en baştan belli...

Peki niye yapılır bu filmler? Eğlendirmek için, seyirciye iyi vakit geçirtmek, normal hayattan koparıp almak için... Bence Air Force One bu filmler arasında hemen akla gelebilecek bir örnektir. Harrison Ford Amerikan başkanıdır, başkanlık uçağı kaçırılır, sonunda iş başa düşer filan filan...
Ford'un diğer bir akılda kalan filmi (ki Ford'un filmografisindeki yeri de önemlidir) önce bir televizyon dizisiyken sinemaya uyarlanan Kaçak'tır (Fugitive) Kimseye derdini anlatamayan Harrison Ford kaçar da kaçar, arkasında da hırslı ve azimli bir kovalayanı vardır: Tommy Lee Jones... (Evet sonunda okuyucu bu upuzun girişin aslında lafı Tommy Lee Jones'a getirmek için olduğunu görür...) Yapımcılar Harrison Ford'un artık kaçmak için fazla yaşlı olduğunu düşünseler gerek, yeni (ve genç) bir kaçak ve eski kurt Tommy Lee Jones birlikte The Hunted'ın (Başkaldırış) oyuncu listesine isimlerini yazdırırlar.


Reçetedeki ilacı evde bile bulabileceğiniz malzemelerden yapmanız mümkün: Biraz aksiyon, eski bir aşk hikayesi, usta - çekirge ilişkisi, biraz John Rambo, biraz bolca "Kaçak", biraz orman, bir miktar su birikintisi, iki banliyö treni ve tabii ki bir adet Tommy Lee Jones... Motor!

Üstelik senaryo aşamasında da kütüphanenizden eski bazı senaryoları çıkartıp cümleler (hatta isterseniz sahneler diyelim) araklamanız da işinizi kolaylaştıracaktır. "Onu yakalayamazsınız, doğada hayatta kalmak üzere yetiştirildi", "onu oradan çıkartamazsınız, çıkartılmamak üzere yetiştirişdi", "onu çok kızdırmış olmalısınız, kızınca ormanlık alanda on kaplan gücünde olmak üzere yetiştriildi" bütün bu cümlelerin çıktığı tek bir yer var: "Onu siz yakalayamazsınız, onu ben yetiştirdim" Bunun ardından da işte final: "Yakalarım ama ben yalnız çalışırım..."

Sonuç olarak tablet halde bir kovalamaca seyretmek isterseniz ve içinde hem yeniyi hem eskiyi bulalım derseniz The Hunted size istediğinizi verebilir. Filmografisinde bir çok cevheri barındıran "yeni" Benicio Del Toro ve artık konunun "guru"su olmuş (ama ister istemez yıllara yenik düşmekte olan) Tommy Lee Jones size iyi vakit geçirtmek, sizi eğlendirmek ve normal hayattan yüz dakikalığına uzaklaştırmak için "Başkaldırış"ta buluşuyorlar, buluştukları gibi biri başlıyor kaçmaya, diğeri de kovalamaya.



September 12, 2003


Order of the Phoenix: Finished

Well, Turkish is the second language that fifth Harry Potter book, Order of the Phoenix has been published. It has only been 2 days that if hit the stores... I just finished reading it and only reason that I could finish a 1114 paged book (or lets say brick) this fast is I had to stay at home as I have some really bad flu & cold. Anyway, I feel better now... And I guess I also won the bet... We betted with my 13 years old cousin "Who will finish the book first?" I am really proud at the moment...




September 09, 2003


Riefenstahl Dies at 101

Years ago I watched a documentary about a film maker woman with my father. Then, my father told ne about the woman as we watched the film. That was the first time I learned about Leni Riefenstahl. She has witnessed a century. So she was "history". Anyway, she died at 101...

Riefenstahl's legacy will forever be the subject of fierce debate between admirers who praise her pioneering cinematic techniques and those who revile her as a Nazi progagandist. She remains best known for her notorious 1934 documentary The Triumph of the Will, a loving showcase for the rise of the Nazi Party at the Nuremberg rally.

Impressed, Adolf Hitler commissioned her to direct Olympia, Germany's official film of the 1936 Berlin Olympics.

Riefenstahl's involvement with Hitler would cast a shadow over her subsequent career. Although she had never been a member of the Nazi Party, she admitted that she had idolised the Furher and was proud of the films she made for him.

You can find the whole news here. You might also like to visit her official web site ( both in english & german). And I also found some tribute sites: This one has some great praises to her and Riefenstahl.org is also called Leni's Rising Star.




September 08, 2003


Ezekiel 25:17 (from Pulp Fiction)

Jules: You read the Bible?
Ringo: Not regularly.
Jules: There's a passage I got memorized. Ezekiel 25:17.

"The path of the righteous man is beset on all sides by the inequities of the selfish and the tyranny of evil men. Blessed is he who, in the name of charity and good will, shepherds the weak through the valley of the darkness. For he is truly his brother's keeper and the finder of lost children. And I will strike down upon thee with great vengeance and furious anger those who attempt to poison and destroy my brothers. And you will know I am the Lord when I lay my vengeance upon you."
I been sayin' that shit for years. And if you ever heard it, it meant your ass. I never really questioned what it meant. I thought it was just a cold-blooded thing to say to a motherfucker before you popped a cap in his ass. But I saw some shit this mornin' made me think twice. Now I'm thinkin': it could mean you're the evil man. And I'm the righteous man. And Mr. .45 here, he's the shepherd protecting my righteous ass in the valley of darkness. Or it could be you're the righteous man and I'm the shepherd and it's the world that's evil and selfish. I'd like that. But that shit ain't the truth. The truth is you're the weak. And I'm the tyranny of evil men. But I'm tryin, Ringo. I'm tryin' real hard to be the shepherd...

I bought a Pulp Fiction DVD on Saturday. (Pulp Fiction is one of my all time favourites by the way) I didn't watched it all but scanned it... I listened Ezekiel 25:17 from Samuel L. Jackson... Then when I searched for it I found this web page that says it isn't from bible and gives some comparisons.

The site is Quisdom.com: The easier way to enemse pop-quiz wisdom!




September 05, 2003


Graduation Photos Are Always Great

Graduation Photos r Great - Click On To See It All
Well... Graduations are always great. It is a door to a new life... And photos makes you remember lots of funny memories with lots of people... I guess this photo is from India and it seems it's been a great graduation day. But I'd love to see the photos taken just after this shot. [And please click on the photo above to see whole photo.]





Aman Tanrım! (Veya Aman! Jim Carrey)

Christopher Nolan bugünlerde yeni Batman filmi için genç bir Bruce Wayne arıyor diye başlarsam bu yazıya olay hedefinden sapabilir mi bilmiyorum. Ama Christopher Nolan ve Bruce Wayne’i yanyana koyduğumuzda ortaya Bruce Nolan gibi bir isim çıkıyor ki bu da Jim Carrey’in son filminde canlandırdığı televizyon muhabirinin ta kendisi.

Hani insanın hayatında bazı dönemler vardır. Her şey olabildiğince ters gitmektedir. Bir yakınınız ölmüştür, iş yerinde patrondan fırçanızı yemiş, arkanızdan çevrilen dolaplarla uğraşmak zorunda kalmışsınızdır, ilişkiniz yolunda gitmez, en aceleniz olan anda trafik tıkalıdır, tatile gidecekken yağmurlar yağar... Bruce Nolan’ı da böyle bir zamanda tanıyoruz ve “Ne istiyorsun benden?” diye yukarıdakine (!) yakarışına tanık oluyoruz. Ve film de bundan sonra başlıyor.


Kanlı canlı tasvir edilişine alışık olmadığımız “tanrı”, Bruce’un karşısına çıkıp “Al bakalım” diyor, “Zaten işim başımdan aşkın, gücümün, yetkimin bir kısmı senin olsun, bakalım kolaymıymış.” Filmi izlerken bu noktaya kadar sokaktaki sıradan bir insan, herhangi bir kanalda herhangi bir muhabir rolünde biraz eğreti duran Jim Carrey tanrısal güçlerle beraber bir çok filminden alışık olduğumuz beden diline de kavuşuyor “Jim Carrey izleyicileri”nin beklentilerini karşılayacak klasik Jim Carrey mimik ve jestlerine bürünüyor.

Film aslında afişini görüp de konusunun bir iki satır bile okumuş birisi için bu noktadan sonra neredeyse hiç bir sürpriz taşımıyor, beklenen gelişmeler, beklenen sonuçlar sıralanıyor. Her ne kadar çok güçlü olsa da Bruce Nolan’ın öğrenmesi gereken bir çok şey var, gücünü sadece kendi için değil “tanrı”dan medet uman yüzbinler için de kullanması lazım. Üstelik de işin “herkesin dileği” olsun gibi bir kolaycılığa kaçmadan. Ve tabii ki bu sırada silkelenip kendisine de gelmeli, hayatını, işini, ilişkisini toparlamalı.

Jim Carrey hayranları için kaçırılmaz bir fırsat olan filmde Carrey’in filmografisinden kesitler bulmak mümkün: Hayvan Dedektifi’ndeki vücut kıvraklığı, Cable Guy’daki yakaran gözleri, Liar Liar’daki kurnazlığı... Jim Carrey’den fazlaca hoşlanmayanlar ise Jennifer Aniston’un güzelliğini (ki bir sabah uyandığında göğüslerinin bir kaç beden büyüdüğüne şahit oluyoruz) veya Morgan Freeman’ın tanrısal şıklığı içindeki “cool”luğunu görmek için filmi izleyebilirler.



September 02, 2003


Which Way?

iskele.jpg
You can find these (really helpfull) direction signs
in Karaburun/Izmir.




   

 

 


     

Everything (239)
Optimus Maximus
The All Harp Tribute to Metallica: Harptallica
Ikea Hacker: ikea hacks and mods, fabs and flops
Ballet Ruffles Some Feathers
Rodrigo y Gabriela
Entrepreneurship & Ortakoy
How To Make a Manual Westy Tent

Life (105)
Am I Back?
Look What I Have Bought
Oh My God! We are expecting a pumpkin!!!
Back!!!
What's Up?
Bad News: Google Adsense Account Disabled
Weekend Updates

Photos (66)
Güven Kıraç
Erkan Can
Sebnem Donmez (Opening Ceremony, 43rd Golden Orange Film Festival)
Faye Dunaway (Honourary Award, 43rd Antalya Golden Orange Film Festival)
Old Woman in Sirince
Sunflowers
Houston... We have a problem...

Tr (149)
SinemaSeans.com
Kardeşimi vurdular
Babaolmak.com
Ruh halimin güvercin tedirginliği
Bu film oldu, hissediyorum
Vatandaşın güzel tepkisi
Barış Sivildir!

Universe (133)
Dismal World - Snapshots from the Not-So-Happy Globe
China's Internet Addiction
The Oscar Nominees
BLA.ST: Promotional Directory
Google to buy YouTube for $1.65 billion
Estate of the Day: A Metallica Mansion
No Sex To Gangsters in Colombia

Videos (4)
Guiness World Record for most T-Shirts worn at one time
New Metallica Song with Wrong Bass :)
Enormous Time-Waster: Sesame Street Video Clips
A Funny Tv Commercial From Berlitz

Yazarım... (istersem) (9)
Lord of The Ring
Fırtınadan Önce...
Makyajsız şehirler, ´sahici´ kişiler
Tommy Lee Jones Kovalamaktan Usanmıyor
Aman Tanrım! (Veya Aman! Jim Carrey)
Temmuz'da: İçinizi ısıtacak bir macera
Metallica Kızgın, Sert ve Hızlı!

     

     
     
 
   
 

welcome to movable type