February 27, 2004


Crimson Room (by Toshimitsu Takagi)

You are locked in a room and in order to get out of the room all you have to do is to find some objects to help you... And believe me, findinf the objects won't be enough.

To get you locked up in the Crimson Room you have to click here...

Director / Creator of the Crimson Room is Toshimitsu Takagi... And his personal web site is here...





Sensiz Olmaz

Bülent Ortaçgil parçasıdır bu, iyidir güzeldir; çok başarılıdır. Şu günlerde karşımıza Neredesin Firuze filminin çok başarılı bulduğum Soundtrack'inde Müslüm Gürses yorumuyla çıkıyor ve bence o da çok başarılı. Neredesin Firuze'nin Soundtrack'inin ise güzel memeleketimizde yayınlanmış en başarılı Soundtrack albüm olduğuınu düşünüyorum. Bence tek eksiği içinde filmden repliklerin diyalogların olmayışı, bir de o olsaymış var ya, tadından yenmezmiş... Ki bence yine de alınmalı dinlenemeli, içinde bir çok parçanın yeni düzenlemeleri ve farklı sanatçılar tarafından yorumlanmış versiyonları var. Bu "cover"ların büyük kısmının düzenlemesi Sunay Özgür tarafından yapılmış, kendisi gitarları filan da çalmış bu versiyonlarda; beğendim ben... Düzenlemeleri de, gitar tonlarını da... Üstelik Sunay Özgür'ün bir Vw sever olduğunu da tahmin ediyorum ama, durun bakalım...

Bu sabah yalnız uyandım
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Tanıdık kokular yok
Sensiz olmaz
Kahvaltım anlamsızdı
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
İlk sigaram bile tatsızdı
Sensiz olmaz
Anlaşılan alışmışım
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Bir verdiysem iki almışım
Sensiz olmaz
Aşk bir dengesizlik işi
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Dengeye dönüşen bir sevgi
Sensiz olmaz

Yine kendi kendime sormadan duramadım
Niye seni böyle istiyorum diye bulamadım


Yalnızlık zor, sokaklar çıkmaz
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Hep tekdüze, herşey dümdüz
Sensiz olmaz
Anlamak çözmeye yetmez
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Biraz telaşlı, huzursuz
Sensiz olmaz

Yine kendi kendime sormadan duramadım
Niye seni böyle istiyorum diye bulamadım

Gece gelmiş, yatağım boş
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Sen uzaktasın, ben uzanmış
Sensiz olmaz
Anlamak çözmeye yetmez
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Biraz telaşlı, biraz huzursuz
Sensiz olmaz

Yine kendi kendime sormadan duramadım
Niye seni böyle istiyorum diye bulamadım



February 23, 2004


Staying Alive (1983)

"So horrific are the musical sequences in this movie that you’ll swear you were having nightmares directed by Satan himself." Scott Weinberg, Apollo Guide (click to read it all)

"The words 'directed by Sylvester Stallone' say it all." Oz, HOLLYWOOD BITCHSLAP

"More like staying dead...a monotonous and unnecessary sequel that has all the grace and flow of a greased hog on rollerskates" Frank Ochieng, MOVIE EYE


"Saturday Night Fever through the eyes of Stallone." Alex Sandell, JUICY CEREBELLUM





Nasıl Fosil Olunur?

(Cumhuriyet Bilim Teknik, 10 Ocak 2004)

Soru: Bir okuyucumuz soruyor: "Öldükten sonra fosil olmak istiyorum. Bu amacımı gerçekleştirmek için nasıl bir yerde gömülmeliyim? Ne kadar sürede fosil haline gelebilirim?"

Yanıt: Fosil olmaya bu kadar meraklı olmanızı takdirle karşılıyoruz. Ancak dünyaya insan olarak gelmekle başlangıçta hata yapmışsınız. Sert, mineralli bir dış kabuğunuz olsaydı ve deniz altında yaşasaydınız şansınız daha yüksek olurdu. Bu durumda elimizdekilerle idare etmek zorundayız. Yani iç kısmında sert bir iskelet, dış kısmı yumuşak bir yapının fosilleşme olasılığını araştıracağız.

...


Eğer dağlara tırmanmaya veya kayak yapmaya meraklıysanız ve yaşamınız bir buzul yarığında noktalanmışsa pörsümüş bir mumya olup çıkarsınız.
Ancak bu gerçek bir fosilleşme değildir. Sadece çürümeyi ertelemiş olursunuz. Jeolojik zamanın tahribatına dayanmak istiyorsanız, özellikle dişlere ve kemiklere özen göstermelisiniz. Bunların fosilleşmesi için ilave minerallere ihtiyaç duyarsınız. O yüzden beslenmenize dikkat etmelisiniz. Peynir ve süt bu bağlamda kemiklerdeki kalsiyumu artırır. Ayrıca diş sağlığınızı ihmal etmemelisiniz. Çünkü uzun vadeli bir geleceğin en güçlü adayları dişlerdir. Diş randevularınıza sadık kalmaya gayret edin. Bir sonraki aşamada sıra yer sorununa gelir. Öyle bir yerde ölmelisiniz ki uzun süre sizi kimse rahatsız etmemeli. Bazı insanlar için mağaralar en ideal gömülme merkezleridir. Bunun için de mağaracılık eğitimi almanızı öneririz; özellikle evinizin yakınlarındaki mağaraları keşfe çıkmalısınız.

Alternatif olarak çok hızlı bir şekilde gömülmeye bakmalısınız. Bu, cenaze merasiminizin kısa sürmesi gerektiği anlamına gelmemeli. Çok doğal ve dramatik
bir gömülme için volkanik bir patlama veya ''Aman Tanrım bu ne...'' ile başlayan ancak tamamlanamayan cümlelere yol açan doğal felaketleri tam yerinde ve zamanında yakalamalısınız.


Bu fırsatı yakalamak için seyahat etmelisiniz. Akarsu taşkınları zamanında vadilerde kamp kurmak bu bağlamda çok yerinde bir karardır. Veya yağmur mevsiminde tropik nehirlerin kıyısında yürüyüşe çıkmanızı öneririz. Böylece son derece ince ve kıvamlı bir çamurun içinde huzurla istirahat edebilirsiniz. Bir başka seçenek de patlamaya hazır bir yanardağın eteklerinde piknik yapmaktır. Ancak bu konuda jeoloji konusunda uzman bir arkadaşınızdan piknik yeri hakkında bilgi almalısınız. Zira unutmayın ki hedefiniz lavların sizi yakarak yok etmesi değil, küllerin altında gömülmektir. Piknikten söz
açılmışken, fosilin mide muhteviyatı yaşam tarzına ilişkin çok önemli bir bilgi kaynağı oluşturduğundan son akşam yemeğinizin katı yiyeceklerden oluşmasına özen gösterin. Ancak katı denilince aklınıza pizza veya hamburger gelmesin. Kabuklu deniz ürünleri (kabuklarıyla birlikte yenmesi tavsiye edilir) veya iri çekirdekli meyveler (çekirdekleri olduğu gibi yutmalısınız) geleceğin bilim adamlarına heyecanlı anlar yaşatabilir.

Nihai olarak arkanızda bazı izler bırakmalısınız. Sözgelimi ebedi istirahatganıza giderken arkanızda ayak izi bırakmalısınız. Hatta araştırmacıları şaşırtmak için bu yolu seke seke veya hoplayarak kat edin. Böylece ne menem bir yaratık olduğunuzu keşfetmekte biraz zorlansınlar.

Şunu iyi bilin ki fosil olma şansınız, milli piyangodan büyük ikramiyeyi kazanma şansınızdan daha azdır. Herşeye karşın fosil olmayı becerirseniz
irtibatı koparmayın. Jeologlar her zaman yeni türleri bulmaya can atarlar. Dolayısıyla nerede olduğunuzu bize bildirin. Böylece bir milyon yıl sonra sizi
mezarınızdan çıkartırken, uzun süre belleklerden silinmeyecek bir ''fosil çıkartma töreni'' düzenleyebiliriz.



February 18, 2004


Alpine Launches World’s First Car Audio Head Units to Allow True Integration with iPod

Mobile multimedia specialist Alpine has developed a system that enables consumers to connect and control their Apple iPod portable music player from their in-vehicle sound system. Alpine's iPod Ready strategy is part of the company's overarching mission to create innovative in-vehicle electronics that are easier to use and provide great sound in the mobile environment.

To learn more about the system and read the whole article...





Cats Waiting For Fish

cats_waiting.jpg





Movie Weekend...

Last weekend I watched some movies. It had been a lot since I didn't watched more than three in a weekend so I guess I am regaining my performance. (The same can be sair for my blog posting performance as well I guess ;)

- Hero (Great Choreography of Martial Arts, great colors)
- Sweet Sixteen (Ken Loach, great accents)
- Dumb and Dumberer (great dumbness)
- Cold Mountain (great nicole)
- U-571 (great sound fx)

Well, there might be one more but I just can't remember... Am I getting older...? (Oh, I watched Five Obstructions by Lars von Trier and All About My Mother by Almodovar but they were just before weekend...)





Dali - Galatea of the Spheres, 1952

This is the last jigsaw puzzle I finished. These days I enjoy making jigsaw puzzles. This was rather an easy one as it was only 500 pieces. This is a painting of Salvador Dali, oil on canvas painted in 1952. I think because of 1952 is the year that my mother was born this painting reminds me of my mum... If you wanna see a bigger version of Galatea of the Spheres all you have to do is click here....
The previous year, Dalн had written his Mystical Manifesto, where he pronounced a new component of his universe, This double image of Gala combines the stimuli of spirituality and science, two recurrent obsessions in Dalн's works dated after the Second World War.

To learn more about Dali:
- SalvadorDaliMuseum.org - The Official Website of the Salvador Dali
- Salvador Dali Art Gallery- Dali Foundation
- The Salvador Dali Gallery
- Dali.com

And here is the daily quote of Dali: "Drawing is the honesty of the art. There is no possibility of cheating. It is either good or bad."





Vizontele'den 78'lilere

(Yıldırım Türker, 16/02/2004, Radikal)

Yakın tarihimizle ilişkimiz çoğunluk geçmişi denk edip dolabın üstüne kaldırma gayretinden ibaret. Dolayısıyla bu konuda hazır ve eğlenceli formülleriyle yolumuzu aydınlatanlar, her zaman baş tacı ediliyor. Romantik tınılı, şiirle çakırkeyif anlatıcılarıyla, kahramanlarını küf kokulu bir şükranla anan, eski Yeşilçam masalı tadında çatılmış belgesellere olan düşkünlüğümüz, yakın geçmişimizle kurmaya yatkın olduğumuz ilişkinin türünü aşikâr ediyor. Bu kurgu anlayışını belirleyen çizgi, barışmaya can atan, mağduriyetinden veremli tatlar çıkaran, yüce gönüllü bir arabuluculuk gayreti. Unutmayalım, kayıt düşelim derken devrik cümleler ve hıçkırıklı bir sentaksla bohçalar çengelliiğnelerle halledilip uzanamayacağımız köşelere, sandık diplerine kaldırılıyor. İçlerinde lavanta keseleriyle. Arabulucular, yetenekleriyle sivrilmiş, popülerliğin doruklarında yazar-çizer-sanatçılardan seçilmiş. Sözlerini dolaşıma sokabilme hakkına ulaşmaları, barışmaya, uzlaşmaya ne kadar gönüllü olduklarına bağlı. Onlar, çoğunluğun ve her şeyden önemlisi otoritenin gözünde bağcıyı dövmektense üzüm yemek için yola çıkmış aklıselim sözcüleri. Onlar üzüm yedikçe bağcılarla aramızdaki mesele neredeyse tatlı bir itiş kakış olarak tarihe yazılıyor. Onların mümkünse kasalarca üzüm yemesi sağlanıyor. Zaten bağcı, diğerlerini; hâlâ belini doğrultamayan, doğrultmasına izin verilmeyen, bu kibar şiirli lisana dili dönmeyen gerçek mağdurları hiçbir asma kütüğüne yanaştırmıyor zaten. Onlar, sırtlan. Onlar, üstünden atlanıp geçilmesi gereken. Onlar, birlik ve beraberlik ülküsünden çoktan kovulmuş.


Televizyonun adı

Sözgelimi, toplumsal bir fenomene dönüşen 'Vizontele Tuuba' filminde 12 Eylül'de yaşananların, popüler alanın elini uzatsan tutabileceğin yıldızlarla bezeli, yükselen müzik eşlikli kurgusuna tercüme edildiğini görüyoruz. Film eleştirisine heves etseydik, onca ışığı ve yeteneğinin karşılığını sinemada bir an olsun bulamayan Erdoğan, film oyuncusu ve yönetmeniyken adeta kelimesini bilmediği bir dili ezberden konuşuyor gibi sarsak ve kekeme, derdik. En ufak bir sinema duygusuna sahip olmadan kameranın ardına geçebilme cesaretini, kendisine bahşedilmiş olan o arabuluculuk, toplumun sıvası olma misyonundan alıyor işte. Komedinin, tiyatronun, şiirin, kebapçılığın yanı sıra sinemanın da iyisini biz yapacağız elbet duygusuna kapılmasında anlaşılmayacak bir şey yok. Çünkü karşılığını alıyor. Gösterişli bir konsensüs bayramı olarak kurgulanmış gala gecesi de filmin jeneriğiydi. Naklen yayınla kırmızı halılardan
'antre' yapan devlet-millet ünlüleri mikrofonlara bu göz kamaştırıcı yeteneğin son şaheserini nasıl heyecanla beklediklerini söylüyorlar; bakanından belediye başkanına, sağcısından solcusuna, Kürt'ünden Türk'üne adeta Erdoğan'ın da yer aldığı o ünlü Prestij ailesi kardeşlik marşını haykırıyorlardı. Aralarında 12 Eylül yandaşı, 12 Eylül'ün inşaat bekçiliğini yapanlardan bolca bulunmaktaydı. Ama ne önemi var. Yılmaz Erdoğan'ın ideolojiler üstü, tuttuğu takımı söyleyemeyecek noktalara ulaşmış 'persona'sı karşısında her şey küçük görülesi ayrıntıya dönüşüyor, bu akıllı-sevimli-şeytan çekicinin sözü henüz bohçası dürülmemişlere çengelliiğne oluyordu. Öte yandan söz konusu 'persona'yı oluşturan önemli bir özellik olarak sol değerleri benimsemişlik de şık bir aksesuvar, neredeyse kişisel bir delice gibi yerini alıyordu. Filmde de. Çizgi film solcuları karşısında ellerinde Tercüman gazeteleriyle beceriksiz komik timsahlar gibi gezinen sağcılar. Nazlı Ilıcak'ın bile coşkuyla karşıladığı filmde 12 Eylül'ü bekleyen günler, Erdoğan'ın küçük kasabasına bir avuç zekâsı gelişmemiş, ahlâkı ve kafası tekamül etmemiş solcu kliklerin itişmesiyle yansıtılıyor. Darbenin cemseleri o çocukları yüklenip bir bilinmeze uzaklaşırken Erdoğan'ın içli sesi o çocukların kimi yapmak istediklerinin yasal olmadığını bildikleri lâkin onları yapmadıklarını söyleyerek sorumlulara ince bir sitem yolluyordu. Erdoğan'ın bu verili meşruiyetçi, özür dileyen dili kendi serüveni adına seçmiş olması bir yere kadar anlaşılabilir. Ama bu dili milyonlarca dolara mal etmiş olduğu filmin tanıtımına katık ederek kitleselleştirmeye çalışması elbette itiraz edilmesi gereken bir noktadır. Yılmaz Erdoğan, kendi kişisel barışmasını ince bir sitemle taçlandırarak renklendirebilir. Ama zamanımızın Yılmaz Güney'i olarak lanse edildiğinde hak yerini bulmuş gibi davranıyorsa, kendisini uyarmak gerekmektedir. Yılmaz Güney, her şeyden önce solcu, devrimci kimliği yüzünden Yılmaz Güney olmamıştır. O, seyirciye geçirmek istediği duyguyu en derinden hissettirebilen olağanüstü duyarlılığı ve sinema gözüyle Yılmaz Güney oldu. Toplumsal barışın şartlarını sorgularken de tadından yenmeyen bir arabulucu misyonuna hiçbir zaman soyunmadı. Küçük Yılmaz'ın daha çok bir Akdeniz kasabasını hatırlatan; Kürt olmanın bir kez olsun dile getirilmediği, en ufak bir sorun yaratmadığı dünyasından hiçbir bir duygunun bize geçmemesi, belki de kabul görme konusundaki aceleciliğindendir. Küçümsenen bir vasata ayarlanmış mizah duygusuyla güldürmeyen epizotlar eşliğinde kötü çizilmiş ilüstrasyonlardan oluşan filmini milyonların seyretmesi onu maalesef istediği kahraman yapmaya yetmiyor.

650 bin kişinin gözaltına alındığı, 1 milyon 683 bin kişinin fişlendiği, 230 bin kişinin yargılandığı, 14 bin kişinin vatandaşlıktan çıkarıldığı, 30 bin kişinin zorunlu siyasi mülteci olduğu bir dönemden bahsettiğimizi hatırlayarak başlayalım. Kahramanlarının hesap vermek ne kelime, hâlâ bilirkişi olarak el üstünde tutulduğu; hukukunun hâlâ geçerli olduğu, Anayasası'nın bekçilerinin hâlâ devletin derininde ve sığ yerlerinde işbaşında durduğu 12 Eylül dönemini kapatabilmiş değiliz. Dolayısıyla her duyguyu aynılaştıran nostalji şiiriyle, 'ne şirin komşumuzdun sen' diline daha çok var. '78'liler Vakfı' gasp edilmiş haklarını geri alabilmek için mücadelesini sürdürüyor.

12 Eylül mahkemelerinde solcu olarak yargılanıp hüküm giyen, 'devlete karşı suç' işlediğine karar verilmiş olanların hâlâ (tek tek ve dikkatle okuyun) parti kurma, partiye üye olma, seçilme, sendikalaşma, dernekleşme, vakıflaşma, şirket kurma, mirasını kullanma, bankadan kredi alma, evlenme, boşanma, babalık ve annelik gibi vatandaşlık haklarını kullanmaları mümkün değil. 12 Eylül'ün adaletinde, sağcılar ve solcular farklı yasa maddelerine dayanarak yargılanıp hüküm giydikleri için sağcılar af kapsamına girdi. Ayıp olmasın diye kısmi aftan yararlandırılan solcular da artık hapiste değil. Ama onlar şartlı salıverilme ve infaz yasası kapsamında 'serbest' bırakıldılar. Ömür boyu 12 Eylül bekçisi devletin gözü kanlı bir kılıç gibi üstlerinde sallansın diye. Gördükleri onca işkencenin hesabını soramadıkları gibi birer fasulyeden vatandaş olarak aramızda dolaşıyorlar.

Geçtiğimiz ay, onları devletle barıştırma konusunda arabuluculuk üstlenen CHP ve AKP, birer yasa tasarısı hazırladı. AKP'ninki 12 Eylül darbesine kadar verilen hükümleri içeriyor. CHP'ninkiyse 8 Aralık 1983 tarihine kadar işlenmiş suçları kapsıyor. CHP de her zamanki isabetiyle bu tarihi demokrasiye geçiş tarihi bellemiş besbelli. Askeri olanlarla birlikte dönemin solcularını yargılayan mahkemelerin 87 yılına kadar yürürlükte olduklarını ıskalayıvermiş. Kısacası 12 Eylül mağduru solcu vatandaşların haklarına kavuşmalarında henüz bir yol kat edilmiş değil.

Handan İpekçi'nin 'Büyük Adam, Küçük Aşk' filminin beli yasaklarla kırılırken 'Vizontele Tuuba'nın milyonlara ulaşabilmesinde, geçmişle hesaplaşma konusunda kutlu bir şeyler görenler varsa onlara geçmişin bizi kurtarabilecek olan adalet ve vicdana tercümesi sürecinde henüz yol kat edememiş olduklarını hatırlatmak gerek. Çocukluğun masumiyetini 12 Eylül'de yitirmiş olsak da masallardan hatırlıyor olmamız gerek. Jilet gibi bir timsah olmaktansa lekeli de olsa insan kalmak yeğdir.




El koyma

(Perihan Mağden, 18/02/2004, Radikal)

Oto-sansürü bu denli yüksek Türk Medyalamacılığı'nın (Kraldan Çok Kralcı Ağbiler Kardeşliği) BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ konusunda bu denli hassas olduğunu keşfetmemiz için, Star gazetesi(!) ve televizyonuna(!) el konulması gerekiyormuş.


28 Şubat post-mortem cuntası esnasında, Kuzuların Sessizliği'ni çeviriyorlardı, bir.
Star gazetesine, televizyonuna 'basın' 'özgürlüğü' vs. her nevi 'normal' kelime üç beden dar, beş beden bol -şu, bu gelir.
O yapılanmalara, 'baskın basanındır' lafından yola çıkarak 'baskın' diyebiliriz ancak.
Bu nedenle de kalkıp böylesine çirkef mekanizmalarını savunmak, 'baskın' özgürlüğünü savunmak olarak okunabilir ancak.
Nesnellik gibi bir kaygı söz konusu olabilecekse.
Hükümetin 'bunları', kendilerine amade yıkama-yağlama makinelerine dönüştürmesi konusundaki muhteşem hassasiyetlerini de, anlayabilmiş değilim. Eczacı terazililerin.
Zira adını koyalım: Bugün cümleten medyacılığımız zaten iktidarın emrine amadedir, zaten yıkama-yağlama merkezleri olarak çalışmaktadır. Halihazırda. Tam hazır olda.
Bir fazlasına ihtiyacı yok yani Erdoğan hükümetinin.
Ama bir eksiğine ihtiyaçları var mıydı?
Evet, olabilir.
Star ekranlarından sürdürülen o 'açlık grevi', 'direniş', 'cumhuriyet savaşçıları' numaraları neydi Alla'sen?
Ağlayıp zırlayarak sosyalist terminoloji imitasyonlarıyla, efendilerinin emrinde ve tabii efendilerine 'Gözünüzün üstünde kaşınız var' dahi diyemeden sürdürülen, o güdümlü çadırcılık faaliyetleri filan- Zaplarken
gözüme çarptıkça, yalnızca derinnn bir utanç duymama neden olmaktaydı ve içime yalnızca 'Yok edin insanın insana kulluğunu' satırı düşmekteydi.
Ağır bir kulluk halinin devamıydı üstümüze, başımıza boca edilmeye çalışılan. 'Direniş', 'açlık grevi', 'cumhuriyet' gibi kelimeleri, yalnızca, en bayağısından istismar etmeye ve ederken de kirletmeye yarayan.
Statları çökerterek, yakarak ta başından kundakçılıkla kurulmuş bir para imparatorluğu. Şantajlar, tehditler, zorbalık ve 'hukukun' (gugukun mu demeliyim?) bu memlekette evet! parayla satın alınabiliyor olmasıyla (Ne oldu hakikaten yargıyı 'temizleme' harekâtımız?) palazlanıp palazlanıp devasalaşma Ali kıran baş kesen imparatorluğu.
Dünya devlerini çarpmaya kadar uzanan, ciddi bir 'çarpma' pratiğinin ardından- (Ki yüzde altı halkımız bu referanslarına güvenerek onları
'işbaşına' getirmek istemişti, hatırlarsınız. Artı neofaşist reklamsal/ şizoid Ali Taran metinlerinin rüzgârına kapılarak.)
Bu adamlar, milyarlarca doları çarpacaklar, sonra da sosyopatların en tipik özelliği olan 'patolojik bir iyimserlikle' hâlâ kıvrana kıvrana kazanacaklarına inanarak; 'halkı' ketenpereye getireceklerine, onları uğradıkları müthiş haksızlığa karşı örgütleyeceklerine, isyan ettireceklerine, o müthiş sarmısak demetini (cumhuriyet! kelimesini) sallayarak 'vampirlere' karşı tek yumruk haline sıkıştıracaklarına vs. vs. vs.
Bu patolojik sanrıların dışavurumuna reserve edilmişti Star televizyonu. Bunun adı basın-yayın özgürlüğü filan değildir hanımlar beyler! Halüsinasyon özgürlüğüdür, evet!
Bu da bir hak olarak telakki edilebilir.
Ancak bu müflis devletin milyarlarca dolar borçlu çıkmasına neden olacaksın, sonra da hala hukuk (guguk) oyunları, hanlar hamamlar, kapı önünde arkasında domuzlar, atla helikopterine, atla uçağına vın oraya, vınnn buraya. Vur ağlasın, çal saçmalasın. Emrindekiler hâlâ.
Büyük bir görüntü kirliliği. Ve ruhsal bir daraltma hali.
Müflis Türkiye Cumhuriyeti temsilcilerinin, petrol şirketlerinin emrindeki W. Bush'un Irak işgalinde Türk çocuklarını, Uzanların çarptığından daha düşük miktarda bir kredi için (borç için yani, borç!) satmanın kıyısından dönmüş olduğunu unutmayalım.
Ve bu dünyanın bir etme bulma dünyası olmasını tercih edenlerdenim ben. Edenin bulmasını. Gözlerimizin önünde. Hemen.
Gözü doymaz hırsızlar (en manipülasyon canavarları dahi ve hatta özellikle onlar) çalarken yakalandılarsa, cezalandırılmalı. Açlığından baklava çalan çocukların elleri ayakları öpülerek ve özürler dilenerek 'maruz bırakıldıkları' hayatlar için, salıverilmesi gerektiği gibi. Aynen.



February 12, 2004


Those who serve: Samurai

A Couple of nights ago I watched The Last Samurai (and I had watched Kill Bill a while ago), then I searched for the word Samurai and here are some results that I chose:

- You can read and learn lots of stuff about samurais in samurai-archives.com
- In Japan-Guide.com there is some basic info but you can use the links to go further
- You need some samurai history? Origins Of The Samurai by David Lay
- Interested in Japanese Samurai Swords

- And the official site of The Last Samurai
- Ken Watanabe is the acts great and he is also noöinated for an Oscar.




February 11, 2004


C'mon Take A Seat

seat.jpg




February 06, 2004


Tepedeki Çimenlik

(Bulutsuzluk Özlemi)

Tepedeki çimenlikte
Yalınayak dolaşarak,
Yemyeşille masmavinin
Ortasında uzanarak,
Hayaller kurarak,
Rüzgara savurarak,
Vazgeçmek birdenbire,
Herşeyden vazgeçmek...

Tepedeki çimenlikten
Seyreylemek şu alemi,
Küçülmüş ufacık olmuş
İnsanların alemi.
Bir buluta tutunup
Bir kuşun kanadına takılmak,
Vazgeçmek birdenbire,
Herşeyden vazgeçmek.

Sadece gökyüzü
Sadece deniz
Sadece sen ve ben
Sadece sevgi
Hepsi bu...




   

 

 


     

Everything (233)
How To Make a Manual Westy Tent
Metallica Featured On 'We All Love Ennio Morricone'
Metallica's Master of Puppets named most influential metal album
Kidman car crash footage
Top 100 Fonts
2007 Oscar preview: honorary academy award for Ennio Morricone
Trivium — call 'em retro; call 'em heavy metallica

Life (103)
Oh My God! We are expecting a pumpkin!!!
Back!!!
What's Up?
Bad News: Google Adsense Account Disabled
Weekend Updates
Upgrade Successfull: Movable Type 3.2
Back In Town

Photos (66)
Güven Kıraç
Erkan Can
Sebnem Donmez (Opening Ceremony, 43rd Golden Orange Film Festival)
Faye Dunaway (Honourary Award, 43rd Antalya Golden Orange Film Festival)
Old Woman in Sirince
Sunflowers
Houston... We have a problem...

Tr (148)
Kardeşimi vurdular
Babaolmak.com
Ruh halimin güvercin tedirginliği
Bu film oldu, hissediyorum
Vatandaşın güzel tepkisi
Barış Sivildir!
Kevgir.com

Universe (132)
China's Internet Addiction
The Oscar Nominees
BLA.ST: Promotional Directory
Google to buy YouTube for $1.65 billion
Estate of the Day: A Metallica Mansion
No Sex To Gangsters in Colombia
See what Google Talk users are listening to...

Videos (4)
Guiness World Record for most T-Shirts worn at one time
New Metallica Song with Wrong Bass :)
Enormous Time-Waster: Sesame Street Video Clips
A Funny Tv Commercial From Berlitz

Yazarım... (istersem) (9)
Lord of The Ring
Fırtınadan Önce...
Makyajsız şehirler, ´sahici´ kişiler
Tommy Lee Jones Kovalamaktan Usanmıyor
Aman Tanrım! (Veya Aman! Jim Carrey)
Temmuz'da: İçinizi ısıtacak bir macera
Metallica Kızgın, Sert ve Hızlı!

     

     
     
 
   
 

welcome to movable type