May 28, 2004
Swiss Memory USB
The Swiss Memory USB is the perfect marriage of technology, practicality, materials, and quality design. It perfectly pulls together four important tools that no geek should ever be without (USB flash drive, LED light, Swiss Army knife, ballpoint pen). These functions have been skillfully integrated into this single super tool. Along with all these great features you also get the legendary construction quality and materials that Swiss Army knives have become famous for throughout the world. There is also a Travel Version that is suitable for carrying through airport security (it has only the USB memory, LED and ballpoint pen).
For more details and features: Thinkgeek.com
Boy Watching The Sea

May 20, 2004
DVD to Pocket PC
From PocketGear.com; This software (DVD to Pocket PC 1.2.2) allows you to convert a DVD to your Pocket PC and watch it in great quality, with stereo sound and in full screen landscape mode. A memorycard as small as 128 Mb is sufficient to store a full length feature film (up to a hundred minutes). Take your DVD's on the plane, train or automobile, watch them on vacation, at work or at school. With only two clicks, this PC software automatically converts the content of your DVD to a super small movie file, which will play on any Windows Mobile 2003 device, such as HP iPaq, on a postage stamp size memory card.
To read more about this software...
Balayı bitti
( İsmet Berkan, 20.05.2004, Radikal)
Demek bu memleketin 'demokratik sabrı' imam-hatiplerle ilgili yasaya kadarmış. Yasaya, demokrasi ve akıl içinde karşı çıkanlara sözüm yok ama memleketin ana muhalefet partisinin genel başkanı bile imam-hatip mezunlarından rejim düşmanı insanlar imasıyla söz etmeye başlayınca insan bir şeylerin ölçüsünün fena halde kaçtığı hissine kapılıyor.
Doğrudur, hükümetin imam-hatiplilerle ilgili yasayı gündeme getirerek bir gerginlik yarattığını düşünüyorum. Ama o aşamadan sonra üniversite rektörlerinin, ana muhalefet partisinin ve Genelkurmay Başkanlığı'nın da bu gerginliğe az katkısı olmadı. Hatta denebilir ki bu diğer kuvvetlerin oluşmuş gergin ortamdaki katkısı artık hükümetten fazla.
Dikkatle izlemeye çalışıyorum, aydınlanmayı, aklı, bilimi savunduklarını iddia edenler, bu son sıkıntıda konuya en duygusal, en sembolik ve en akıl dışı yollarla yaklaşanlar oldu. Meseleyi genel eğitim bağlamı içinde tartışan, üniversite özerkliğini ve ortaöğrenimdeki sorunları dile getiren çok az kimse oldu.
Belki geçmişte 28 Şubat gibi bir olay bulunduğundan, AKP'yi beğenmeyen veya bu partiye karşı derin bir şüphe duyan kesimler, başından beri her fırsatta bir rejim tartışması çıkarmaya çalışıyorlardı. Böylece ikinci bir
28 Şubat'ın yolu açılacak, hatta belki iş askeri darbeye kadar varabilecekti. İmam-hatiplilerle ilgili yasa onlara bu fırsatı verdi gibi gözüktü, ama aslında bence ortada rejim tartışmasını gerektirecek bir şey yok.
İmam-hatipler kuruldukları günden 1999'a kadar üniversitelerin istedikleri bölümüne öğrenci gönderdiler de Türkiye'de rejim değişmedi; bundan sonra mı değişecek? Bir dönem imam-hatiplerden her yıl binlerce öğrenci mezun oluyordu, bugün bu sayı çok ama çok düşük. Kimden, neden korkuyoruz?
Bana soracak olursanız esas Türkiye'de rejimi tehlikeye düşürenler, dindar insanları düşman gibi görenler, imam-hatiplileri kaba bir ayrımcılığa tabi tutanlar.
Bakın dün de bir örneğini gördük: Ankara'daki 19 Mayıs kutlamalarında gençliğin Ata'ya cevabını -ki bu matbu bir metin- okuyan öğrencinin imam-hatip lisesi öğrencisi olmasından bile bir kriz yaratılmaya çalışıldı. Sizce o öğrenci kendini nasıl hissetti? Bundan sonra nasıl hissedecek?
Biz laikliği ve laiklik uygulamalarını akılla tartışmadıkça, Anayasa Mahkemesi'nin çeşitli vesilelerle yaptığı tanımları değiştirmeye çalıştıkça bu kısır tartışmada bir arpa boyu bile yol gidemeyeceğiz.
Dindar insanlar ve imam-hatip mezunları kendilerini Türkiye'nin zencileri, ikinci sınıf vatandaşları gibi hissediyorsa ortada büyük bir sorun var demektir. Bu sorun hepimizi ilgilendiren önemli bir sorundur.
Bazı 'laikçi' vatandaşlar kendilerini bu memleketin asli sahibi gibi hissediyor ve kendilerinden olmayanları ikinci sınıf olarak görüyorsa, yine ortada büyük bir sorun var demektir. Bu sorun da hepimizi ilgilendiren önemli bir sorundur.
Aslına bakacak olursanız Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti bir anlamda büyük bir şanstı, belki hâlâ şans olmaya devam ediyor. Benim bu partinin kuracağı hükümetle ilgili ümidim, derin yaraların kaşınmayacağı ve yeniden kanamasına fırsat verilmeyeceği, onun yerine bir güven ortamının oluşturulup ondan sonra bu yaraların iyileşmesine yardımcı olunacağı yönündeydi.
Bu ümidim, geldiğimiz noktada büyük ölçüde kırılmış durumda.
Birdenbire mesele, 'Halk bize oy verdi, istediğimizi yaparız'a geldi. Öte yandan, dediğim gibi buluttan nem kapıp her fırsatta bir rejim tartışması açmaya çalışan dar kesim bir anlamda başarıya ulaştı, AKP'yi bu tuzağa düşürdü.
Gerginliğin hep bu seviyede sürmesini bekleyemeyiz, zaten sürmemeli de. Ama hayat da bundan sonra hükümet için eskisi kadar kolay olmayacak; çünkü balayı dönemi sona erdi.
En güzel benimm cüppem!
( Perihan Mağden, 19.05.2004 - Radikal )
Ne zaman ki, televizyonda ekonomi münazaralarının oranı artıyor, işte o zaman döviz yükseliyor, faiz yükseliyor; huzursuzluğumuz/mutsuzluğumuz artıyor demektir. Henüz ekonopsikol'ok'ların programlarında, ekranın karşısına mıhlanacak seviyelere, Allah'a şükür ki, düşmedik. Henüz!! Ama bir kıpırdanmadır piyasalarda; durdur durdurabilirsen-
Önce 'FED'in faiz artırma endişesi' teşhisiyle sular şöyle bir bulandırıldı. Daha doğrusu bulanmakta olan sular, anlamlandırılmaya çalışıldı. Oysa bu toprakların meselesi bu: ANLAMÖZÜRLÜLÜK. Baktık olmuyor, bu anlamlandırma çabalamasıyla bu çalkantıların zırvalık oranı, örtüşmüyor.
O zaman gelsin 2 kadeh bir şeyler daha.
YÖK gerginliği ve de 16 Haziran (bankaların) dövize endeksli kâğıtlar geri ödemesi. Bankaların açığı var olabilirmişmiş de, döviz toplamaya başlamışmışlar da; e, zaten yabancılar da FED'den yükselen faiz artırma sinyalleri üstüne tabanları yağlamışmış- AMA asıl mevzu bu YÖK GERGİNLİĞİ.
Şimdi hükümetin bu 'gerginliği' yaratmaya ne hakkı varmışmış? Hani
onlar cici çocuk olacaklarına söz vermişmişler? Gerginliği yaratan oysa, hükümet değil bana kalırsa. Diğerleri!
12 Eylül'ün 'eseri' olan bir kurumdan bir 'mamut'tan söz ediyoruz burda. Çoktan tarihin derinliklerinde kaybolup gitmiş olması gereken bir yaratıktan.
YÖK tasarısı, ta başından, öylesine fena tasarıklandırılmış, öylesine hilkat ve her nevi akademik özgürlüğün başına bela bir tasarı ki, bugüne dek hiç edilmediyse en az elli kez filan revize edildi.
Ama olmadı işte, oldurulamaz da, günün (ve hiçbir günün) şartlarına uymayan bir hilkat. Bir dayatma.
YÖK'ün 'başındakilerin' önerdiği tasarıya bakın bir de: Hani insan YÖK'ün bünyesinde 'ışımaktan' hoşnut değil de, 'BU koşullarda elden ne gelir?' havasında diyelim. O zaman, zamanın faşist cuntası tarafından dayatılmış bu abuk sabuk taslağa (tasarıdan ziyade bir 'taslak' zira) ne kadar revize edilse, ne kadar eğilip bükülse de 'adam edilemeyen' bu 'mamuta' karşı çık. Karşı çık ve bizzat kendi kendini temizle!
Ben hükümetin YÖK yasasını, YÖKçülerin böğründe kalmış tasarılarından çok daha demokratik buluyorum. Buna mı yanayım, YÖKperver YÖKçülerin asıl müthiş endişe(lenme) kaymağı olan imam-hatiplerle ilgili tüm o feveranın, mana özürlülüğüne mi?
Zira imam-hatiplilerin şu anda ki durumu o kadar içler acısı ki, ilahiyat fakülteleri dışındaki üniversitelere girmeye (o da yine sınırlanmış/tanımlanmış üniversiteler) yılda 258 öğrenci muvaffak olabilecek, bunca kavga kıyamet koparan bu yasayla!
Ana-babalarının, koşulların dayatmasıyla ya da kendi 'melun' tercihleriyle bu liseleri tercih etmiş bu çocukların önünü SONSUZA DEK kapattığın anda, onları terk etmiş oluyorsun: Onca beslediğin korku kaynaklarının kollarına.
İmam-hatipler yüzünden çökmüş/göçmüş bulunan meslek liselerine ne demeli peki? Bu memleketin meslek liselerine ihtiyacı yok mu? Sürekli 'batan geminin malları' muameleleri?
Sen peki yobazlıktan, BU kafalardan, köktendincilerden bu kadar korkuyorsan, bu denli tedirginsen; yerine ikame ettirdiğin köktendevletçilikten, demode milliyetçilikten, iler tutar yanı son derece tartışmaya müsait (belki de hiç varolmamış) bir ideolojiden başkalarının da ne denli korkup tedirgin olabileceğini hiç, kestirebiliyor musun?
Şöyle bir tartışmayla ortaya çıkmıyorlar zira: Kaldıralım din derslerini tüm okullardan. Seçmeli olarak isteyen çocuğuna Arapça da okutabilsin, benim çocuğum da din dersine (hangi isim altında olursa olsun) girmek zorunda kalmasın. Diyelim.
Hayır! olamaz! zira onlar da dindarlar. Onların dini ayrıca, herkeslerden 'bütün'dür, hiçbir mevzuda geri kalamazlar. Ama en mühimi köktendevletçilikleri; yani (bir de imamlarda bulunan) cüppelerini giydikleri gibi Tek Heykel'e yürümek dışında ve germek ortalığı, bir kaygılarının (bir de tabii: pozisyonlarını koruma yüksek güdüsü) olmamaları. Bu arada, birileri de acayip para götürmekteler bu aşırı oynaklaşmış piyasalardan. Asıl korkulması gereken 'dinciler': Dini imanı 'para' olanlar ve tüm bu zırvalıklardan nasiplenenler. Sisli havalarda, kuzuları yutmaları çok daha kolay nasılsa.
May 14, 2004
Headers Changed
Well, it's been long time I don't do anything but posts in here... So I decided to update the look & feel of the site... Today I changed the main page's header, and the random photos... I will soon be adding new photos there... And there will be more changes soon...
Comments welcome...
Viridian Room
One of the most searched entries in fikirbaz.com was Crimson Room... When I looked at the activity log of fikirbaz.com I noticed that Viridian Room is a common search these days... So here is the Viridian Room by Takagi...
If you are interested in games like these, I had posted about Mystery Of Time and Space...
C.H.I.M.P. (monitor mirror)
When you are playing Quake on the local LAN against the support desk staff you need all the help you can get. C.H.I.M.P is an early warning system that will clue you in on when to Alt-Tab back to your spreadsheet when your boss suddenly appears. How does it work? You just look at it and it magically (with it's invincible powers) produces an image of what is behind you. Just like a good C.H.I.M.P. should...
Sure it's stupid, but it works. Tail and face and appendages not included. What's included? A mirror with the word C.H.I.M.P. on it.
Convex mirror (3 inches diameter) fits easily on either corner of your monitor with accompanying velcro.
You can find this unique product in thinkgeek.com... 9.99$... Enjoy...
May 13, 2004
Sunflower

May 12, 2004
DVD Handycam® Camcorder
Experience the ultimate in videotaping convenience with Sony’s DCR-DVD201 DVD Handycam® Camcorder.
I have a miniDV camcorder ( Sony Trv10E ) I bought it around 5 years ago. These days editing videos are really easy as you use computer (and windows) based editing suites... But when you use tapes you have to transfer whole video to the computer and it takes a long time if you shot too long... But if you have a DVD Camcorder you need nothing but a couple of seconds...
Experience the ultimate in videotaping convenience with the DCR-DVD201 DVD Handycam® Camcorder from Sony. Now you can record directly onto 3-inch DVD-R and DVD-RW at resolutions comparable to MiniDV. Best of all, the DVD media can easily be viewed on most current DVD players and PCs, making playback a snap. You can even capture still JPEG images up to a maximum resolution of 1152 x 864 thanks to its 1-megapixel CCD imager. It’s like having both a camcorder and digital camera in one.
For more info and specs: Sonystyle.com
For a detailde pdf brochure... Step on this link...
May 11, 2004
King'in Kingdom'ı
(Yeşim Tabak, Radikal Cumartesi, 8.5.2004)
Kingdom Hospital, iç savaş döneminde çıkan bir yangında çok sayıda çocuk işçinin öldüğü bir imalathaneyle aynı alan üzerine kurulmuş. Bilimden başka her şeye burun kıvrılan hastane, insan kibirinin görkemli mabetlerinden biri konumunda. Gelgelelim üzerinde bulunduğu lanetli toprak, doğaüstü birtakım vakaları hastanenin koridorlarına taşımaya başlıyor... 80'lerin St. Elmo's Fire gibi klasik gençlik filmleriyle ünlenen Andrew McCarthy, ana kahramanlardan Dr. Hook rolünde karşımıza çıkıyor. Dizide Von Trier'e selam gönderme maksadıyla karakterlerden birine Von Trier soyadı verilmiş.
Yeniden çevrimlerin en anlaşılmaz kategorisi, sınırları zorlayan işlerden uyarlananlar. Neresinden bakılsa, var olan ilginç bir işin alınıp bir miktar 'hiza'ya getirilmesi, kalibresinin düşürülmesi söz konusu oluyor. Para kazanmak için yaptığını söylese bile Lars von Trier'in belki de en iyi işi olan sekiz bölümlük TV dizisi Krallık / Kingdom'ın (ya da orijinal adıyla Riget'in) Amerikan versiyonunun bu genellemenin dışında kalması için hiçbir sebep olamazdı, zaten olmadı da. Gerçi şu da var ki, Stephen King'in yazdığı ve yapımcılığını üstlendiği (Von Trier de yapımcılar arasında) Kingdom Hospital, Riget'i izlemiş seyirciler için yapılmadı. Amerikan seyircisinin büyük kısmı, Danimarkalı bir gringonun zır acayip dizisini nasılsa hiçbir zaman görmeyecekti. Hele de özellikle sinema, televizyon ve müzik konusunda her millette var olan 'yerli mal' zaafını düşününce...
'Romanlaştırma'
Kingdom Hospital tabii ki Riget'ten çok daha fazla reyting şansına sahip ama, arkasında Stephen King gibi popüler bir isim de olmasına rağmen, Amerikan televizyonlarına göre yine de derhal çok sevilip bağra basılacak bir dizi değil. Uzun soluklu diziler gibi her bölümde başı sonu olan yeni bir hikâye de anlatmıyor, dahil olduğu mini dizi kategorisinin uzun bir filme benzeyen giriş-gelişme-sonuç kalıplarına da tam oturmuyor. Tanıtması gereken karakter, bir bir değinmesi gereken tuhaflık sayısı çok fazla. Nitekim Amerika'da, ilk iki bölümünün yayınlanmasından sonra, 'bırak hikayenin etrafında dolanmayı, olaya gir kardeşim' gibisinden eleştiriler almadı değil. King ise halkından sabır istedi: "Kingdom Hospital'ın televizyon için yapılmış bir 'romanlaştırma' olduğunu unutmayın. Tıpkı bir roman gibi, emeğinizin karşılığını verecek, ama biraz zaman tanımanız lazım." Dizinin yayınlandığı ABC kanalı da temkinle karışık irili ufaklı kelekler attı King'e. Yayın gününü değiştirmek, haftada iki kez yayınlama sözünü yerine getirmemek, fazla reklam yapmamak, King'in ikinci sezon isteğine kem küm etmek gibi.
Geçen çarşamba akşamı atv'de ilk bölümü yayınlanan Kingdom Hospital, şimdilik Riget'in hikâye akışına büyük ölçüde sadık kalacak gibi görünüyor. Ama aynı ölçüde de Stephen Kingleşme söz konusu. King senaryoya, kendisinin izdüşümü olan bir ana karakter yapıştırmış. Söz konusu karakter çok ünlü bir ressam ve yol kenarında koşarken bir kamyonetin çarpıp kaçması sonucu ölümün ucundan dönüp ağır yaralı bir halde hastaneye kaldırılıyor. Tıpkı 1999'da benzer bir felaketi yaşayan King gibi. Rickman'ın önce sebebini bilmeden resmini yapıp sonra ilahi bir karşılaşma yaşadığı, dizi boyunca kendini pek özletmeyeceğe benzeyen gizemli karıncayiyen muhabbeti ('metafizik diyarlarda manalı bir şeyler oluyor...'), King'in mührünü iyice sıkı basıyor. Tüm hayvanların epey abes (komik deseniz o da değil) bir tat bırakacak şekilde iç sese sahip olması, detaydaki Riget-Kingdom Hospital farkları arasına eklenebilir. Daha dramatik ayrışma noktaları, bekleneceği üzere mizah ve görsellik. Von Trier'in Dogma manifestosuna girişmeden önce omuz kamerasıyla çektiği, grenli, sepyamsı görüntülere, hastaneliğini bilen apaydınlık bir atmosfere sahip dizisi, Kingdom Hospital'a dönüşürken Amerikan dizilerinin standart ve heyecansız görsel kalitesine sıkışmış. Tedirgin ediciliği üstlenmiş imgeler de aynen; makyaj ve ışık kullanımı Ring benzeri filmlerin steril karanlığında. Bir de mizah meselesi var tabii. Riget'in, gariplikleri soğukkanlılıkla karşılayan absürd mizahının Kingdom Hospital'daki tercümesi, 'büyük gözlük takan büyük burunlu biri' gibi 'komiklik'ler.
Riget, Twin Peaks'le birlikte, dizi halinde televizyonda yayınlanmasına rağmen televizyon dizisi kalıplarını yerle bir eden ve bu alanın sinema kadar etkileyici olabileceğini kanıtlayan, seyirciye ne hissedeceğini şaşırtan bir auteur 'film'iydi (CNBC-e'de yayınlanmıştı). Uyarlaması ise, ilginç bir hikâyesi olan, iyi yapılmış, sıradan bir dizi. Reklam şişkini yayın usullerince, her çarşamba saat 23:30'da atv'de. Ya da atv geleneğini gözönüne alırsak, çarşamba günleri gece vakti bir ara yayınlanacak işte...
I'm Back - One More Time
Well... I know... I couldn't post anything lately... I was really busy at work & at my private life... (What the heck is a private life?) And last week I was in bed... Cold, flu, backache, stomachache and all that stuff...
I have tons of ideas about fikirbaz.com, lots of topics to post... Started to watch films at home again... And, here I go... Fikirbaz is back!