July 28, 2004


Sunset in Istanbul

Sunset in Istanbul





Kocaman elli kovboy

( Oğuz Aral, Hürriyet Pazar, 11 Nisan 2004 )

Kendinden geçmişti. Burnunun dibine kadar yaklaşıp kendisini seyrettiğimin farkına bile varmamıştı. Bir káğıdın üstüne yumulmuş, bir şeyler çiziktiriyordu. 3-4 yaşlarında sevimli bir çocuktu.

‘Bir adamın eli kafasından büyük olamaz’ dedim.

‘Bu adam değil ki, bu kovboy.’

‘Kovboy da olsa, eli kafasından küçük olmalı.’

‘Sen anlamazsın, bu yumrukçu bir kovboy!.. Eli küçük olursa bir vuruşta haydutları nasıl yere yıkabilir?’

‘Kafalarına odunla vurabilir!..’

Ayıplayan gözlerle yüzüme bakıp kovboyun elini silgiyle sildi, sonra da kovboya daha büyük bir el resmi çizdi.

*


Birkaç yıl sonra onu bir ağacın altına yatmış, mutlu bir ifadeyle dalları ve yaprakları seyrederken gördüm.

‘Ağaçları çok seviyorsun galiba.’

‘Hayır, Suat’ı çok seviyorum. Hatta, ona aşık oldum.’

‘Suat da kim?’

‘Karşı komşumuzun kızı.’

‘Ama sen zaten başkasına aşık değil miydin?’

‘Ben resimlerde ya da rüyalarımda gördüğüm kızlara hep aşıktım. Ama Suat, dünkü kuka oyununda ‘Onu oynatmazsanız ben de oynamam! deyip benim yüzümden oyunu terk edince aşık olmayıp da ne yapacaktım?’

‘Peki Suat’ın bu aşktan haberi var mı?’

‘Suat’ın değil, ama annesinin haberi var. Çünkü, beni anneme şikáyet etmek için dün bize geldi.’

‘Kadını kızdıracak ne yaptın ki?’

‘Güya ben Suat’ların bahçesindeki bütün papatya yapraklarına ‘Suat... Suat...’ diye kızının ismini yazmışım.’

‘Doğru mu bu?’

‘Tabii yalan!.. Yüzlerce, binlerce yaprağa yazı yazmaya kalem mi yetişir? Ben sadece 5-10 yaprağa yazabildim. Ama kadının göreceği tutmuş işte!..’

*

Yıllar sonra onu gördüğümde bir ağacın gövdesine sarılmış ağlıyordu. Ağacın kabuklarına tırnaklarını geçirmişti. Gözlerinde kederden çok hayret vardı. Hayret ederek ağlıyordu. 10 yaşına gelmişti. Yüzüme aldatılmış insanların küskün bakışlarıyla baktı:

‘Bugün babam öldü. Artık çizdiğim resimleri kim beğenecek, kim bana aferin oğlum diyecek?’

‘Korkma, eğer resimlerin gerçekten güzelse bir gün çok kişi aferin der... Hatta arada babanın aferin diyen sesini bile duyarsın.’

*

Onu birkaç yıl sonra Üsküdar sahilindeki Çiftekayalar’da beş oğlanın ortasında dayak yerken gördüm. Sıska bedeniyle direniyor, hatta arada bir kendinden daha iri çocukları yumruklayıp canlarını yakıyordu. Aralarına girip kavgayı durdurdum. Onu bir kenara çektim, öbür çocuklar,

‘O bize saldırdı amca!’ dediler.

‘Ne halt etmeye 5 kişiyle kavgaya tutuşuyorsun? İşte böyle eşşek sudan gelene kadar sopa yersin!’

‘Ama onlar bana durup dururken küfür ettiler!’

‘Boşverseydin.’

Morarmış gözüyle yüzüme bir tuhaf baktı.

‘Bazen dayak yemek, boşvermekten iyidir!’ dedi.

*

Heybeliada Askeri Deniz Lisesi’nde giriş sınavları yapılıyordu. Son sınav matematiktendi. Onu pencereden görünen deniz manzarasına gözlerini dikmiş kara kara düşünürken buldum. Önünde boş bir sınav káğıdı vardı.

‘Cevapları biliyor musun?’

‘Biliyorum, zaten ben bu yıl lise ikinci sınıfa geçtim. Ama burada birincinin sınavına soktular.’

‘Kim soktu?’

‘Annem, babam öldükten sonra deniz subayı olursam geleceğim kurtulur diye düşünüyor.’

‘Olmayacak mısın?’

‘Ne yazık ki olacağım. Bu sınav káğıdını boş versem bile, girdiğim diğer sınavlardan aldığım notların toplamı okula girmeme yetiyor.’

‘Öyleyse gözün aydın. Aslan gibi bir deniz subayı olacaksın.’

‘Olmayacağım.’

‘Niye be?’

‘Ben subay olursam, karikatürleri kim çizecek?’ dedi ve matematik sınav káğıdına askerlikle ilgili tuhaf karikatürler çizip sınıf subayına verdi.

*

Yıllar sonra Perspektif dersinden kaçarken, ona akademinin kapısında rastladım.

‘Yine mi okulu kırıyorsun?’

‘Ne halt edeyim, gazeteye geç kaldım. Zaten dün Anatomi dersi yüzünden karikatürümü yetiştirememiştim. Bugün de karikatür çizmezsem beni gazeteden atarlar.’

‘Bu gidişle akademiden de atacaklar ama... Biraz dişini sıkıp okulu bitir. Sonra istediğin kadar karikatür çizersin.’

‘Artık çok geç, para kazanmam gerek. Çünkü haftaya evleniyorum.’

‘Sen çıldırdın mı be?.. 19 yaşında evlenilir mi?’

‘Ya kaç yaşında evlenilir? Bu işin tarifesi var mı?’

‘Gel beni dinle, evlenme işini 3-5 yıl ileriye bırak da önce şu akademiyi bitir’ dedim ama lafımın yarısı havada kaldı. Önümüzden geçen tramvaya atlamıştı bile.

Artık çizdiklerini gazete ve dergilerde görüyordum. Fena çizmiyordu. Hatta, bir hayli ünlenmişti. Ama birkaç yıl sonra yazıp-çizdikleri sayfalardan yok oldu. Çizgilerine yıllarca rastlayamadım.

Bir gün Beyoğlu’nda yürürken yanımda Opel Kapitan bir araba durdu. Şoför fırlayıp beni arabaya buyur etti. O, arka koltukta oturuyordu.

‘Ooo... Maşallah, lüks arabalar, şoförler... Anlaşılan köşeyi dönmüşsün’ dedim.

‘Evet döndüm. Ama köşeyi tekrar geri geri dönmek niyetindeyim.’

‘Nasıl yani?’

‘Gazete ve dergi için çizdiklerimin onda birini bir şirket için çizince, köşeyi birkaç kez dönüveriyorsun. Babıali’de iş bulamayınca kendimi reklamcılığa vurdum. Ne yapalım, evin nafakası sözkonusu olunca meslek seçme şansın fazla olmuyor. Ama yarın tekrar Babıali’ye dönüyorum. Gık dedim ve reklamcılık şirketimi ortağıma bedelsiz bıraktım.’

‘Hálá evli misin?’

‘Evet ama, bu evlilik başka evlilik... Senin dediğin doğru çıktı. O yaşta evlenilmezmiş meğer. Ama şimdiki evlilikten çocuklarım bile var.’

‘O zaman rahat para kazandığın bu işini bırakma. Karikatürü arada bir keyif için çiz.’

‘Denedim, ama karikatür keyif için çizilmiyor, yazı keyif için yazılmıyor. Bu işler ancak çaresizlikten ve can havliyle yapılıyor. Yanında ikinci bir işi kaldırmıyor.’

Öfkeyle,

‘Nasıl biliyorsan öyle yap!’ dedim.

*

Yıllar sonra bir gece, meyhane dönüşü çıkardığı dergiye uğradım. Bir sürü tüyü yeni bitmiş delikanlıyla kapak karikatürü için tartışıyorlardı. Kapaktaki resme baktım.

‘Sen aranıyorsun, bunu basarsan yarın seni ince kıyım doğrarlar. Bak, arkadaşların senden genç ama, senden akıllı. Onlar bile bu kapağın basılmasını istemiyorlar!’

‘Eğer bu kapağı basmazsak, bugüne dek onca karikatürü niye çizdik? Bu delikanlılar bundan sonra çiklet resmi mi çizecekler?’ dedi.

Kapağın yayınlandığı gün o zamanki askeri cunta dergiyi kapattı. Yakalamak için de bizimkinin peşine düştü.

*

Pijamasıyla bahçesini sulayan yaşlı adamın yüzü bana pek yabancı gelmedi. O da kırpıştırdığı miyop gözlerini yüzüme dikti.

‘Gözün aydın, nihayet kazasız belasız güllerini sulayan bir emekli olmayı becermişsin’ dedim.

‘Beceremedim, yarın ünlü bir gazetede yazıp çizmeye başlıyorum.’

‘Niye, paraya mı ihtiyacın var?’

‘Hayır, hatta bana para vermeyin dedim ama kabul etmediler.’

‘Bir kere de benim sözümü dinle. Tekrar başlama. Kendine ait kalan son zamanı gönlünce kullan. İster Floransa’ya gidip müzeleri gez, ister küstüğün bağlamanla barışıp türkü çığır... Kitaplıkta sonra okurum diye biriktirdiğin kaç kitabın oldu haberin var mı?’

*

Dün gece sabaha karşı kapım anahtarla açıldı. Uykum tilki uykusundan hafif olduğu için yataktan fırladım. Çocukluğundan beri tanıdığım adam gözlerinin altındaki mor halkalarla bana bakıyordu.

‘Bu hafta bulamadım’ dedi.

‘Neyi bulamadın?’

‘Bu hafta gazeteye yazacağım pazar yazısının konusunu.’

‘O zaman yazma... Zaten insanoğlu niye yazı yazar anlamıyorum.’

‘Tekil yaşayamadığı için!.. Yazma nedeni insanlarla bir arada yaşadığını hissetmek içinmiş. Resim yapıp şarkı söylemek de öyle!..’

‘Sabahın köründe felsefe yapmayı bırak. Baştan beri sözümü dinleseydin, başına bunca bela gelmeyecekti.’

‘Bir banka kasasında garantili olarak yaşasaydım daha mı iyiydi yani?.. Bütün belalarım can baş üstüne... Ben belalarımı da seviyorum. Ama bu pazarın yazısı ne olacak?’ Çocukluğundan beri tanıdığım herife, yani kendime,

‘Nah bu olacak!..’ dedim ve önüme bir káğıt çekip kocaman elli bir kovboy resmi çizdim. Sonra yanımdaki 4 yaşındaki küçük çocuk, kovboyun elini silgiyle silip daha büyük bir el çizdi.




'Ustaların ustası bizi yalnız bıraktı'

( Radikal - 28.7.2004 )
Can Barslan: Dünden beri beni arayıp başsağlığı diliyor insanlar. Bu bile Oğuz abinin hayatımdaki önemini gösteriyor. Kendi sanat yaşamımla ilgili kimseye paye vermedim. Sadece bir istisna hariç. Naçizane Can Barslan adı bugün karikatür dünyasında varsa tek nedeni Oğuz Aral'dır. Ustam öldü çok üzgünüm.

Kemal Gökhan Gürses: Dün öldüğünü duyunca bir arkadaşıma şu mesajı attım: 'Yağ satarım, bal satarım, ustam ölmüş, ben böyle dünyanın anasını satarım.' Gerçekten benim tek ustamdı. Sanata bakışımda çok büyük etkileri vardır. Evet 'huysuz ihtiyar'dı ama onun huysuzluğu, direkt oluşu, hayat karşısında çok zor öğrenilebilecek şeyleri çok çabuk öğrenmemizi sağladı. Arkadaş bir ustaydı. Yaptığımız işin çok değerli bir iş olduğunu söyledi hep. Birçok çizer belki çizgi ve mizah düzeyi bakımından onu aşmıştır ama bu Oğuz Aral sayesinde olmuştur. Bizi dünyayla tanıştırdı; karikatürün bir meslek olduğunu gösterdi. Gerçekten çok genç yaşta 'Gırgır'dan kazandığım para, hayatım boyunca kazandığım en güzel paraydı. İyi para kazanıyorduk. Her ölüm erkendir ama Oğuz hocanınki çok erken oldu. Başta söylediğimi yine tekrarlıyorum: Ustam ölmüş, ben böyle dünyanın anasını satarım.


Ramize Erer: Oğuz Aral, benim için çok özeldir. Onunla tanıştığımda henüz 15 yaşında bir kızdım. Çok iyi bir hocaydı; benim için ve o dönemki genç karikatüristler için bir babaydı da aynı zamanda. Bugün bir çizersem eğer bunu ona borçluyum. Çizer olmak demek 'Çiçeği Burnundakiler'den geçerdi. Bana, "Şu masa senin geç otur ve çiz" dedi ve ben para kazanmaya başladım. Karikatürü meslek edinmemize büyük katkıları oldu. Bir de emeğin karşılığını veren biriydi. Onun varlığını hissetmek bile benim için güç kaynağıydı. Şimdi kendimi büyük bir yalnızlığın içinde hissediyorum.

Galip Tekin: Türk mizahı bir büyük ustayı kaybetti. Onun yetiştirdiği bizler ve bizim yetiştirdiğimiz insanlar için büyük bir kayıp. Ustadan öte bir babaydı bizim için. Yokluğunu hissedeceğiz. Acımı tarif etmem mümkün değil.

Piyale Madra: Oğuz Aral Türk çizgi tarihine bir dönem damgasını vuran önemli bir çizerdi. Bir kuşak onun çıkardığı Gırgır dergisiyle büyüdü.

Semih Balcıoğlu: Sevgili Oğuz... Yaptığın her işin en iyisini yaptın. Gırgır'ı yayına hazırladığın ve onu başarıya ulaştırdığın günleri dün gibi hatırlıyorum.
O ne heyecandı, o ne inanılmaz bir uğraştı. En büyük hizmetlerinden biri de onlarca çizeri karikatürümüze armağan etmendi. Ulaşamadıkların da senin etkinde kaldılar. Sanatın gibi, dostluğun, insanlığın da eşsizdi. Seni çok özleyeceğim.

Serhat Gürpınar: Güreşte bir deyim vardır: Ustalar üç oyun bilir ama çıraklarına ikisini öğretir, birini kendine saklarmış. Oğuz Aral bize üçünü de öğretti. Onun için söylenecek çok şey var, ama şu an ne söylesem eksik kalır. Oğuz abi, köhneleşmiş ülke sistemi içerisinde çok büyük bir devrim gerçekleştirdi. Hayatta öncü olmak çok önemlidir ve o büyük bir öncüydü. Bilgisini hiç esirgemedi, bizlerle paylaştı. Genç beyinlere çok önem verdi. Bütün üst düzey yöneticilerinin dinozor olduğu bir ülkede o, gençlere önem verdi. Bütün bunların ötesinde, adam gibi adamdı. Çok, çok iyi bir insandı.

Erdil Yaşaroğlu: Türk karikatür dünyasında çok önemli yeri olan bir insandı. Karikatürleri dışında kişiliğiyle de önümüzü açmış, örnek olmuş bir insandı.

Hasan Kaçan: Oğuz ağabeyle ilgili söylenecek o kadar çok şey var ki... O bir sürü insanın hem ustası hem de babasıydı. Yani Oğuz Aral'ın ustalığı zaten tartışılmaz bir şey. Herhalde çok az insan karikatürcü ya da mizahçı yetiştirmeyi kendisine misyon edinmiştir. Oğuz Aral bu konuda neredeyse tek örnek diyebilirim.
10 saat bir fikir üzerine çalışıyorsa, en az 10 saatini de amatör çizerlere ayırıyordu. Onlarla tek tek ilgileniyordu. Oğuz Aral'ın 'Avanak Avnisi', 'Utanmaz Adam'ı bizim dönemde iki önemli eseri gibi görünse de, yetiştirmiş olduğu sayısız canlı eserleri de var. Belki de en önemli eserleri de onlar. Üzgün olduğumuzu söylememize gerek yok herhalde ama Oğuz Aral'ın bize öğrettiklerini devam ettirme gayretinde olacağız. Mizah dünyası çok büyük bir ustasını kaybetti. Başımız sağolsun.

Latif Demirci: 14 yaşında gittim ve Oğuz Aral'la tanıştım. 30 yıla yakın süren bir mesaimiz var ustamız, babamız, ağabeyimiz. Her şey diyebiliyorum onun için karikatürü bize öğreten insandı. O olmasaydı olmazdık herhalde diye düşünüyorum. Usta çırak ilişkisi var ya halen süren bir şeydi. 28-29 yıldır çiziyorum. Arada bir görüşüyor, konuşuyorduk kendisiyle. Halen dünkü karikatürünü çok sevdim on numara ama o öyle çizilmez, şöyle çizeceksin. Otuz yıl sonra bile hâlâ öyle yapardı. O ustalık, öğretmenlik durumunu hâlâ devam ettirirdi. Bir şeyi beğendiğini söylemez. Beğendiğini söylerse de önemlidir. Karikatürüne on numara dediyse önemli bir şeydir o. 80'li yıllarda Gırgır'ın çok sattığı dönemlerde çocuklara ne olmak istersin diye sordukları zaman çocuklar asker, pilot, mühendis şu bu derlerdi ya. Bunun başına karikatüristliği getirdi aslında. O yıllarda herkes karikatürcü olacağım
diye bir şey söylüyordu.

Semih Poroy: Karikatür ve mizah yayıncılığını derinden etkilemiş, karikatürümüze enerji taşımış çok önemli bir kişilik. O enerjinin yerinde kullanılıp kullanılmadığı ayrı bir şey. Bu, yıllar sonra değerlendirilecektir. Oğuz Aral okulunun öğrencisi olmadım. Şu anda çok da önemli değil. Üzüldüğüm şey, birbirimize verdiğimiz karşılıklı saz çalma sözümüz artık gerçekleşemeyecek. Tolga Tigin ablamıza, çocuklarına, tüm sevenlerine baş sağlığı ve sabır...




İlk defa ağlattı

(Metin Üstündağ - Radikal - 28/07/2004)

Oğuz Aral'ın onlarca karikatürist yetiştirdiği Gırgır dergisi pratiği, en az Köy Enstitüleri kadar değerli ve önemlidir. Bugün çok sayıda yeni ve iyi karikatürcü çıkmamasının sebeplerinden biri de bir Oğuz Aral daha olmamasıdır.

İSTANBUL - Oğuz abinin, benim ve tüm karikatürcülerin üzerinde babalarımızdan çok emeği vardır. O bize fantezi bir hayat bağışladı. Biz karikatürcü olmadan önce okulda, sokakta, mahallede, evde habire 'sus' diye kafasına vurulan haylaz ve belki de hiperaktif çocuklardık. Oğuz abi ve Gırgır olmasaydı, akabileceğimiz bir mecra açılmamış olsaydı kendimizi ordan oraya, duvardan duvara vurup ya psikopat ya da psikopat olurduk.
Oğuz abinin kıymetini ve mucizevi hünerini dergi yöneticisi olduğum sıralarda daha iyi anladım. Özellikle Öküz dergisinin yayın yönetmenliğini yaptığım sıralarda. Ben okumuş yazmış, eli kalem tutan birçok yazar çizere derdimi anlatmakta zorlanırken; Oğuz abi Gırgır dergisinde Edirne'den Van'a, Mersin'den Trabzon'a birçok köylü, kasabalı, şehirli çocuğa karikatür denen dünyanın en illet işini sakız çiğner, çekirdek çitler gibi basit bir şekilde anlatıp, öğretip onları kısa zamanda karikatürist yapmıştı. Öyle ki karikatür sanatı bir süre sonra geleneksel el sanatlarımızdan biri haline gelmişti.


İnsan sarrafıydı
Gırgır'daki Çiçeği Burnundakiler köşesinden onlarca profesyonel karikatürist çıktı. Oğuz abi insan sarrafıydı. Sizinle yarım saat konuşsa kaderinizi okuyabilir ve hatta değiştirebilirdi. İçinizde kendinizin bile bilmediği, gizli kalmış yanlarınızı karikatür denilen araçla nasıl ortaya çıkarabileceğinizi şıp diye gösterirdi.
Her zaman söyledim yine söylüyorum hep söyleyeceğim, Oğuz Abi'nin Gırgır dergisi pratiği köy enstitüleri pratiği kadar çok değerli ve önemlidir. Onun sanatçı üretme pratiği hayatın ve sanatın birçok alanına uygulanabilir. Naçizane bizler onun bu pratiğini yıllardır uygulamaya çalışıyoruz. Bugün varolan bütün mizah dergilerinin içeriği olmasa da biçimi onun eseridir.
Son görüşmelerimizden birinde "Oğuz abi, n'apıp ne ettiniz de, birer şoparken bizi karikatürist yaptınız" diye sordum. O büyük bir alçakgönüllülükle "Ben bir şey yapmadım çocuğum. Siz yaptınız. Ben sadece size değer verdim ve yol gösterdim" dedi.
Kendi üzerimden Oğuz abinin büyücü diyebileceğim hünerini anlatmak da isterim. Gırgır dergisine Çarşaf'tan profesyonel olarak gelmiştim. Çeşitli konularda karikatürler çiziyordum. Oğuz abi, benim bir tomar espri eskizime bakıp belki de çizgi hayatımı değiştirecek saptamasını yaptı. Bir gece odasına çağırarak "Ya Metin senin siyasi karikatürlerinde bile aşk var, politikacıları bile eşleriyle el ele çiziyorsun, gel sana bir köşe verelim, adı da Metin'in Âşıkları olsun, burada biraz debelen bakalım n'olucak!" dedi. Ben o günden beri adı, karakterleri, esprileri değişse de aslında o köşeyi çiziyorum ve şunu söylemek istiyorum: Oğuz Aral sizin olduğunuzla yetinmiyordu, olabileceğinizi de görmek istiyordu. Bu durum belki birçok arkadaşımıza zor gelmiş olabilir. Bu yüzden onu anlamamış olabilirler.
Bir de yılmadan usanmadan bildiklerini öğretme, aktarma aşkıyla doluydu. Öyle ki Gırgır dergisi artık belediye otobüsü gibi tıklım tıklım dolu olduğu halde o hâlâ meşhur pazartesi toplantılarında erinmeden genç çocukların cin ali karikatürleriyle ilgilenir, saatlerce dil dökerdi. Bugün Oğuz abinin bu emeği, bu coşkusu olmadığı için belki de mizah dergilerinden çok sayıda yeni ve iyi karikatürcü çıkmıyor olabilir.
Biz Gırgır'dan sonra başka dergilerde çizsek de 'Oğuz abi bizi izliyordur, karikatürlerimize bakıyordur, aman güzel çizelim' diyerek daha bir dikkat ederdik. Şimdiyse çok daha dikkatli olmamız gerekiyor.
Hepimizin başı sağ olsun.
Oğuz Aral'ın naaşı yarın öğlen Levent Camii'nde kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verilecek.



July 16, 2004


Eleven Minutes

Today I finished reading Eleven Minutes by Paulo Coelho:

A new, international bestseller by the author of The Alchemist tells the story of Maria, a young girl from a Brazilian village, whose first innocent brushes with love leave her heartbroken. At a tender age, she becomes convinced that she will never find true love, instead believing that "Love is a terrible thing that will make you suffer ..." A chance meeting in Rio takes her to Geneva, where she dreams of finding fame and fortune. Instead, she ends up working as a prostitute.

In Geneva, Maria drifts further and further away from love as she develops a fascination with sex. Eventually, Maria's despairing view of love is put to the test when she meets a handsome young painter. In this odyssey of self-discovery, Maria has to choose between pursuing a path of darkness, sexual pleasure for its own sake, or risking everything to find her own "inner light" and the possibility of sacred sex, sex in the context of love.

In this gripping and daring new novel, Paulo Coelho sensitively explores the sacred nature of sex and love and invites us to confront our own prejudices and demons and embrace our own "inner light."

- Click to read some reviews...
- HarperCollins.com.au





Fresh Mirror Projects

It's been rellay long since I took some mirror photos. On monday I took two... Here are they online at mirrorproject.com.

First One
Second One ;)




July 12, 2004


Tom's Petition to Renew the Assault Weapons Ban

I just received a mail from Tom Mauser, here is how it starts:

I am writing to you and a few other bloggers asking for help. My name is Tom Mauser and my son Daniel was killed at Columbine High School. If we don’t stand up to President Bush and the NRA right now, the assault weapons ban will expire and AK47s and Uzis will be back on our streets.

He has created a petition (Six Degrees from Columbine) and asks us to sign and spread it all over... The idea is great and I immediately signed and got the related link. Click here to sign his petition.

The only thing is I think he just thought of spreading the petition all over the US but I think we can spread it all over the world. The map on his petition page just shows US, as Fikirbaz is a Turkey based blog zip codes doesnt work. If you are a non-us reader of fikirbaz.com you can write any 5 digit number for zip code till Tom creates it world wide ;)

And please try to spread the link to help Tom, to help mankind!





Introducing iPod Mini & AirPort Express

Enjoy your iTunes music library in virtually any room of your house. Share a single broadband Internet connection and USB printer without inconvenient and obtrusive cables. Create an instant wireless network on the go. Extend the range of your current wireless network. How many devices do you need to do all this? Just one. AirPort Express

Everything you love about iPod just got tinier. iPod mini lets you bring along enough music for a three-day weekend getaway in a package so small you’ll forget you’re carrying it. Until people ask you about it, that is. Available on Mac and Windows.





Stop Light on a Chip

Researchers have long dreamed of creating superfast computers that manipulate the quantum states of light beams rather than the classical states of electrons, as in today's technology. Now a paper in the 27 February PRL suggests a solution to what has been one of the major unanswered questions: How do you store a light signal in a chip? The team showed with computer simulations that rows of tiny semiconductor pillars could slow light waves to a stop and store them as electromagnetic fields oscillating within the pillars.

Atomic physicists have recently learned a trick some call "stopping light." In this technique, the vibrations of electromagnetic fields are transferred to the motions of electrons in a gas of atoms. But "people never thought it was possible" to do some thing similar in solid-state devices, says Shanhui Fan, of Stanford University, in Palo Alto, California. Now Fan and Mehmet Fatih Yanik propose to capture light in a chain of coupled semiconductor pillars, which would store the light energy by allowing the electric and magnetic fields to bounce around inside them. The team hasn't yet built the device, but they have predicted its behavior with a massive computer simulation, which Fan describes as "the cleanest experiment."

To read the whole article: CLICK

To read: Stopping Light All Optically




July 07, 2004


Hüzün Hüzzam Makamında Bir Şarkıdır...

(Bulut L.B.)

Hüzün hüzzam makamında bir şarkıdır, bolca mi bemol ve fa diyezli... Hüzün kahverengidir, siyah olamayan ve yeşile çalamayan. Hüzün bugündür, parçalı bulutlu bir kent, belki de damla olup yüzüme düşmeye hazırlanan gökyüzüdür. Hüzün son kez olduğunu bilerek sevgiliye sokulup uyumaktır uyanmaya korkmadan, kokusunu içine çekmektir, izini sürebilmek için. Hüzün arada kalmaktır, bir sonraki adım için erken gelen bir an , bir öncekine geç kalıştır.

Hüzün sisli bakar, karanfil kokar. Uyku uyanıklık arası şafak vakti düşleridir. Hüzün bir pencereden uçuşan tül bir perdedir, bir kadın eli tarafından toparlanıveren. Hüzün bomboş sokakta nereden geldiği anlaşılamayan bir çocuk kahkahası, çığlık çığlığa uçan bir kırlangıç ve bazen sepya bir fotoğraftır bir annenin albümünden. Hüzün ortadadır mutluluğa de karamsarlığa da eşit uzaklıkta, zamanı ileri ya da geri alabilmektir, hayal kurmaktır. Hüzün, yanında olmasını beklerken çalan bir telefondan gelen sestir, gelemeyeceğini söyleyen. Hüzün acıyı azar azar çekmek, zehirlemeden kendini acının sefasını sürmektir. Hüzün hüzzam makamlıdır, bittiğinde havada asılı birkaç nota bırakan bir şarkı...




July 06, 2004


Pharmaton® - Keep your vital energy in balance!

Discover the benefits of Pharmaton® - a special supplement to increase your mental and physical well-being. Pharmaton® contain a carefully blended mixture of vitamins, minerals, trace elements and the standardized G115® ginseng extract.

Pharmaton® is designed to improve your physical capabilities and helps the body cope with exhaustion and fatigue caused by stress. G115® influences the energy utilisation - thus reducing the fatigue - mainly as a consequence of the increased oxygen uptake capacity. The extract also acts on the central nervous system and helps minimise stress, physical and mental tension. Furthermore, ginseng G115® positively affects the immune system.

From: Pharmaton-Capsules.com

Is there anyone using this product? If so please let me now if it works... :)




   

 

 


     

Everything (239)
Optimus Maximus
The All Harp Tribute to Metallica: Harptallica
Ikea Hacker: ikea hacks and mods, fabs and flops
Ballet Ruffles Some Feathers
Rodrigo y Gabriela
Entrepreneurship & Ortakoy
How To Make a Manual Westy Tent

Life (105)
Am I Back?
Look What I Have Bought
Oh My God! We are expecting a pumpkin!!!
Back!!!
What's Up?
Bad News: Google Adsense Account Disabled
Weekend Updates

Photos (66)
Güven Kıraç
Erkan Can
Sebnem Donmez (Opening Ceremony, 43rd Golden Orange Film Festival)
Faye Dunaway (Honourary Award, 43rd Antalya Golden Orange Film Festival)
Old Woman in Sirince
Sunflowers
Houston... We have a problem...

Tr (149)
SinemaSeans.com
Kardeşimi vurdular
Babaolmak.com
Ruh halimin güvercin tedirginliği
Bu film oldu, hissediyorum
Vatandaşın güzel tepkisi
Barış Sivildir!

Universe (133)
Dismal World - Snapshots from the Not-So-Happy Globe
China's Internet Addiction
The Oscar Nominees
BLA.ST: Promotional Directory
Google to buy YouTube for $1.65 billion
Estate of the Day: A Metallica Mansion
No Sex To Gangsters in Colombia

Videos (4)
Guiness World Record for most T-Shirts worn at one time
New Metallica Song with Wrong Bass :)
Enormous Time-Waster: Sesame Street Video Clips
A Funny Tv Commercial From Berlitz

Yazarım... (istersem) (9)
Lord of The Ring
Fırtınadan Önce...
Makyajsız şehirler, ´sahici´ kişiler
Tommy Lee Jones Kovalamaktan Usanmıyor
Aman Tanrım! (Veya Aman! Jim Carrey)
Temmuz'da: İçinizi ısıtacak bir macera
Metallica Kızgın, Sert ve Hızlı!

     

     
     
 
   
 

welcome to movable type