September 30, 2004


New Header Photos Added

I just uploaded 5 new header photos and also made some minor changes to the sidebar... I think it is time to add some new features or some new content to fikirbaz.com. And this might be the time to add some new quotes and random photos as well... Let's see...




September 24, 2004


Music of The 80's

These days I mostly post about music and new albums. I think I am listening more new albums than ever this week. So, just to balance everything let me tell you, I am listening 80's music for the last couple of days and I realized that I really missed 80's stuff. All the songs remind me of some memories. These songs were the ones I started listening music with... Here is a 80's playlist for your listening pleasure. Enjoy!

:: Self Control - Laura Branigan
:: Comanchero - Moon Ray
:: Life is Life - Opus
:: Big in Japan - Alphaville
:: Chery Chery Lady - Modern Talking
:: Brother Loui - Modern Talking (Again; they were one of my favourites)
:: One way ticket - Eruption
:: Rasputin - Boney M.
:: Eye of the Tiger - Survivor
:: Wild Boys - Duran Duran
:: Boys Boys - Sabrina
:: In The Army Now - Status Quo
:: I will Survive - Gloria Gaynor
:: Billie Jean - Michael Jackson
:: Walk Like an Egyptian - Bangles
:: Faith - George Michael
:: Unchain My Heart - Joe Cocker
:: Felicita - Albano & Romina Power
:: La Luna - Belinde Carlisle
:: La is La Bonita - Madonna
:: We are the world - lots of guys together
:: Part Time Lover - Stevie Wonder
:: Sweet Dreams - Eurythmics
:: Tainted Love - Soft Cell
:: Telephone Mama - Gazebo
:: Jeopardy - Gregkihn Band





Human Billboards & Sandwich Men

As I was searching for human billboards and sandwich men, I at last found some cool links, cool sites & some cool photos.

Urban75 e-zine is one of the most popular UK based e-zines on the web with bulletin boards, games, photos, protest, rave, drugs & more. This site is strictly non-profit - no banners, no tie-ins, no ads. Mike Slocombe is the man behind the stage, the e-zine is online since 1995.

Human billboards on the streets of London is a photo gallery with captions, I found this in Urban75.com. Check it out... Being a sandwich man isn't that easy...

Also in the same site I found an article (with sketches) about London Street Advertising: London placard carriers and 'sandwich men', 1820 -1840

Here is a sandwich man advertising for Dance Shoes. And another one here Advertising Washington Street Studio about 1930.





Genius Loves Company

genius.jpgGenius Loves Company is released shortly after Ray Charles' death. It was planned to be released this year before June but with his death now the album stands as a farewell to the "genius".

Genius Loves Company has 12 great tracks and 12 great artists that was together with Ray Charles to duet. These 12 artists include B.B.King, Van Morrison, Willie Nelson, Norah Jones, Elton John.

"A nostalgic stroll through the many genres he dabbled with in during his career." - Wall Street Journal

"Seemingly destined without fail for the uppermost ranks of best sellers." - New York Times

"A tantalizing collection of duets with old and young admirers.he[Charles] sounds positively fabulous with so many soul mates around him." - Boston Globe

"Ray Charles did it right for his swan song... He's in primo vocal shape, his inimitable voice of grit, sass, moan and sweet soul sway over the proceedings that range from gentle pop to deep-down blues." - Billboard

"This CD [Genius Loves Company] seems a lock to net Charles Grammy gold. Thankfully, his final project stands proud with some of his finest." - Miami Herald

"The premiere stylist saved a lot for a collection that should have a year-end Grammy presence. Few who ever marveled at the magic of Charles'
soulful touch are likely to get through these 12 duets without being profoundly moved at some point."
- LA Times

"The Genius' final album shines with help from BB, Willie and others." - Rolling Stones

- Ray Charles Official
- History of Rock; Ray Charles
- Cnn.com; Ray Charles dead at 73

- If you wanna go and listen some stuff from the album...





Metroblogging

What is Metroblogging?
Metblogs are a hyper-local look at what's going on in the city. Our regional bloggers give each site a new perspective on daily life; less calendar listing, more friendly advice.

Metroblogging.com network is getting bigger and bigger everyday. There are already 16 metroblogs and some news ones are on the way. I guess that would be a great way to learn the real life of a city. Great idea, great community; great blogging...




September 15, 2004


Kings of Convenience

Bergen, Norway-based indie-pop duo Kings of Convenience teamed singer/guitarist Erik Glambek Bøe and guitarist Erlend Øye. After first earning notice thanks to a series of acclaimed European festival appearances during the summer of 1999, the twosome signed to American label Kindercore to issue their lovely eponymous debut the following spring. Quiet Is the New Loud was issued in early 2001on Astralwerks. The album used many of the same tracks from the Kindercore release but re-ordered them and replaced a few with newer songs. The remix album Versus followed later in the year and featured remixes by artists as diverse as Ladytron, avid Whitaker and Four Tet. After a three year layoff during which Øye recorded a solo album, 2003's Unrest, and gained some reknown as an electronica DJ while øe worked on finishing up his Psychology degree, the pair teamed up agian for the recording and release of 2004's excellent Riot on an Empty Street ~ Jason Ankeny, All Music Guide




September 14, 2004


Muhafazakârlık, reaksiyonerlik ve zina

(Ahmet İnsel, Radikal2, 12.09.2004)

AKP'nin amacı ne boşanmaları, ne aile içi aldatmaları engellemek, ne de kadını korumak. Bu, muhafazakârlık pazarında atılmış taktik bir adımdır.

Muhafazakârlıkla gericilik arasında ince ama önemli bir ayrım var. Toplumsal değişimin hızlandığı dönemlerde bu iki tavır arasındaki geçişkenlik artar. Siyaset bilimi dilinde gericilik tabiri kullanılmaz. Gericiliğin doğru tanımı reaksiyonerliktir. Günümüz Türkçesinde gericiliği "irticâ"nın, yani geri dönücülüğün, eskiyi istemeciliğin karşılığı olarak kullanıyoruz ama bununla ifade etmeye çalıştığımız esas fikir, reaksiyonerlik.


Ahmet Çiğdem, muhafazakârlıkla gericiliğin (reaksiyoner ve gerici arasındaki tarihsel anlam farkını şimdilik bir kenara bırakalım) arasındaki farkı, Toplum ve Bilim dergisinde muhafazakârlığın incelendiği sayıda (sayı:74), gidişatı "tarihi gerçekten geriye çevirmeye çalışan, verili bir tarihsel momente yapışıp kalan"ın reaksiyonerlik olduğu tespitinden hareketle yapıyor. Muhafazakârlık ise değişimi bütünüyle reddetmez.
Yüksel Taşkın, "Muhafazakârlığın Uslanmaz Çocuğu: Reaksiyonerlik" başlıklı yazısında (Modern Türkiye'de Siyasal Düşünce dizisinin Muhafazakârlık cildi içinde), değişimin gelenek adına bütünsel reddiyesini savunanların muhafazakârlığı düzene tehdit olarak algılayabileceklerinin altını çiziyor. "Muhafazakâr, tarihsel süreklilik adına zaten değişimi içine sindirebilecek bir düzen anlayışına sahiptir." Muhafazakâr için önemli olan değişimin ılımlı olması, süreklilik hissini bozmaması ve denetim altında gerçekleşmesidir.
Taşkın, içinde bulunduğu koşullara göre farklılıklar gösteren reaksiyoner düşün dünyasının en önemli ortak özelliğinin, "kendi döneminde yaşanan değişimlerin şahidi olmanın mutsuz bilinciyle öz yurdunda kendisini sürgün hissetmesi" olduğunu belirtiyor. Bu mutsuz bilincin vereceği tepkiler koşullara göre farklı olur.
Bugün Türkiye'de İslamcılık, muhafazakâr gelişimci/liberal bir kutupla faşizan itkileri belirgin olan reaksiyoner bir kutup arasındaki salınım alanında yer alıyor. Birinci kutbu, AKP ana kadroları ve onların etrafındaki oluşumlar, esas olarak basın yayın organları ve organik aydınlar temsil ediyor. İkinci kutupta, Vakit gazetesi başta olmak üzere, küçük tirajlı dergilerde sesini duyuran, içe kapanan İslami cemaatlerin iç iletişimlerinde daha belirgin biçimde gönlündekini ifade eden, çoğu zaman radikal milliyetçi düşün dünyasıyla titreşime giren kesim yer alıyor.
AKP ve çevresinin gelişimci muhafazakârlığı bütünüyle reaksiyoner tepkilerden arınmış değil. Ama AKP kadroları ve stratejistlerinin neoliberal siyasal ve iktisadi programla rahatlıkla uyum gösteren muhafazakârlıklarının tamamlayıcı bir unsuru değil gösterdikleri bazı reaksiyoner tepkileri. AKP kurmayları, yokuş aşağı inen ağır vasıtanın egzoz freni kullanması gibi, rekasiyoner sinyalleri kendi elleriyle hızlandırdıkları toplumsal değişim sürecinde denetimi ellerinden kaçırmadıklarının işaretini siyasal tabanlarına vermek için kullanıyor. Bu yolla, o taban üzerine oynayan, var olan veya potansiyel rakiplerinin ayağının altından kilimi çekmeye özen gösteriyor.
Değil zinanın, boşanmanın dinen günah olduğu koyu katolik İtalya'da benzer biçimde gerçekleştiği gibi, Türkiye'de zinanın ceza kanununun kapsamına giren bir suç olmaktan sessizce çıkarılması, gelişimci bir muhafazakâr yaklaşım açısından kabul edilebilir bir gelişmeydi. Evli çiftlerden birisinin, diğerinin rızası olmadan üçüncü bir kişiyle cinsel ilişkide bulunması demek olan zina, evlilik akdinin zina yapan aleyhine bozulmasına yol açan bir kabahat olarak tanımlanmaya devam ediyordu.
Genel muhafazakâr yaklaşım için kabahatin böyle cezalandırılması, ardından kabahati işleyenin toplumsal çevresinde damgalanması yeterli bir ceza addedilebilirdi. Sonuç olarak dinen suç olanın özel hukuk hükümlerinde kabahat olarak tanımlanması, dinen suç olmakla beraber laik düzende ne ceza kanunu ne de medeni kanunda suç veya kabahat olarak tanımlanması mümkün olmayan bir dizi eyleme kıyasla, dinsel vicdanı tatmin edebilen bir uygulama olarak değerlendirilebilirdi.

Zina suç değil miydi?

Türkiye'de Müslüman çoğunluğun aslî talebinin zinanın yeniden cezai suç sayıldığını görmek olduğunu söylemek mümkün değil. Bu zina konusu gündeme gelene kadar, aydınlar başta olmak üzere, inanan, inanmayan, mutedil Müslüman veya koyu mümin toplumun tüm kesimlerinde ezici çoğunluğun zinanın suç olmaktan çıktığını bilmediğini biliyoruz. Zina suçunu düzenleyen maddeyi kadın-erkek eşitliği ilkesine aykırı bularak Anayasa Mahkemesi'nin iptal etmesinin ardından, hükümete yeni bir düzenleme yapması için verilen süre sonunda Meclis'te tartışılmadan düşen bir cezaydı bu.
O tarihten itibaren zina eylemlerinin arttığını, erkeklerin kadınları daha fazla aldattığını, aldatma nedeniyle aile içi geçimsizliklerin arttığını hiçbir veri göstermiyor. 1990'larda Karadeniz ve Doğu Anadolu'da kadınların feryadı, SSCB'nin dağılmasını izleyen toplumsal çözülme dalgasının etkisinin ulaştığı bu bölgelerde zinanın engellenmesi değil, kocalarının para karşılığı cinsel ilişkiye girmeleri, cinsel ilişki hizmeti satın almalarının önünün alınmasıydı. Halkın zina olarak tanımladığı, esas olarak fuhuştu. Son dönemde bunun da yakın geçmişe nazaran tavsadığını yerel gözlemciler iddia ediyorlar.
Kadın-erkek eşitliğinin sağlanması, kadınların ve ailenin korunması, aile içinde aldatmaya son verilmesi amaçlarıyla böyle bir cezai suç ihdas edilmesini öngördüklerini AKP'nin en yetkili kişileri dile getirdiler. Bunu yaparken, devletin şiddet içermeyen aile içi ihtilaflarda taraf olabileceğini de zımnen kabul ettiklerini beyan etmiş oldular. Daha da önemlisi, namus bekçisi olarak devletin, özel alana, "mahreme" el atabilmesinin meşruluğunu dolaylı yoldan kabul etmiş oldular. Bunun ileride kendi tanımladıkları anlamda "mahremleri" için bir müdahale zemini ve meşruiyeti yarattığını göremediler. Göremediler çünkü ahlâk polisi eğilimi içlerinde güçlü biçimde var.
Muhafazakârlıkla reaksiyonerlik arasında ince ayrımlardan birisi, birincisinin ahlâkçı olması ama bunu ideolojik planda dile getirmesi ve korumak istediğini özendirmeyi öne almasıdır. Örneğin aile kurumunu korumanın geleneksel muhafazakâr yöntemi, devletin aile temelli destek politikalarını geliştirmesidir. Buna karşılık reaksiyonerlikte, özel alana yasaklama amaçlı müdahale yanı ağır basar. Yasaklama, cezalandırmanın dine veya geleneğe ilişkin hikmetinden sual edilmez gerekçelerini vurgular. Bu ikisi arasında düz toplumsal algılama açısından çok belirgin ayrım çizgileri yoktur ama sonuçta yaklaşım farklıdır.

Damardan reaksiyonerlik

Otoriter eğilimlerin güçlü olduğu toplumlarda kamuoyu şiddet içeren ceza yöntemlerinin en iyi çözüm olduğuna inanır. Bugün sokaktaki insana sorsanız, çoğunluğu ölüm cezasının gerekli olduğunu, fahiş fiyata domates satanın bile ibret için asılması gerektiğini söyler. Aynı insanlar, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının bütünüyle kalkması gerektiğini de ezici bir çoğunluk olarak ifade ederler. Eğer ona soru yöneltip, düşünüp taşınmadan hemen yanıtlamasını isteseniz, sokaktaki adam başbakanın ve AKP milletvekillerinin pek hoşlarına gitmeyecek daha neler neler talep eder. Onun için toplumun yüzde 80'i bunu istiyor gibi gerekçeleri cezai konular gündeme gelince çok dikkatle değerlendirilmek gerekir. Özellikle gerçek muhafazakârlar bunu tarihi tecrübeleri gereği iyi bilirler.
AKP'nin zina konusunu gündeme getirmesi damardan bir reaksiyonerlik tepkisi değil, muhafazakârlık pazarında atılmış taktik bir adımdır. Tabanının tümünün, seçmenlerinin önemli bölümünün talep ettiği imam hatip ve türban sorunlarında eli böğründe kalmış olmasını, bir çam sakızıyla örtme girişimidir. Özcü bir reaksiyonerlik tezahürü değil, başka hiçbir alanda gösteremediği muhafazakârlık gereğinin mostralığıdır bu. Tayyip Erdoğan'ın "bizim muhafazakâr olarak gereklerimiz var" derken ifade ettiği budur. Muhafazakârlık bu gibi durumlarda asılan bir pankart değildir.
AKP'nin amacı ne boşanmaları, ne aile içi aldatmaları engellemek ne de kadını korumak. Zinanın suç olarak tanımlanmasının bu amaçlara yönelik olumlu hiçbir etkisinin olmadığını AKP milletvekilleri, yöneticileri ve AKP danışmanları kendilerinden, yakın çevrelerinden gayet iyi bilirler. Bilmiyorlarsa, o zaman gerçekten aymazlık içindedirler demektir ki, asıl o zaman iş gerçekten vahimdir.
AKP yöneticileri, yakın hedefleri açısından ayaklarının tökezlemesine ya da bir kez daha ricat etmelerine yol açacak bir girişimi gündeme getirirken, kendi tahayyül dünyalarında yaşadıkları, demokrat muhafakâr olma iddiasıyla reaksiyoner muhafazakâr itkiler arasındaki gerilimlerin yarattığı fırtınayı gözler önüne serdiler. Daha da önemlisi, siyasal olarak rasyonel olamadıklarını iyice ele verdiler. Attıkları adımdan geri dönseler de, kazansalar da kaybedeceklerini görmenin şaşkınlığı içinde bocalıyorlar. Aileye yönelik etkili önlemler almaya neoliberal programları el vermediğinden, "ondan kalmadı, zina verelim" diyorlar. Neoliberalizmin yerli versiyonuna denk düşen neomuhafazakârlık da böyle bir şey işte.




Netekim'in sabrı

(Yıldırım Türker, Radikal 2, 12.09.2004)

Artık Bülent Ersoy dışında hemen hemen kimsenin fazla bulaşmadığı mütekait gevrek Evren Paşa'nın yaşayan anısına dayanarak "Netekim" adı uygun bulunmuş festival, öncelikle, her zaman olduğu gibi, Milliyetçi Militan güçlerin hışmına uğradı.

Unutmaya meyyal olmanın dinamikleri üstüne bir yazı okuyacağınızı bilseniz, elbette bu noktada vedalaşırız. Milletimizin yerleşik değerlerinden biri olarak sıkça kulakları çınlatılan nisyan üstüne bir yazı daha okumaya tahammülünüz kalmamıştır büyük ihtimalle.
Ama bu yazı tam da nisyan ile tahammül üstüne. Belleksiz toplum yaftasını yediğinden beri korkusuzca, en ufak bir vicdani muhasebeye gönül indirmeden yaşayıp giden bu kocaman toplum hayaleti üstüne öfke kusan bir yazı döşenmeye de oturmadım doğrusu.


Aksine, kalemime yakışmayacak ölçüde soğukkanlı, analitik bir çıkarsamayı paylaşmak istiyorum. Büyük ihtimalle, siz de 'tam düşündüklerimi dile getirmiş' diyeceksiniz. Okurun böyle bir adeti olduğunun da farkındayım. Anlamamız için nezaketsizce kafamıza vurulan bir akıl tokmağının yanında duruyor ve gözlerinizin içine bakıyorum.
Marmaris'te 78'liler Vakfı tarafından düzenlendiğini okuduğumuz "Netekim" adlı Sanat-Kültür Festivali dolayında yaşanan tartışmaları takip etmiş olabilirsiniz.
Artık Bülent Ersoy dışında hemen hemen kimsenin fazla bulaşmadığı mütekait gevrek Evren Paşa'nın yaşayan anısına dayanarak "Netekim" adı uygun bulunmuş festival, öncelikle, her zaman olduğu gibi, Milliyetçi Militan güçlerin hışmına uğradı. Bu, eski afisinin yerinde yeller esse de özellikle sinmiş azınlık mabetlerinin kapılarında, azınlık gazetelerinin büro önlerinde cılız nümayişlerle varlığını hatırlatan bir zamanların namlı örgütü, eski hasmı olan 78'lilerin bu girişimi karşısında elbette sessiz kalamazdı. Kalmadı da. 12 Eylül 1980 darbesinin yıldönümünde yapılması planlanan festival, artık gündemdeydi. MHP Marmaris İlçe Başkanı bölücülük yapıldığını iddia ederek, "Marmaris'in girişine 6 bin kişi yığarız. Hiçbir güç bizi söküp atamaz. Gelsinler de görelim" demeciyle kararlılıklarını ilan etti. MHP'nin böyle bir festivale izin vermeyeceğini, gerekirse şirin beldemiz Marmaris'i kana bulayacağını ihsas eden açıklamalarının gazetelerde boy göstermesiyle 60'dan fazla sanatçı, edebiyatçı ve yazarın katılacağı Festival yine aynı duvara çarpıyordu. Unutuşun bir konsensus olarak yaşandığı; varoluşun yegâne yolunun yüzleşmeden, hesaplaşmadan, bağışlamadan unutmak, dile getirmemek olduğu bir kez daha dayatılıyordu. Netekim MHP İlçe Başkanı da "Sağcısıyla solcusuyla Marmaris'te huzur içinde yaşıyoruz. Burayı karıştırmalarına izin vermeyeceğiz" sözleriyle devletin ebedi memuriyetinden istifayı düşünmediklerini bir kez daha hatırlatıyor, mutlaka aferini de alıyordu. Netekim, Festivale sergi ve konferans salonuyla anfitiyatroyu tahsis eden CHP'li Belediye Başkanı, "Huzur ve güveni sağlamak zorundayız. Anfitiyatro sözünü iptal ettik. Objektif gözle bakmak zorundayız" açıklamasıyla desteğini çekiyor, festivali sokakta bırakıyordu.
Evet, MHP Başkanı'nın dediği gibi, festivale gelecek olanların çoğu 'bölücülükten hüküm giymiş kişiler'di. Festivali, onlara bu hükmü giydirip hayatlarını karartmış olanların unutulmaması için düzenlediklerini açıklamışlardı. Onlar 12 Eylül'ün 24. yıldönümünde -yani bugün- Ankara'da, darbeyi gerçekleştiren kadronun yargılanması taleplerini haykıracakları bir mitingi de planlayanlar. Bu mitingin katılımcı listesi de epeyi yüklü.
Şimdi, 'ne gerek var canım, ortamı germeye'ci ipi kuşağına denk eyyamcılar, naturaları icabı bu festivali pek gereksiz buldu. Kenan Evren adlı emekli paşanın kâh kimi küçük esnaf açılışlarında boy göstermesini, kâh kimi şarkıcılar tarafından ziyaret edilmesini, alameti farikası olduğu o güzelim kasabada sağcısıyla solcusuyla eski bir şaka gibi huzur içinde yaşamasını çok görmemek gerek onlara kalırsa. Artık geleceğe bakmamız gerekiyor. Ama gelecek diye sürekli uzağa itilen o oduna dönmüş havuç hakkında ferah bir dil kurabileniniz var mı? Yaşanan acıları, maruz kalınan haksızlıkları hatırlamadıkça, hatırlatmadıkça; sorumlularını yargılamadıkça, yargılatmadıkça bir birlik ve beraberlik ruhu güçleniyor ve ülkemiz böylesi itiş kakışla vakit kaybetmeden daha sivil, daha demokratik daha güçlü bir ülke haline geliyor, öyle mi?
Bu memlekette ana babalarının yaralarını bir türlü anlayamadan yaşayan yüz binlerce genç, kendi yaralarının da sarılamayacağı duygusuyla büyüyor. Kendi yaşamış olduğumuz zulmün hesabını sormadan onların hayatına nasıl bir katkıda bulunabileceğiz?
İşte Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün 30 Ağustos Zafer Bayramı vesilesiyle yayınladığı mesaj. Netekimciler sayfiye gülü olarak koruma altına alındığı sürece elbette paşalarımızın dili kemik tutmayacak. Bir dilin ima ettiklerini, işaret ettiklerini, pusulası olduklarını faş edip karşı çıkmadan daha iyi bir dünya hayali kurmak mümkün değildir.
Paşa, "özellikle belirli çevrelerce ulusal değerlerimizin sıkça sorgulandığı, ulusun ve bu arada Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sabır ve kararlılığının denenmek istendiği ... bir ortamda"n bahsediyor.
Demokrasi mevhumunu en fazla sindirmiş Genelkurmay Başkanı olduğu konusunda birçok vatandaşın hemfikir olduğu Özkök, sabırdan tahammülden söz ederken kimsenin huzuru kaçmıyor mu? Orduyla milletin ilişkisi, demokrasilerde sabır kelimesini kaldırabilecek bir alışveriş midir? Elinde silahı olanın sabrını masaya sürmesi, açık bir tehdit değil midir? Sabrının fazla zorlandığına karar verirse ne yapmayı düşünmektedir? Bu topraklarda, elinde silahı olanın sabrı taştığında yapabilecekleri hakkında iyi kötü fikir sahibi olmayan bir vatandaş yaşamakta mıdır?
12 Eylül cuntasının bölücü ilan ettiklerine layık bulunan tevekkül ile bütün topluma zorla giydirilen nisyan hırkası, burnundan kıl aldırmayan silahlıların sabrına duacı olarak yaşamamızı garanti altına alıyor. Ne şahane bir demokrasi! Ne mutlu bir yaşam!



September 11, 2004


iPronto

iPronto, complete control anywhere in your home.

Looking for benefits without hassle? Fun without fuss? It’s now within your reach! With iPronto!

iPronto is an advanced universal remote control panel providing a single, easy-to-manage platform for controlling the technology in your home. The combination of a color touchscreen remote control, wireless Internet browser and electronic program guide, provides you with a versatile solution to control home theatre as well as home automation products.

(Believe me, this electronic toy is really expensive. Instead of using this thing as a remote controller tou can hire someone as a remote controller)





Bazı yazılar...

Son günlerde okuyup burada yayınlama fırsatı bulamadığım 3-5 güzel yazıyı tek tek yayınlayıp da Türkçe bilmeyen fikirbaz.com okuyucularını kıllandırmak yerini hepsini toplu halde yayınlıyorum. Hepsinin linkleri yazıların tamamının bulunduğu sayfalara gidiyor zaten...

Zina
(Yıldırım Türker - Radikal, 05/09/2004)
Geleneğe, töreye, dini inanca dayalı cemaat ülküsünün bekçiliğini üstlenen hareket devlet-siyaset ilişkileri açısından özgürlükçü olamaz.

Zina kelimesini torunlarımız bilmeyecek sanmıştık. 'Gayrı mâkable şümul" gibi eski bir hukuk terimi olarak meraklısının sözlük tarayıp bulabileceği bir kelime olacak. Gün gelecek, sözlükler, dönemin gençlerine hiçbir şey söylemeyen "Kanunsuz çiftleşme" gibi bir karşılık yerine bu kelimenin kullanıldığı tarihsel bağlam hakkında aydınlatıcı birkaç sözle birlikte verecekler tanımını. Çiftleşmenin kanunu gülünç gelecek, demiştik.
Yazının tamamı...

Sofie'nin mi, Ayşenur'un seçimi mi?
(Tarık Demirkan - Radikal, 05/09/2004)
Ayşenur Arslan'ın 'yakın medya tarihi' başlığıyla anlattığı pek çok şey gerçeklerle örtüşmüyor. Bu tarihin özneleri hâlâ yaşıyorsa iş iyice zor .
Yazının tamamı...

İnternet demokrasisi ya da ekşisözlük
(Enver Kubilay Yüksel - Radikal, 05/09/2004)
İnternet camiasında gezinmenin, nam-ı diğer sörf yapmanın belki de en eğlenceli tarafı, anonim bir kimlik üzerinden ağ bağlantısının tanıdığı sınırlar içerisinde "istediğini yapmaktır".
Yazının tamamı...

Bush'un 'voodoo' bebeği
(11.09.2204 - Radikal)
Fahrenheit 9/11, bir devam filminin başlıca özelliğine sahip. İlk filmde-'dünyaca çok meşhur' Moore'u yarattığı için Bowling for Columbine'ı ilk film olarak alın-sevilen ne varsa, Fahrenheit 9/11'de aynı unsurların şişirilmiş hali var. Gönül şova yönelik, propagandist muhalefet mi istiyor? Fahrenheit'ta istemediğiniz kadarı mevcut. Komiklik? Moore bu kez komiklik uğruna malzemesinin sınırlarını daha da zorluyor; yer yer gaf noktasına kadar. Gülmeceden sonra biraz duygu sömürüsü? Fahrenheit 9/11'de onu da bulacaksınız...
Yazının tamamı...


Göstermeden New York
(Yeşim Tabak, Radikal, 11.09.2204)
Spielberg'in, havaalanında sıkışıp kalan bir göçmeni anlatan Terminal'i, New York'un büyüsünü anımsatmak üzere tasarlanmış.

Otuz yıl önce yazdığı şarkıyı sahnede milyonuncu kez icra ederken iş ahlakı gereği azıp coşan bir rock yıldızının yorgun profesyonelliği neyse, Steven Spielberg ve Tom Hanks'in Terminal'de sergilediği 'ustalık' da öyle.
Yazının tamamı...





Back In Town

After a two weeks -windy- vacation I am back in town. (I guess I have to say back in the city or back in the metropol) Anyway, I slept a lot, relaxed a lot and I think I am ready to work...

The only disaster was my XP got crashed on the second day of the holiday and I was unable to work or get connected except 45 minutes I had in an internet cafe... For the last two days we are working on the XP to recover my documents :( (At last we succeeded I guess) Thanks god I have a spare PC at home... ;)

Well, I got lots to post...




   

 

 


     

Everything (239)
Optimus Maximus
The All Harp Tribute to Metallica: Harptallica
Ikea Hacker: ikea hacks and mods, fabs and flops
Ballet Ruffles Some Feathers
Rodrigo y Gabriela
Entrepreneurship & Ortakoy
How To Make a Manual Westy Tent

Life (105)
Am I Back?
Look What I Have Bought
Oh My God! We are expecting a pumpkin!!!
Back!!!
What's Up?
Bad News: Google Adsense Account Disabled
Weekend Updates

Photos (66)
Güven Kıraç
Erkan Can
Sebnem Donmez (Opening Ceremony, 43rd Golden Orange Film Festival)
Faye Dunaway (Honourary Award, 43rd Antalya Golden Orange Film Festival)
Old Woman in Sirince
Sunflowers
Houston... We have a problem...

Tr (149)
SinemaSeans.com
Kardeşimi vurdular
Babaolmak.com
Ruh halimin güvercin tedirginliği
Bu film oldu, hissediyorum
Vatandaşın güzel tepkisi
Barış Sivildir!

Universe (133)
Dismal World - Snapshots from the Not-So-Happy Globe
China's Internet Addiction
The Oscar Nominees
BLA.ST: Promotional Directory
Google to buy YouTube for $1.65 billion
Estate of the Day: A Metallica Mansion
No Sex To Gangsters in Colombia

Videos (4)
Guiness World Record for most T-Shirts worn at one time
New Metallica Song with Wrong Bass :)
Enormous Time-Waster: Sesame Street Video Clips
A Funny Tv Commercial From Berlitz

Yazarım... (istersem) (9)
Lord of The Ring
Fırtınadan Önce...
Makyajsız şehirler, ´sahici´ kişiler
Tommy Lee Jones Kovalamaktan Usanmıyor
Aman Tanrım! (Veya Aman! Jim Carrey)
Temmuz'da: İçinizi ısıtacak bir macera
Metallica Kızgın, Sert ve Hızlı!

     

     
     
 
   
 

welcome to movable type