January 31, 2005


Runaway Train (by Soul Asylum)

Call you up in the middle of the night
Like a firefly without a light
You were there like a slow torch burning
I was a key that could use a little turning

So tired that I couldn't even sleep
So many secrets I couldn't keep
Promised myself I wouldn't weep
One more promise I couldn't keep



It seems no one can help me now
I'm in too deep
There's no way out
This time I have really led myself astray

CHORUS
Runaway train never going back
Wrong way on a one way track
Seems like I should be getting somewhere
Somehow I'm neither here no there

Can you help me remember how to smile
Make it somehow all seem worthwhile
How on earth did I get so jaded
Life's mystery seems so faded

I can go where no one else can go
I know what no one else knows
Here I am just drownin' in the rain
With a ticket for a runaway train

Everything is cut and dry
Day and night, earth and sky
Somehow I just don't believe it

CHORUS

Bought a ticket for a runaway train
Like a madman laughin' at the rain
Little out of touch, little insane
Just easier than dealing with the pain

Runaway train never comin' back
Runaway train tearin' up the track
Runaway train burnin' in my veins
Runaway but it always seems the same



January 27, 2005


Is This Real?

This small video clip was sent to my inbox yesterday. If it is real that's a great job. Today I found it on the web thanks to Kottke. Click here to watch it. (It is aprox. 500K, so give it some time to download) And here is Boreme.com to find similar viral e-mail content. Enjoy!





It's Wine O'Clock

wineoclock.jpg





Frederick Herzberg - Two Factor Hygiene and Motivation Theory

Frederick Herzberg (1923 - 2000) proposed the Two Factor theory of human motivation. According to his theory people were influenced by two factors. Satisfaction and psychological growth was a factor of motivation factors. Dissatisfaction was a result of hygiene factors. Essentially, hygiene factors were needed to ensure an employee was not dissatisfied. In order to motivate an employee into higher performance motivation factors were needed. Some of his fellow psychologist don't agree with his work, arguing that Herzberg used faulty methodology.

- TheWorkingManager.com: Frederick Herzberg
- Management Theory of Frederick Herzberg
- Frederick Herzberg: Exploring What Motivates Us
- Frederick Herzberg's motivation and hygiene factors





Orange Girl / Appelsinpiken / Portakal Kız

Today I am reading "The Orange Girl", latest book of Jostein Gaarder, who is generally known as the author of Sophie's World and The Solitarie Mystery.

At fifteen, Georg comes upon a letter written to him by his dying father, to be read when he is old enough. Their two voices make a fascinating dialogue as Georg gets to know the father he can barely remember and is challenged by him to answer some profound questions. The central mystery of the book is the story of the Orange Girl, the elusive young woman for whom Georg's father searches in Orso and Seville (By the way the book description in Amazon.com (and some other sites) tells who the strange woman is, so if you don't wanna learn it before you read the book; don't read the reviews in Amazon.com. - Damn!)

In the book you'll get lots of usefull information as well as great quotes. ( Hubble for instance) Garrder's story is a modern fairy tale. Gaarder takes the most ordinary happenings and writes about them in a magical way, creating a truly refreshing tale.

- Bn.com
- Amazon.com
- Bhny.com

[Aralarında şimdiye kadar dört konuşma geçmiştir:
Genç kadın: "Seni sersem!" Genç kadın: "Ben de bir portakal alabilir miyim?" Genç adam: "Özür dilerim, özür dilerim!" Ve genç adam: "Sen bir sincapsın."]

["Hayatı seçen ölümü de seçer." Georg, ölümünden 11 yıl sonra babasının kendisine yazmış olduğu uzun bir mektupta zor bir soruyla karşı karşıya kalır. "Eğer sana seçme şansı verselerdi, kısacık hayatın ardından öleceğini bile bile yaşamayı kabul eder miydin?" ]

- Ideefixe.com
- Pandora





Mentor

These days I like the word Mentor. I made a search about Mentor and here is what I got:

Main Entry: men·tor
Etymology: Latin, from Greek MentOr
1 capitalized : a friend of Odysseus entrusted with the education of Odysseus' son Telemachus
2 a : a trusted counselor or guide b : TUTOR, COACH
- men·tor·ship /-"ship/ noun (this explanation is from webster)
And here is the wikipedia entry.

The word "mentor" is exactly the same in Turkish; and here is a firm that is named Mentor. This Mentor is specialized in Project Management Certification Programs and that sort of business related education programs. [Mentor Proje Yönetimi Eğitim ve Danışmanlık]

Mentor has also started web based project management courses called "proje-learning". Anyway, I will mention more about international project management related sites later on...





Elevator control panels

Here is an interesting piece of work about elevators by John J. BARTHOLDI, III. Designers of user interfaces: The elevator industry needs you! Behold the evidence.

As an untrained user of elevators, it seems to me that you want three basic things from an elevator control panel:

- Tell me what my choices are.
- Allow me to signal my choice.
- Confirm my choice by some feedback so I will not fret.
Is that so hard?

Click and enjoy the elevator control panels... ;)





Global Warming

Most of the literate world today regards "global warming'' as both real and dangerous. Indeed, the diplomatic activity concerning warming might lead one to believe that it is the major crisis confronting mankind.

Here I compiled some links & articles about the global warming. It is obvious that our generation won't suffer a lot but I think it won't be the same for our grandchildrens. I guess more conciosness is needed and that can be gathered by knowledge:

- NRDC: Global Warming
- Global Warming: The Origin and Nature of the Alleged Scientific Consensus by Richard S. Lindzen
- CNN.com In-Depth Specials: Global Warming
- A Closer Look at Global Warming
- Global Warming Facts & Our Future
- Nasa Earth Observatory: Global Warming
- Global Warming, from Wikipedia
- GlobalWarm.com
- EPA's Global Warming Site
- Global Warming Information Center
- Global Warming; Early Warning Signs
- GlobalWarming.org




January 26, 2005


Tsunami moves North Pole, shortens daytime

Daytime is now 2.68 microseconds shorter because of last month's tsunami.

The massive force unleashed by an earthquake off the coast of Indonesia altered the shape of Earth in a number of minute yet significant ways, NASA scientists have determined.

Read the whole article of Michael Kanellos, Cnet

Related: Web photos capture tsunami's impact





Oğlumu ihbar ediyorum!

( Cafer Karatepe, Radikal 2, 23.01.2005)

Biricik amacının tüketmek, durmadan tüketmek, daha çok tüketmek, tek düşünün en büyük arabaya binmek, en görkemli evde oturmak, en marka giysiyi giymek olan, yani en gösterişli hayatı sürmek isteyen, fakat hiç tatmin olmayan, acıyı tatmadığı ve ötekini görmezlikten geldiği için mutluluğu tadamayan bireylerin çoğunlukta olduğu kamuoyuna açık mektubumdur.

İstanbul Üniversitesi'nde meydana gelen olaylar nedeniyle tutuklanan oğlum için 20 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldığını gazetelerden öğrendim. Gerçi ortada ölü, hatta yaralı falan yok; oğluma atılı somut bir suç da yok. Hatta tutuklama kararı veren sayın yargıçla (ismi bende saklı) da görüştüm. "Ortada bir suç var, ben de o gün başka fakülteden orada olanları tedbiren tutukladım, oğlunuz suçsuz olabilir, o takdirde tazminat davası açarsınız" dediyse de ben oğlumun çok suçlu olduğuna inanıyor, istenilen cezayı az buluyorum.


Bir kere oğlumun sicili pek temiz sayılmaz. Nitekim polisin savcılığa sunduğu yazıda bu açıkça görülüyor. 7 Ekim 2003 akşamı, 50 kadar arkadaşıyla Boğaziçi köprüsünde gösteri yapmışlar. Gözaltından çıkınca telefon ettim; öfkemden tıkanıyordum, ama ne de olsa hukukun üstünlüğüne inanan bir insandım, yargısız infaz yapmayayım diye öfkemi mümkün olduğu kadar saklamaya çalışarak bu eylemlerinin nedenini sordum: "Amerika'nın Irak işgalini protesto" imiş. Öfkeden deliye dönmüştüm, ağzıma geleni söyledim. Yorulup nefesim kesilince sanki bağırdıklarımı duymamış gibi yumuşak bir sesle, "Öfkeli babacığım, orada sivilleri, kadınları, hatta bebeleri bile öldürüyorlar. Kimilerini öldürmekten de beter ediyorlar" dedi. Kendimden geçmişim ve ağzım köpürüyordu. Ulan dedim, memlekette o kadar Sünnisi var, Alevisi var, Nurcusu var, Nakşisi var sana ne oluyor? Arap ülkelerinin halkları olanlara melül melül bakarken sana ne halt yemek düşüyor?
Ne yaptı biliyor musunuz? Utanmadan telefonu yüzüme kapatıverdi.
Her 6 Kasım'da bizim oğlan gözaltındadır. YÖK mü, kök mü ne karın ağrısıysa onu protesto ederlermiş. Bir keresinde harçların artırılmasını protesto etmişlerdi. "Oğlum", dedim yumuşak bir sesle, "Ben sana tıkır tıkır harçlıklarını gönderiyorum, protesto edilecekse ben ederim, sana ne oluyor, vazgeç bu işlerden", yüzüme düşmanca bir bakış fırlattıktan sonra, "Sen biliyor musun," dedi, "Birçok öğrenci kardeşimiz üniversiteyi kazandığı halde parasızlıktan okuyamıyor. Okuyanlar da yarı aç, yarı tok."
Bence en büyük suçları eski rektör ile uğraşmaları. O gitti, bu kez yerine geçici olarak atananla uğraşmaya başladılar. Neymiş, yeni gelen eskisini aratıyormuş. Rivayete göre rektör seçimlerinden önce öğrenci muhalefetini bertaraf etmek için bu tutuklama işini bizzat kendisi tezgâhlamış. Kazanamayacağını anlayınca da adaylıktan vazgeçmişmiş.
Hapishaneye bir baba olarak mecburen ziyaretine gittiğimde (ki adli suçluların içine atmışlar akıllansın biraz diye, iyi etmişler) yukarıda saydığım suçlarını hatırlattım. "Bak baba", dedi "Köprüdeki eylemden ötürü hakim yaptığımızın insani bir davranış olduğu savı ile beraat verdi. (Memlekette de amma hakimler var!) Eski rektörümüzü de Cumhurbaşkanımız görevden aldı. Bu olayda da suçsuz olduğumu senin dışında herkes biliyor." Sinirimden ziyaret sonunu beklemeden yanından ayrıldım.

Bela olacak çocuk...

Aslında bunun benim ve dolayısıyla toplumun başına bela olacağı daha öncelerden belliydi: Daha üniversiteye girdiği yıl bu tür işlere gireceğinden endişelendiğim için oğlum dedim, "Sana sıfır bir araba alayım, gençlik bir daha ele geçmez, gez eğlen" dedim. "Bak, sitemizdeki arkadaşların güzel güzel kızları arabalarına alıyor, vur patlasın çal oynasın yapıyorlar, hem de ayda bir sevgili değiştiriyorlar..." Bana ne dese beğenirsiniz; "Arkadaşlarımın kimisinin ayakkabısının altı delikken ben nasıl arabaya binerim?"
Üstüne başına da bakmaz. İzine geldiğinde komşulardan utanır oldum; yeni elbiseler ayakkabılar alayım desem hep geri çevirir, bunlar yeter, derdi. Benim eski gömlek, tişört, fanila ve hatta çoraplarımı giyerdi. Pantolonum kısa, ayakkabılarım da dar geldiğinden onların yenisine razı oluyordu. Düşünebiliyor musunuz tüm gençlik onun gibi olsa tekstil sektörümüz, otomativ sanayimiz krize girer; İtalyan tekstil sektörü de sallanır ve binlerce kişi işsiz kalırdı.
Sovyetler Birliği çöktüğü halde o hâlâ ideoloji peşinde; hem de bunu pek çaktırmadan yapıyor. Kola içmez, Mc Donald's'a gitmez, ama bunu sağlığını düşündüğü için değil, salt Amerika'ya para gitmesin diye yapar. Daha Anadolu Lisesi'nde okurken, yani yanımdayken bile Amerikan dizilerini, kimi filmlerini izlemezdi kültürümüzü yozlaştırıyorlar diye. Bana bir keresinde, "Baba, biliyor musun biz Amerikan işgali altındayız" demişti de bir anlam verememiştim. Demek ta o zamanlardan kafası fitne fücur doluymuş.
Bunun suçları anlatmakla bitmez. Hangi birini anlatayım ki? Bir sınıfı diğer bir sınıfa karşı da kışkırtıyor olabilir mesela. Yılbaşlarında İzmir'e, evimize gelmez, bayramlarda da bir gün kalır hemen dönerdi. Yalnız başına İstanbul'da ne yapar, ne eder diye hep merak ederdim, ama sonunda foyası ortaya çıktı. Radikal gazetesinde gördüm, inanmayan gazetenin 01.01.2002 tarihli sayısının 3. sayfasına bakabilir. Arkadaşlarıyla fotoğrafları var. Size bir fotokopisini gönderiyorum. Kendisi üç çiçeğin içindeki tek böcektir. Meğersem o günlerde kendi aralarında, hocalarından, tanıdıklarından ve diğer fakir semtlerden dayanışma yolu ile topladıkları oyuncak ve çocuk giysilerini gecekondu semtlerindeki çocuklara verirlermiş. Siz diyeceksiniz ki ne var bunda, ama biz geçmişte çok gördük bu tür numaraları, kimbilir altında ne hinlikler yatıyordur. Bence bu olayda fakir sınıf, bir şekilde zengin sınıfa karşı kışkırtılıyor olabilir. İncelenmesi gerekirdi. Bu yılbaşı hapiste olduğundan yapamamıştır sanırım.


Kız gibi çocuk!

Çocuk eğitimcilerin güzel bir sözü vardır: Problemli çocuğu yaratan problemli ana-babadır. Onun için oğlumun bu tür problemlerinden kendimi sorumlu tutuyorum çoğu kez. Ben onu eski kafa ile, annemin babamın beni yetiştirmek istediği gibi, yani kız gibi yetiştirdim. Hayvan haşaratı, nebatatı çok sever. Duyarlı ve kırılgandır. Kavgadan nefret eder. Böyle yetiştirdiğime çok pişmanım, çünkü toplumla uyum sağlamakta çok zorlanıyor. Ensesine vur, elinden lokmayı al, kılı kıpırdamaz. Onun için aylık harçlığını üç ya da dört parçada gönderirim. İki kişi kavga etse hemen ayırmaya girişir. Bundan dolayı birkaç kez dayak yediği halde hâlâ akıllanmadı. Bir lokantaya gitsek önce etraftaki aç kedi ve köpekleri doyurmaya kalkar. Hapishane benim yanlışlıklarımı düzeltecektir kuşkusuz. En iyi öğretmen olan hayatın ona dövüşmeyi, nefreti ve egoizmi iyi bir öğretmesini istiyorum.
Onu özel bir üniversiteye vermemem en büyük hatalarımdan biriydi aslında.
Sözü daha fazla uzatmamak için şöyle diyebilirim: Oğlum hilkat garibesi gibi, çağdaşlarının çoğunluğuna benzemiyor. Sanki ilkel çağlardan kalma bir fosil. Bara, pavyona gidip eğleneceğine kitap okur, marka giyineceğine benim eskileri tercih eder. Kendisini zerre kadar ilgilendirmeyen işlere burnunu sokar; neymiş efendim bizim de başımıza aynısı gelebilirmiş. Onun dışarıda dolaşması, hele başka gençlere örnek olması ülkemizin ve dünya halklarının iyiliğine olmaz. Hatta kendi iyiliğine de olmaz. En iyisi siz onu içerden çıkarmayın, müebbet, hatta ağırlaştırılmış müebbet falan verin. Serbest bıraksanız, o bir yolunu bulur kendini içeri attırır nasıl olsa. Ben de hazır alışmışken yokluğuna, lütfen yapın bunu. Aslında kendimi düşünüyorsam namerdim. Bir düşünsenize tüm gençlerin böyle olduğunu; her şey alt üst olur alimallah! Amerika ve hatta AB yardımlarını keser, güzel memleketimiz kaosa sürüklenir.
Bence tüm gençlere ve hatta onların ana babalarına örnek olsun diye oğlumu Taksim meydanında biraz sallandırmak iyi olur. Yanlış anlaşılmasın, ayaklarından tabii...



January 25, 2005


New Camera: Sony Cybershot DSC-P150

Just after my beloved Nikon Coolpix 4300 camera left this world; I started flirting with a new camera... After a weekend of comparisons, calculations, reading reviews; scanning forums, I bought a Sony Cybershot P150 with a 512MB Memory Stick Pro; I am very happy with the speed of my new toy as my old Nikon Coolpix 4300 was very slow with 128 MB CF card. Now I can take photos much much more faster... Soon I'll start to post some new photos here... ;)




January 24, 2005


Kameramla Kampüste

"Eli kamera tutan bütün üniversite öğrencileri; eğer anlatacak hikâyeniz varsa, işte fırsat... " diye başlık atmış adamlar. Veriyorlar kamerayı; git çek getir diyorlar; yarışma yapıyorlar çekilenler arasında; kazanana da kamerayı veriyorlar iyi mi... Bizim zamanımızda yoktu böyle atraksiyonlar... Hoşuma gitti sinema mezunu bir kişi olarak....

Tıklayın; olayın detaylarını; son başvuru tarihini filan görün... :) )Kaldırın kıçınızı, kamera sizi bekliyor)




January 13, 2005


iPod Shuffle

Time to mix things up. Meet iPod shuffle, the unpredictable new iPod. What will it play next? Can it read your mind? Can it read your moods? Load it up. Put it on. See where it takes you. Choose from pocket-size 512MB or 1G models starting at $99 and surprise yourself.

At last Apple created a cheaper and smaller mp3 player. (Of course, compared to 40gb iPod, the new iPodShuffle is like a baby with 512mb or 1gb memory) The new little device sure will make other brands bother... It has some cool accessoires as well... Anf if you're interested, here are the technical specs.

The think I really liked about the new iPodShuffle is, they had to put a sentence at the footer of the website: "Do not eat iPod shuffle. " Go find why? :)





Snails

snails.jpg





Bilgi teknolojisi ve klasik gazetecilik

(Edip Emil Öymen, 09.1.2005, Radikal 2)

Yıkıntılar arasında bilinçsizce dolaşan sarı kafa ufak bir çocuk. Bir turistin oğlu belli ki. Phuket Hastanesi web sitesi, çocuğun resmini yayınladı. İnternetten deli gibi bilgi bulmaya çalışan bir İsveçli, resmi görünce oğlanı tanıdı: İki yaşındaki yeğeni Hannes Bergstroem... Hemen Tayland'a giden amca, önce yeğenini, sonra da yaralı kardeşini buldu. Hannes ile babası hastanede bir araya geldiler. Anne, kayıp 4,000 İsveçli arasında.


Norveçli kardeşler Christoph ve Espen Wernersen, tsunamide kaybolan üçüncü kardeşleri Ketil, karısı ve çocukları hakkında bilgi bulabilmek için web sitesi kurdu: hjelposs.info

Tayland'ın turistik bölgesindeki Phuket Hastanesi ve diğerleri, anası-babası bulunamayan turist çocukların resimlerini, yerli-yabancı yaralı ve ölülerin isimlerini web sitesinde yayınladı, yayınlıyor.

Tsunamide binlerce kişinin öldüğü İsveç-Norveç'te gazeteler, tamamen bu konuya odaklı, hızla güncellenen weblog kurdular.

Dünya çapında yayın yapan BBC ve MSNBC, tanıkların ifade, bilgi ve fotoğraflarını yayınlamak üzere weblog kurdu.

BBC özellikle, olaya tanık olan herkesi izlenimlerini paylaşmaya davet etti. Bunları yayınlandı, yayınlıyor.

Hindistan'da New Delhi TV, tamamen tsunami bilgileri ve kazazedeleri için web sitesi kurdu.

Olaydan hemen sonra kurulan Southeast Asia Earthquake and Tsunami Blog, her türlü bilgi ve para, ilaç yardımı için yüksek oktanlı bir internet eşgüdüm merkezi oluverdi.
Bu başlıkların arka planındaki yoğunluğu buraya aktarmak mümkün değil. Sadece şu denilebilir: Tsunami nedeniyle kurulan siteler derhal işe yaramaya başladı. Kimliği saptanan yaralı/ölülerin listeleri, hangi hastanede oldukları, kimin nereye nasıl yardım yapabileceği gibi bir sürü konuda sivil toplum, internet sayesinde otomatik olarak hızla uluslararası örgütlendi. Klasik medya, olay yerine yetişene kadar, olayı yerinde yaşayanlar, durumu dünyaya yazılı/re-simli anlattı.

Global iletişim aracı...
İnternet, global biçimde kullanılmaya başlanalı daha 10 yıl oldu... Ama ileri bilgi toplumu ülkelerinde sanki ezelden beri varmışçasına yaşamsal öneme sahip. Ve, tsunamiyle birlikte, dünyanın en etkin ve hızlı iletişim aracı olduğunu ispatladı. Elbette şu koşulla: Birileri internete bilgi yükledi. Herkesin kullanımına açtı. İnterneti gündelik yaşamın ayrılmaz parçası haline getirenler, bilgiyi burada aradı. Buldu.
İnternetin hızını ve etkinliğini artıran yeni bir unsur ise, web sitesi kadar çetrefil olmayan, hızla kurulan, hızla yenilenen "not defteri" siteleri... Bunlara "weblog" deniliyor. Amerika'da, özellikle 11 Eylül 2001 günü ve onu izleyen dönemde (Türk medyasının klişe diliyle ifade edersek) weblog "patlaması" yaşandı. Birbirini tanımayan ve birbirinden habersiz pek çok kişi, olaya ilişkin binlerce ayrıntıyı birbiriyle web üzerinden paylaştı. Bu paylaşma, o kadar geniş bir boyuta ulaştı ki, şimdi bütün bu weblogları bir arada tutan mega-siteler var.
Web sitesinden daha kolay kurulan ve yenilenen webloglarda, çevreleri dışında tanınmayan kişiler yaşamlarını bütün dünyaya saat - saat anlatıyor. İlgilenen, izliyor. Bu, iletişim tekniği ve biçimi açısından şimdilere kadar görülmemiş bir şey. Son verilere göre sadece weblog sayısı 5 milyonu aştı. Amerikan Pew araştırma şirketine göre her 5.8 saniyede bir, bir weblog kuruluyor.
Ortaya weblog olarak çıkan günlük anı siteleri, artık epeydir "moblog"= mobil weblog. Cep telefonlarının fotoğraf çekme özelliği sayesinde bu siteler, daha da hızla yenileniyor. Adeta canlı yayın yapan mobloglar var. Bütün bunları sağlayan yazılım ve donanımın nitelikleri, bir öncekinden ileriye adeta kuantum sıçraması.
Haber iletimini bunca kolaylaştıran teknoloji, elbette klasik gazeteciliği ve haber/gazete yapımını etkileyecekti. Nitekim, etkiledi de. Yakın zamanlara kadar gazeteci şöyle diyordu: "Sen orada değildin, ama ben oradaydım. Olup biteni sana anlatayım". Şimdi ise gazeteci, olay yerine yetişene kadar düzinelerle kişi, olayı da, resmini de, izlenimini de dünyaya aktarır hale geldi.

Yüzbinleri "leke" olarak görmek
Elbette bu, haberin insanlar için gerçek önemini bilen ve anlayanlara... Türkiye gibi ülkelerde, kendisini haber kanalı olarak konumlandıran televizyonlar, normal yayın akışlarını kesip bu kadar müthiş bir habere odaklanmayı akıl edemeyebilir. Gazeteler, sadece ünlü turist Türkleri öne çıkartıp, yitip giden yüzbinleri "leke" gibi görebilir. Globalleşme iddiasındaki ülkenin medyası, globalleşmenin insan boyutunu idrak edememiş görünebilir.
Türkiye için henüz erken ama, ileri bilgi toplumlarında gazeteciliğin anlamı ve tanımı, Türkiye'deki uygulamaya hiç benzemeyen bir biçimde değişiyor. Öyle ki, habere gazetesinde, radyo/televizyonunda yer bulamayan yayıncılar, ayrıntıları okuması/görmesi için izleyiciyi kendi özel websitelerine yönlendiriyor. "Biz size haberin ana fikrini veriyoruz. Ayrıntısını internetten okuyun" diyor.
Bu tür ülkelerde bilgi ve haberi "koyacak yer" bulamamak gibi bir sorun var. Reklama yer açmak yüzünden değil! Haber ve bilginin çokluğundan, içerik zenginliğinden. Ama, internetin "sınırsız" ortamında haber/bilgiyi ayrıntılı olarak işlemek, klasik gazeteciliğe farklı bir işlev yüklemeye başladı bile: Olayların arkaplanını irdeleme, yorumlama, neden/niçin/nasılını anlatma fırsatı. Çünkü ne/nerede/ne zamanla ilgilenmek, internet siteleri ve webloglarının işi artık. "Oralarda."



January 08, 2005


Did you realize?

Last night, I've added 6 new photos to the header of fikirbaz.com... Enjoy! ;)





2004 Year-End Google Zeitgeist

Based on billions of searches conducted by Google users around the world, the 2004 Year-End Zeitgeist offers a unique perspective on the year's major events and trends.

zeit·geist | Pronunciation: 'tsIt-"gIst, 'zIt | Function: noun | Etymology: German, from Zeit (time) + Geist (spirit) | Date: 1884 | Meaning: the general intellectual, moral, and cultural climate of an era
So, here are tje most popular seaches in 2004:

Jan: Lord of the Kings
Feb: Love Poems
Mar: Orlando Bloom
Apr: Earth Day
May: Dia De La Madre
Jun: Ronald Reagen
Jul: Barack Obama
Aug: Michael Phelps
Sep: Weather Channel
Oct: Red Sox
Nov: Halo 2
Dec: Coming Soon :)

You can also learn most popular images in Google Zeitgeist as well. Also some most importand events of the related month is listed. (Highly recommended)
Dec: Coming soon ;)





UN Secretary General asks donors to fulfill pledges

NEW YORK, 6 January 2005 – UN Secretary General Kofi Annan said today that tsunami-devastated regions in Asia urgently need a billion dollars to provide water, food and shelter over the next six months.

He met with the leaders of 26 nations in Jakarta, Indonesia today to discuss how to manage the most serious natural disaster in recent history. More than three billion dollars in aid has been promised to the stricken region and Annan asked that those promises be turned into cash.

The excerpt above is taken from UNICEF.ORG

DONATE NOW





Elektronik yazarlar

(Türker Alkan, 07.01.2005, Radikal)

Kuşku yok ki 'internet' denen şey, tarihin en önemli buluşlarından birisidir. 'Bilginin küreselleşmesidir' de denebilir. Bir çırpıda çok geniş bilgi kaynaklarına ulaşabiliyorsunuz, büyük bir yatırıma gerek kalmadan kendi elektronik gazetenizi çıkarıp sermayenin tekelini kırabiliyorsunuz, birkaç dakika içinde dünyanın öbür tarafındaki birinden mesaj alıp, mesaj gönderebiliyorsunuz...


Bundan 50 yıl önce bilimkurgu filmi çevirenlerin aklına bile gelmeyen gelişmeler bunlar. Teknolojinin ilerleme hızı ve yenilik potansiyeli, düş gücümüzün de ötesine gidiyor.
İnternetin yaşamımıza getirdiği yenilik, hem bilgi toplumunun oluşmasında, hem küreselleşmenin yeni aşamalar kat etmesinde hem de bireylerin özgürleşmesinde ve siyasal katılımın yaygınlaşmasında önemli gelişmeler sağlayacak diye alkışlandı. Bu beklentiler bir ölçüde gerçekleşti sanıyorum. Fakat, aynı zamanda internetin inanılmaz derecede çok mesajla yüklenmesi sonuçta ters etki yaratmadı mı dersiniz?
İnsanlar kendi sitelerini kuruyorlar, kendi mesajlarını önlerine gelen e-posta adreslerine gönderiyorlar, tam bir karmaşa yaşanıyor.
Bu durumdan birkaç senedir çok rahatsız oldum. Belki benim e-posta adresimin bu sütunda yayımlanmasının da etkisiyle, her gün yüzlerce mesaj almaya başladım. Çoğu beni ilgilendirmeyen, ilgilensem de okumaya vaktimin olmadığı mesajlar.
Okumayı bir tarafa bırakın, her gün o mesajların silinip e-posta kutumun boşaltılması bile bayağı bir zamanımı almaya başladı.
Bu arada en çok dikkatimi çeken şey, bizim toplumun ne kadar çok köşe yazarı yetiştirmeye eğilimli olduğudur. İnsanlar hiç üşenmiyor, oturup kafa patlatıp güzel güzel köşe yazıları yazarak hiç tanımadıkları (ve ilgilenip ilgilenmeyeceğini bilmedikleri) kişilerin e-mail adreslerine gönderiyorlar.
Şurası muhakkak ki, insanların duygu ve düşüncelerini ifade etmek için büyük bir arzuları var. Bazı inernet yazarlarının bir gün içinde bir düzine yazı yazıp gönderdiklerine tanık oldum!
O kadar yazıyı yazmak bir yana, oturup ciddi bir biçimde okumak bile bir sorun olmalı.
Sonunda e-posta kutumdaki kargaşa ve anarşi o boyutlara vardı ki, doğrudan doğruya bana hitap eden okur notlarını bulup okumak bile olanaksız hale geldi. Çareyi, bana çok sayıda mesaj gönderen siteleri arayıp, 'Lütfen artık mesaj göndermeyin, istemiyorum, baş edemiyorum' demekte buldum. Belki biraz kaba kaçtı, ama doğrusu başka çarem yoktu diye düşünüyorum.
Şimdi rahatladım, posta kutuma daha az ve üstesinden gelebileceğim kadar mesaj geliyor.
Gene de gelen mesajların hepsini, hatta az bir kısmını okumam mümkün değil, ama hiç olmazsa silmek için çok fazla zaman harcamıyorum.
İnternet iletişiminin ucuz ve kolay olması mesaj trafiğini alabildiğine artırıyor. Ama görebildiğim kadarıyla, bu artış, sağladığı 'özgürleşme' kadar 'kirlenmeye' de neden olmaktadır. İnternet ortamı, neden gönderildiği, ne işe yarayacağı, kime hitap ettiği belli olmayan binlerce mesajla dolup taşıyor. Sonuç olarak bu mesajlar okunabilir olmaktan çıkıyor, zaman ve kaynak kaybından başka bir şey ifade etmez oluyor.
İnternet elbette çok yeni bir iletişim ortamı.
Şu anda kullanımda sorunlar olması doğaldır.
Zamanla nasıl kullanmamız gerektiğini öğreneceğiz. Fakat şu anda kullanmayı pek beceremediğimiz bir araçla karşı karşıyayız sanıyorum.




Ortak Akılsızlık

(Haluk Şahin, 07.01.2005, Radikal)

'Ortak akıl' son 10 yıl içinde sık sık duyduğumuz bir kavram. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da zaman zaman bu terimi kullanıyor. Bu kavramın arkasında şöyle bir varsayım yatıyor: Aslında orta kıvam akıl sahibi insanların toplu düşüncesi (kolektif aklı) tek tek hepsini aşan bir düzeye çıkabilir. Yeter ki, ortaya çıkmasına izin verilsin ve üretilmesi için doğru yöntemler kullanılsın.
'Ortak aklın' sosyal bilimlerde birçok tanımı var, ama bana en yakın geleni şu: 'Topluca sorun çözme yetisi.' Dediğim gibi, bu kavram, orta ölçekteki akıllardan, kolektif çalışma sonucu, üst-düzey akıl çıkarılabileceği ve böylece çözülmez görünen sorunların çözülebileceği varsayımına dayanıyor.


Peki, bunun tam tersi olabilir mi? Yani aslında üstün akıllı birçok insan kolektif olarak çok düşük düzeyde akıl üretebilirler mi? Bir akılsızlıktan ötekine sürüklenebilir mi?
CHP'nin düştüğü durumlara bakınca bu soruya 'Evet' yanıtını vermek zorunda kalıyoruz.
Gerçekten ülkenin en akıllı, en iyi yetişmiş, en cin fikirli insanlarının birçoğu CHP'li ya da CHP sempatizanı. Gelin görün ki, CHP'den çıkan kararlar, bırakın kolektif üst aklı, tek tek sıradan akılların bile gerisinde kalıyor. Sinerji yaratma yerine, enerji tüketmeye yarıyor.
Belki şu denebilir: Bu durum, tarih içindeki rolünü tamamlamış siyasal aktörlerin tipik durumudur. Çaresi olmayan bir tükenme sendromudur. Bu da, negatif anlamda da olsa, kolektif aklın bir yansımasıdır.
Ancak, pek çok akıllı insan durumun böyle olmadığını, adı Cumhuriyet'le özdeşleşmiş, Türkiye'de Batılılaşma ve çağdaşlaşma misyonunun bayraktarlığını yapmış, gerçek anlamıyla laik bir sosyal demokrat partiye, Cumhuriyet Halk Partisi'ne, şiddetle ihtiyaç duyulduğunu söylüyor. İşin ilginç yanı, bunu söyleyenler arasında AKP yanlısı yazarlar ve hatta AKP'li politikacılar bile var. CHP'nin yerini almak için sahneye çıkan siyasi partilerin bir türlü bunu gerçekleştiremeyişi de tükenmişlik kuramını desteksiz bırakıyor. CHP'ye hâlâ ihtiyaç var!
İngilizler, 'İhtiyaç icadın anasıdır' derler. Belki bu da ortak akla duyulan güvenin bir yansımasıdır. Eğer bir şeye gerçekten çok ihtiyaç varsa insanların topluca düşünerek onun çaresini bulmaları beklenir. CHP bunu bir türlü yapamıyor. Siyasal yelpazenin kendi tarafındaki boşluğu doldurup büyümek bir yana, ikide bir yeniden bölünme spazmları geçiriyor.
Mustafa Sarıgül dolayısıyla patlak veren son kriz bunun bir örneği. Partinin bir kez daha bölünüp güçsüzleşmesi kaçınılmaz görünüyor.
İşte bu noktada o soru: Acaba ortak akıl kullanılarak CHP'nin bu krizi yükselerek aşması mümkün olamaz mı? Daha doğrusu, bu kriz sosyal demokrat cephede ortak aklın çalıştırılmaya başlanması için bir fırsat sayılamaz mı? Acaba bu cephenin akıl birimleri üzerinde anlaşacakları temel şeyleri saptayarak sorunları çözmeye başlayamazlar mı?
Çevremdeki CHP'lilerle ve CHP sempatizanlarıyla konuştuğumda onların üç konuda ortak sonuçlara vardıklarını görüyorum:
1) Baykal'la olmuyor. Baykal, olumlu koşullara rağmen iktidara gelmek için gerekli elektriği bir türlü yaratamıyor.
2) Sarıgül'le olmaz. Sarıgül kişisel formasyonu ve siyasal iş yapma tarzı açısından ciddi handikapları olan bir politikacı. Ondan bir şeyler öğrenilebilir, ama başöğretmen yapılamaz.
3) Derviş olamaz. Bu uluslararası uzman ile CHP'nin dokusu arasındaki uyumsuzluk aşılamıyor.
Konuşulanları dinledikçe, ortak akıl kullanılabilseydi, bulunacak sinerjik kararın 'Soruyu farklı bir biçimde soralım ve yepyeni birini deneyelim' olabileceğini düşünüyorum.
Bakalım son krize böyle aşıcı bir çözüm bulunabilecek mi? Yoksa CHP ortak akılsızlık örneği olmaya devam mı edecek?




CHP'ye bakıp Stalin'i hatırlamak

(İsmet Berkan, 07.01.2005, Radikal)

Stalin, 1930'lu yıllarda 'büyük imha' kampanyasına Sovyet Komünist Partisi kongresinde kendisine verilmeyen birkaç oy sonrası başladı. Milyonlarca insan ve bu arada Sovyetler Birliği'ni kuran önderlerin tamamı ve son olarak da Stalin'in yakın çevresi bu kampanya sonunda ya idam edildi ya da ölmek üzere toplama kamplarına gönderildi.
Artık devir değişti. Kimse kimseyi Türkiye'de bile idama götürmüyor, toplama kamplarına yollamıyor, ama bazı alışkanlıklar Stalin'i hatırlatıyor. Bu alışkanlık, kendisi gibi düşünmeyen partilileri partiden ihraç etme alışkanlığı.


Baykal, önce partili bazı milletvekillerini ihraç etmek istedi. Yüksek Disiplin Kurulu, Baykal'ın talimatını yerine getirdi ve bu ihraçları onayladı. 'Onayladı' kelimesini bilerek kullanıyorum; çünkü o milletvekilleriyle ilgili hüküm, bizzat Baykal tarafından bir grup konuşmasında verildi zaten.
CHP lideri burada da durmadı; Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ü de partiden ihraç etmek istedi. Onunla ilgili hükmü de bir grup konuşmasında ilan etti aslında. Bundan sonrası, Yüksek Disiplin Kurulu'nun Baykal'ın ilan ettiği hükmü onaylamasıydı. Açıkçası herkes bunu bekliyordu.
Ama o da ne, siyaseti Baykal'ın metotlarıyla, hatta o metotları ondan daha etkili kullanarak yapan biri vardı: Mustafa Sarıgül.
O, Deniz Baykal'ın bir önceki kurultayda, tüzükte yapılan antidemokratik değişiklikler sonrası kendi eliyle tek tek seçtiği parti meclisi, MYK ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin arasına sızmayı başarmış, bir kararın Deniz Baykal'a rağmen çıkmasını sağlayacak sayıda insanı da şu veya bu yöntemle yanına çekmeyi başarmıştı.
Baykal'ın 'Rüşvetle karar satın alınıyor' diye bağırması boşuna değil. Çünkü can evinden vuruldu, en fazla sadakati beklediği bir kurulda dediğini yaptıramadı.
Ortada bir somut rüşvet iddiası var ama rüşvetin verildiği söylenen kişi hem rüşveti iade etmiş hem de toplantıda Sarıgül aleyhine oy kullanmış. Başka rüşvet iddiası da yok. Peki Sarıgül lehine oy verenler nasıl vermiş? Baykal esas onları, ortada bir iddia bile yokken töhmet altında bırakıyor.
Baykal'ın hemen kurultay kararı alması da boşuna değil. Stalinist yöntemlerini bugüne dek yeterince rahat uygulayamadığını düşünüyor, kurultaydan başarılı çıkarsa parti içi imha kampanyası hızlanacaktır. O yüzden CHP'nin lordlarının, baronlarının ve delege ağalarının Stalin'in hayatını ve yükselişini yeniden okumasında fayda var. Özellikle Eşref Erdem ve Önder Sav'a son birkaç yılda çıkan yeni Stalin biyografilerini öneririm.
Stalin'in imha kampanyaları sırasında uyguladığı başlıca yöntem, ortaya çeşitli komplolar çıkartmaktı. Bunların hepsi hayaliydi elbette ama işe yarıyordu. Çok kişi Troçkist komplonun parçası olduğu gerekçesiyle, hatta bunu itiraf ederek idam mangasının önüne çıktı.
Baykal'ın bulduğu komplo da şu: Mustafa Sarıgül'ü CHP'nin başına Amerika, Avrupa ve medya getirmek istiyor.
Düşünebiliyor musunuz, koskoca Amerika işi gücü bırakmış CHP'nin içiyle ilgileniyor. En basit bir konuda bile bir araya gelemeyen Avrupa bir olmuş CHP'ye genel başkan arıyor. Bunlara sadece fanatikler inanır.
Medyaya gelince... Doğrudur, takım tutar gibi parti tutmak, hatta parti içindeki hiziplerden birine angaje olmak gibi alışkanlıkları var kimi gazeteci arkadaşlarımızın. Ama onları Deniz Baykal benden bile iyi tanıyor, çünkü o arkadaşlarımız geçmişte SHP içi kavgalarda hep Baykal'ın yanında yer aldılar, o vakitler Sarıgül'ün adını bile bilmezlerdi.
Baykal, geçmişte bu çeşit medya pompalarıyla SHP'nin başına gelemediği için kendi hizbiyle gidip CHP'yi oluşturdu. Şu kaderin işine bakın ki, onca yıllık hizipçilikten sonra elde ettiği genel başkanlığı bu kez kendi yöntemlerini kullanan bir başkasına kaybetmenin telaşı içinde.
Baykal'ı bekleyen son, maalesef Ecevitlerin yoludur, sonunda gidip kendi kişisel partisini kuracak ya da CHP'yi o hale getirecektir ve talih kuşunun aynen Ecevit'te olduğu gibi bir gün omzuna konmasını bekleyecektir.
Bizzat Bülent Ecevit'in kendisi, hiçbir yaşın ileri, hiçbir zamanın geç olmadığının kanıtı değil midir?



   

 

 


     

Everything (233)
How To Make a Manual Westy Tent
Metallica Featured On 'We All Love Ennio Morricone'
Metallica's Master of Puppets named most influential metal album
Kidman car crash footage
Top 100 Fonts
2007 Oscar preview: honorary academy award for Ennio Morricone
Trivium — call 'em retro; call 'em heavy metallica

Life (104)
Look What I Have Bought
Oh My God! We are expecting a pumpkin!!!
Back!!!
What's Up?
Bad News: Google Adsense Account Disabled
Weekend Updates
Upgrade Successfull: Movable Type 3.2

Photos (66)
Güven Kıraç
Erkan Can
Sebnem Donmez (Opening Ceremony, 43rd Golden Orange Film Festival)
Faye Dunaway (Honourary Award, 43rd Antalya Golden Orange Film Festival)
Old Woman in Sirince
Sunflowers
Houston... We have a problem...

Tr (148)
Kardeşimi vurdular
Babaolmak.com
Ruh halimin güvercin tedirginliği
Bu film oldu, hissediyorum
Vatandaşın güzel tepkisi
Barış Sivildir!
Kevgir.com

Universe (132)
China's Internet Addiction
The Oscar Nominees
BLA.ST: Promotional Directory
Google to buy YouTube for $1.65 billion
Estate of the Day: A Metallica Mansion
No Sex To Gangsters in Colombia
See what Google Talk users are listening to...

Videos (4)
Guiness World Record for most T-Shirts worn at one time
New Metallica Song with Wrong Bass :)
Enormous Time-Waster: Sesame Street Video Clips
A Funny Tv Commercial From Berlitz

Yazarım... (istersem) (9)
Lord of The Ring
Fırtınadan Önce...
Makyajsız şehirler, ´sahici´ kişiler
Tommy Lee Jones Kovalamaktan Usanmıyor
Aman Tanrım! (Veya Aman! Jim Carrey)
Temmuz'da: İçinizi ısıtacak bir macera
Metallica Kızgın, Sert ve Hızlı!

     

     
     
 
   
 

welcome to movable type