December 14, 2005
Vodafone buys Turkey's Telsim
By Ercan Ersoy and Kirstin Ridley
ISTANBUL/LONDON (Reuters) - Mobile phone giant Vodafone Group Plc beat heavyweight Middle Eastern rivals with a $4.55 billion (2.57 billion pound) bid for Turkey's second-largest mobile phone operator Telsim on Tuesday.
Vodafone, the world's largest wireless group by revenue, trumped Kuwait's MTC , United Arab Emirates telecoms group Etisalat , Egypt's Orascom , Russia's Sistema and Dubai's Emaar in an auction to clinch what it called "a unique turnaround opportunity".
The deal hands Vodafone about 9.76 million Turkish customers -- a market share of about 21 percent -- in a booming industry.
But Vodafone, whose recent emerging market acquisitions include deals in India, South Africa, Romania and the Czech Republic, saw its shares slide over 2.73 percent to 124-3/4 pence by 1515 GMT as the market digested news of the price paid.
"It's the right market and the right asset, but it's not cheap," said Sean Johnstone, telecoms analyst at WestLB.
Read it all at Scotsman.com
Google: Ten Golden Rules
Getting the most out of knowledge workers will be the key to business success for the next quarter century. Here's how they do it at Google.
By Eric Schmidt and Hal Varian - Newsweek Issues 2006
(Schmidt is CEO of Google. Varian is a Berkeley professor and consultant with Google.)
At google, we think business guru Peter Drucker well understood how to manage the new breed of "knowledge workers." After all, Drucker invented the term in 1959. He says knowledge workers believe they are paid to be effective, not to work 9 to 5, and that smart businesses will "strip away everything that gets in their knowledge workers' way." Those that succeed will attract the best performers, securing "the single biggest factor for competitive advantage in the next 25 years."
At Google, we seek that advantage. The ongoing debate about whether big corporations are mismanaging knowledge workers is one we take very seriously, because those who don't get it right will be gone. We've drawn on good ideas we've seen elsewhere and come up with a few of our own. What follows are seven key principles we use to make knowledge workers most effective. As in most technology companies, many of our employees are engineers, so we will focus on that particular group, but many of the policies apply to all sorts of knowledge workers.
To learn the 10 Golden Rules, please click!
Pamuk case highlights Turkey limits on free speech
Source: Reuters; By Daren Butler
ISTANBUL, Dec 13 (Reuters) - This week's trial of novelist Orhan Pamuk is drawing unprecedented international media attention, but out of the spotlight many other Turkish writers face punishment for expressing dissenting views.
Issues such as the Kurdish problem, the role of the army and the killing of Armenians during World War One present a minefield for critics who risk prosecution by zealous defenders of Turkey's state orthodoxy.
Despite big strides by Turkey in recent years to improve its human rights record, the European Union, with which it began entry talks in October, wants Ankara to tackle long-standing restrictions on its writers.
You can read it all at Alertnet
December 13, 2005
Spielberg and the dream that didn't work
GOOD FILM scripts often have surprise endings. And Steven Spielberg has prov-ed time and again - since he first made a splash with Jaws 30 years ago - that no filmmaker tells a story better than he does, whether it is about a little green man from outer space or the horror of the Holocaust.
This time he has come up with a dramatic variation on that old plotline where the bride and groom are standing at the altar and, all of a sudden, the bride's true love turns up at the back of the church. Just when it looked like his company, DreamWorks, was about to say "I do" and jump into bed with Universal, along comes Universal's lofty rival Paramount and, before anyone can say "Here's to you, Mrs Robinson", the pair are off on the bus, leaving the rest of the industry trying to work out what happened.
Eleven years after Spielberg joined former Disney executive Jeffrey Katzenberg and music mogul David Geffen to set up DreamWorks SKG as a rival to the established major Hollywood studios, he has finally bowed to what many always thought was inevitable, selling out to the old order.
To read the whole article, all you have to do is going to Scotsman.com
Breakfast II

Bu hafta davam var
Orhan Pamuk, 12 Aralık 2005, Radikal
(Bu hafta The NewYorker ve dünyanın diğer yayın organlarında çıkacak yazısı)
Suçum Ermeni katliamından bahsederek Türklüğü alenen aşağılamak. AB yolundaki Türkiye'nin hâlâ yazarlarına dava açması tuhaflık. Ancak bu tuhaflık sadece Türkiye'ye özgü bir durum değil
Bu cuma günü İstanbul'da, bütün hayatımı geçirdiğim Şişli'de, anneannemin kırk yıl tek başına yaşadığı üç katlı evin karşısındaki adliye binasında hâkim karşısına çıkıyorum. Suçum Türklüğü alenen aşağılamak. Savcı üç yıl hapsimi istiyor. Aynı mahkemede aynı ceza kanununun aynı 301. maddesiyle açılmış bir başka dava, İstanbullu Ermeni kökenli gazeteci Hrant Dink'in
6 ay hapis cezasına çarptırılmasıyla sonuçlandığı için endişeli olmalıyım, ama değilim. Çünkü avukatım gibi ben de bu davanın açılmasının yanlış olduğuna, hukuki olarak haklı olduğuma ve İstanbullu pek çok arkadaşımın dediği gibi, en sonunda beni hapse atmayacaklarına inanıyorum.
Bu durum davamı büyütmeyi utandırıcı bir şey haline getiriyor. Üstelik biraz akıl almak istediğim İstanbullu arkadaşlarımdan çoğunun hayatlarının bir döneminde, yazdıkları bir yazı, bir kitap yüzünden benimkinden çok daha ağır soruşturmalarla, mahkemelerle ve hapis cezalarıyla yıllarını geçirdiklerini biliyorum. Türk kültürünün bu durumlarda bize ahlakını verdiği utanç ve sessizliği zaman zaman ben de benimsiyorum, ama bu içgüdülerin de sorunun önemli bir parçası olduğunu da hissediyorum. Paşalarını, polislerini ve evliyalarını yaşarken her fırsatta şereflendiren ama yazarlarını ancak mahkemelerde ve hapishanelerde yıllarca süründürdükten sonra ve cenaze namazlarını kılmadan az önce şereflendiren bir ülkede yaşadığım için bu davanın açılmasına çok şaşırdığımı da söyleyemem. Devlet hapsimi istediğine göre, en sonunda gerçek bir Türk yazarı olmayı basardığımı gülümseyerek söyleyenleri anlıyorum. Ama başımı derde sokan sözleri bu türden bir şeref için de etmedim tabii.
Röportaj hadisesi
Geçen şubat ayında bir İsviçre gazetesinde yayımlanan röportajımda, Türkiye'de 1 milyon Ermeni'nin ve 30 bin Kürt'ün öldürüldüğünü söyledim, bu konuların tabular yüzünden ülkemde konuşulamadığından yakındım. Kastettiğim, Osmanlı İmparatorluğu'nun Ermenilerinin, 1915 yılında başlarına gelen şeylerdi Osmanlı Ermenilerinin büyük bir kısmının, I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'ne sadık olmadıkları bahanesiyle göç ettirilerek yollarda yok edildiği konusunda dünyanın ciddi tarihçileri hemfikir. Türk devletinin çoğu diplomat olan sözcüleri ise ölüm rakamlarının daha düşük olduğunu, bunun sistematik bir soykırım sayılmaması gerektiğini, ayrıca Müslümanların da savaş sırasında Ermeniler tarafından öldürüldüğünü savunuyorlar. Türk devletinin resmi görüşünün dışındaki görüşlere açık ilk bilimsel toplantı ise, devletin iki kere engelleme çabasına karşın, ancak bu yıl eylül ayında, İstanbul'daki üç itibarlı üniversitenin çabalarıyla gerçekleşti. Ama kısa zaman önceye kadar, bu konularda ağzını açan herkes hapse atılır ya da mahkemelik olurdu.
1915'te Osmanlı Ermenilerine ne olduğu konusunun Türk milletinden bu derecede özenle saklanması, konuyu bir tabu haline getirmişti. Sözlerime de, bir tabuya dokununca gösterilen aşırı tepki gösterildi: Bazı gazeteler nefret kampanyası açtı, bazı köşe yazarları artık susturulmam gerektiğini dile getirdi, aşırı milliyetçi gruplar meydanlarda beni lanetleyen toplantılar, yürüyüşler düzenledi, kitaplarım ve fotoğraflarım yakıldı. Tıpkı dört yıl önce yayımladığım romanım Kar'ın kahramanı Ka gibi, siyasal düşüncelerim yüzünden, sevdiğim şehirden, İstanbul'un sokaklarından bir süre uzaklaştım. Olayların büyümesini, hatta duyulmasını istemediğim için, uzun bir süre sessiz kaldım ve tuhaf bir utanç içinde konuyu saklamaya çalıştım. Bir kaymakam tarafından kitaplarımın yakılmaya teşebbüs edilmesi ve ben Türkiye'ye döndükten sonra açılan bu dava konuya uluslararası bir boyut verdi.
Bütün bu saldırganlığın kişisel kıskançlıklarla da alevlenmiş bana özel bir tuhaflıktan ibaret olmadığının farkına varmış, durumun hem Türkiye'de hem de dünyada konuşulması gereken bir şey olduğuna artık ben de ikna olmuştum. Bir milletin 'şerefini' asıl lekeleyecek şeyin, tarihindeki karanlık noktaların konuşulması değil, konuşulamaması olduğuna inandığım için değil yanlızca. Osmanlı Ermenilerine ne olduğu sorusunun bugünkü Türkiye'de bir ifade özgürlüğü sorunu halini aldığını gördüğüm için ve bu iki konunun birbirinden hiç ayrılamayacağını da fark ettiğim için. Tuhaf durumuma gösterilen bu uluslararası ilgi ve destek, beni rahatlatsa da bazan ülkemle dünya arasında kaldığımı hissettiğim için beni huzursuz da ediyordu. Dahası, yazarlarını hapse yollama zevk ve alışkanlığından vazgeçmek istemeyen bir ülkenin Avrupa Birliği'ne tam üye olamayacağını bilen ve Türkiye'nin AB'ye girmesini istemeyen Batılı muhafazakârlara da Türkiye'nin bir gün AB'ye tam üye olmasının hem Türkiye hem de Avrupa için neden iyi olacağını anlatmalıydım.
'Batılı gözler altında'
En zor iş ise, AB'ye tam üye olmayı resmi siyaseti olarak benimsemiş bir devletin, kitapları Avrupa ülkelerinde sevilerek okunan bir yazarını, Conrad'ın çok sevdiğim deyişiyle "Batılı gözler altında" hapse atma çabasını açıklamak... "Cehalet", "kıskançlık", "hoşgörüsüzlük" diyerek açıklayamayacağım tek çelişki bu değil ama. Bir yandan, Türklerin Batılılar gibi soykırım yapmayacak, şefkatli bir millet olduğunu söylerken, bir yandan da bana ölüm tehditleri yollayan milliyetçi siyasi grupları nasıl anlamalıydım? Türklerin dünyada pek çok düşman tarafından kötü tanıtıldığından şikâyet eden bir devletin, yazarlarını sürekli hapse atarak, onları mahkemelerde süründürerek bütün dünyaya 'zalim Türk' imajını yaymasının mantığı nedir? Türkiye'deki azınlık sorunu konusunda fikirlerine başvurulan bir profesörün, verdiği bilgilendirici rapor beğenilmeyince, hapis istemiyle mahkemeye verilmesine; ya da şu yazıyı yazmaya başlamamla bu cümleye gelmem arasında geçen sürede beş yeni gazeteci-yazara daha hapis istemiyle dava açılmasına Flaubert veya Nerval gibi oryantalist zevkleri olan sevdiğim yazarlar, haklı olarak 'bizarreries' acayiplikler- derlerdi belki.
Ama olup bitenlerin Türkiye'ye özgü anlaşılmaz tuhaflıklar değil, yavaş yavaş fark ettiğimiz ve seslenmemiz gereken yeni bir dünya gerçeğinin parçası olduğunu anlıyorum. Çin'de ve Hindistan'da yakın zamanda tanık olduğumuz şaşırtıcı ekonomik büyüme, bu büyük ülkelerde, özelliklerinin en iyi romanlarla anlatılabileceğine inandığım orta sınıfların hızla gelişip ortaya çıkmasına yol açtı. İster Batı-dışı burjuvazi diyelim, ister zenginleşen bürokrasi, bu yeni seçkinler kendi güçlerini ve zenginliklerini meşrulaştırmak için birbiriyle çelişen iki ayrı şeyi, tıpkı ülkemin Batılılaşmacı seçkinleri gibi aynı anda yapmak zorunda olduklarına inanıyorlar. Bir yandan hızla artan şaşırtıcı zenginliklerini meşrulaştırmak için Batı'nın dilini ve usullerini öğrendiklerini, ülkelerinin bu bilgiye ihtiyacı olduğunu kendi milletlerine anlatmak... Diğer yandan da, artık yeterince 'milli' ya da yerli olmadıkları yolunda kendi milletlerinden gelen eleştiriye karşılık vermek için güçlü ve hoşgörüsüz bir milliyetçiliği siyasal bayrak edinmek... Dışarıdan bakanlara Flaubert'ci acayiplikler olarak gözüken şey bu siyasi ve ekonomik programlar ile kültürel hayallerin çelişmesi olabilir.
Batı-dışı toplumlardaki sömürge sonrası dönemlerde ortaya çıkan yeni hâkim seçkinlerin yakın geçmişteki suçlar ve cinayetler konusunda ne kadar acımasız olabildiğini bize ilk Naipaul hatırlatmıştı. Bu yıl mayıs ayında Kore'de karşılaştığım büyük Japon yazarı Kenzaburo Oe, ülkesinin ordularının Çin ve Kore'yi işgalleri sırasında işlediği çirkin suçların Tokyo'da da konuşulması gerektiğine inandığı için ülkesindeki hoşgörüsüz milliyetçilerin saldırılarına uğradığını anlattı. Çeçenlere, öteki azınlıklara ve insan hakları gruplarına karşı Rus devletinin gösterdiği hoşgörüsüzlük, Hindistan'da Hindu milliyetçilerinin düşünce özgürlüğüne yönelttikleri saldırılar, ya da Çin devletinin Uygur Türklerine sessizce uyguladığı etnik temizlik de aynı çelişkilerle besleniyor. Bir yandan global ekonomiye heyecanla bağlanırken, diğer yandan tam bir demokrasi ve düşünce özgürlüğünü milliyetçi bir öfkeyle Batı icadı olarak görmek.
Türkiye'nin Avrupa'daki dostları hem Türk ekonomisinin Avrupa'ya yakınlaşmasını, hem de tam demokrasi ve insan haklarının yalnızca Avrupa'da kalamayacağını Avrupa Birliği'nin kapısını çalan biz Türklere sık sık ve aynı zamanda dengeyle hatırlatmaya çalışıyor. Batı dışındaki yeni ve güçlü orta sınıfların hayatlarını bütün renkleri ve gerçekliğiyle bize bir gün anlatmaya hazırlanan romancıların da aynı eleştirel tutumu Batı'dan beklediklerine inanıyorum. Ama Irak Savaşı'nın yalanları ve işkence uçaklarının söylentileriyle itibarı zedelenmiş Batı'dan bugün böyle bir şeyi beklemek fazla bir hayalperestlik de olabilir.
December 09, 2005
Gmail Has RSS Feeds Now...
View your favorite RSS feeds right in Gmail as “Clips” along the top of your Gmail screen. Display clips from blogs, news sites and other online sources. Pick from the latest headlines, random popular feeds, or add any RSS/Atom feed you want.
Also, Gmail just started automatically detecting addresses and tracking numbers, and displays useful information for them alongside your messages. With a single click, you can get directions to that address your friend sent you, or find out when the new book you ordered will arrive. Pretty handy!
Enjoy!
December 05, 2005
Fresh Mirror Projects
It's been a long time since I last submitted new photos to Mirror Project. Last week I submited two pieces at last... Here are they:
- A Scared Look To The Pot Smoker
- Birthday Cake
To see all my mirror projects: Click Here!
December 01, 2005
Melissa & Nemo
