January 27, 2006


Starbucks may fill coffee cups, iPods

Customers at Starbucks may soon be able to say "I'll take a Double Mocha Latte and fill up my iPod."
The ubiquitous coffee chain already sells music CDs with its coffees but soon may offer on-the-fly MP3 downloads.

"A lot of our customers are asking for device fill-up, and going forward we'll do that," said Ken Lombard, president of Starbucks Entertainment, at the Midem music industry conference in Cannes.

The chain hasn't yet set a date for moving into music player downloads and is still talking to various companies about the technology, Lombard said.

(I read this at NYDailyNews...)





Beer Pouring Robots

Aside from stocking and cooling up to six cans of beer and two mugs, upon the press of a button, the machine will open up a can, and pour in into the mug with a perfect head every time.

I do think that six cans won't be enough but isn't it handy? :)) Thanks to OhGizmo!

(If you live in Japan however, you should know that Asahi is running a promotion where they’ll be giving away 5,000 fully stocked refrigerator robots.)





Ütopyadan cehenneme Google

(Haluk Şahin, 27 Ocak 2006, Radikal)

Her ütopya kendi cehennemini de bünyesinde taşır.
Google'ın Çin sansürüne teslim olması, birinden ötekine ne kadar çabuk geçilebileceğini gösteriyor.
Google'ı biliyorsunuz: Dünyanın en büyük
internet kuruluşu. Herhangi bir konuda araştırma yapmak isteyenlerin ilk başvurdukları kaynak. İnsanlığın ortak beynine giden yol.
Ya ütopya?
Yüzyıllar boyunca pek çok düşünür için 'komünizm' bir ütopya idi -ancak gelecekte hakikat olabilecek bir 'düş-ülke'.
Bu düşünürlerden Karl Marx, kendi ütopyasının temel ilkesini şöyle ifade etmişti: "Herkesten yeteneğine göre (alınacak), herkese ihtiyacına göre (verilecek)."


Bu uğurda büyük mücadeleler verildi. Ancak, tüm zorlamalara ve özverilere rağmen bu formülün gerçek hayatta uygulanması mümkün olmadı. Yeni bir düzen içinde adalet ve eşitlik arayışı, yepyeni adaletsizlikler ve eşitsizlikler yarattı. İnsanlar yetenekleri kadar vermeyi redderken, ihtiyaçlarından fazlasını almak için her yola başvurdular.
Bunun bir nedeni insan doğası ya da kültürel koşullanmaları ise, bir başka nedeni de 'dağıtılacak olan ortak birikim'in sınırlı olmasıydı. Herkese bol bol verecek kadar yoktu. Yiyecek, içecek, giyecek, barınak gibi maddi varlıklar paylaşıldıkça bölünüyor ve azalıyordu.
Ütopya zamanla kendi cehennemini yarattı.
21. yüzyılda yepyeni bir ütopya vizyonu çıktı karşımıza; 'Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre' ilkesinin uygulanabileceği yepyeni bir alan. Google'ın ana lokomotifliğini yaptığı yeni bir âlem.
Google başta olmak üzere pek çok şirket, araştırma motorlarıyla ve veri depolarıyla insanlığın tüm bilgi ve kültür birikimini dijital ortamda erişilebilir hale getirme çabası içindeler. Gazete yazıları, konferanslar, kitaplar, bilimsel makaleler, haritalar, fotoğraflar, video görüntüleri, filmler, müzeler, her türlü müzik vb. vb. internet aracılığı ile erişilebilir hale geldi, gelmekte... Ortaya Marx'ın gıpta edeceği türden bir ortaklaşma ortamı çıkıyor...
Üstelik, maddi hayatta komünizmi olanaksız kılan çelişki burada tersine işliyor: İnsanlığın bu ortak birikimi birileri kullandıkça azalmıyor, tam tersine çoğalıyor. Birinin internette bir bilgiye erişmesi, onu eritmiyor, küçültmüyor, hatta artırıyor...
Gerçekleşmekte olan bu 'düş-ülke'nin olası cehennem anahtarını öteden beri seziyorduk:
Ya o ortak birikim birilerinin kontrolü ya da sansürü altına girerse? Ya bazı şeyler birtakım yöntemlerle saklanır ya da birilerini çıkarlarına uygun biçimde saptırılmış olarak verilirse?
En özgür olduğumuza inandığımız dönem en tutsak olduğumuz döneme dönüşmez miydi o zaman?
Adı komünist, ekonomik sistemi kapitalist, siyasal sistemi ise bir anlamda faşist olan Çin'de olanlar işte bu çerçevede önem kazanıyor. Google şirketi, tıpkı diğer internet devleri Microsoft ve Yahoo gibi, Çin hükümetinin isteklerine boyun eğmiş ve kurduğu Çince arama motoru sisteminin Çin hükümetinin emrinde sansür edilmesini kabul etmiş.
Örneğin, araştırmak için 'Tibet' yazıldığında, bu sözcük siyasal açıdan netameli sayıldığından karşınıza şöyle bir yazı çıkacakmış:
"Yerel yasalar ve politikalar nedeniyle bazı sonuçlar verilememektedir."
Çin hükümetinin netameli kelimeler listesi yayımlanmadığından Çinlilerin bilemeyeceği şeylerin kapsamını tam olarak bilemiyoruz.
Bunun çok geniş olduğunu tahmin edebiliriz.
Google'ın İngilizce arama motoruna sorulan soruları ise Çin hükümeti bizzat sansürden geçirmekte imiş. Yani, 'Sanal Çin Seddi' artık tüm ülkeyi kuşatıyor.
Sanal âlem ütopyasının nasıl bir karabasana dönüşebileceğini görebiliyor musunuz?
Google'cılar 111 milyon kişinin internet kullanmakta olduğu dev bir pazarın dışında kalmamak için, yani para kazanmak amacıyla, isteklere boyun eğdiklerini söylüyorlar. Demokrasinin vazgeçilmezi sayılan 'kamusal alan' bir kez daha paraya teslim oluyor.
Ütopyayı cehenneme çevirmek isteyen yalnızca Çin değil kuşkusuz. Geçenlerde Bush yönetimi de insanların hangi konularda araştırma yapmak istediğini öğrenmek için Google'a başvurmuş, ama (şimdilik) istediğini elde edememişti...
Tabii, cehennemin de katları var. Şimdi, Tibet ya da Tiananmen Meydanı'ndaki kıyımla ilgili soruya yanıt alamayacaksınız. Yarın, Çin hükümeti verilecek cevabı dikte etmek de isteyebilir.
Bu ütopyayı da cehennemleştirmek isteyenlere karşı verilecek mücadele 21. yüzyılı belirleyecek gündem maddelerinden biri olacaktır.




Kimse otomobil kullanmazsa karda sıkıntı da yaşanmaz!

( İsmet Berkan, 27 Ocak 2006, Radikal )

Etrafımda herkes İstanbul'da bu kez belediyenin iyi çalıştığına ve karla iyi mücadele ettiğine dair bir inanç içinde. Bense tersini söylüyorum ama kimseye kendimi anlatamıyorum.
Diyorlar ki, bütün ana yollar (nedense 'ana arter' diyorlar, hepimiz damar cerrahıymışız gibi, bir de sanki 'yan arter' olurmuş gibi...) açıkmış. Geçmiş yıllarda olduğu gibi trafik sıkışmaları olmamış, İstanbullu yollarda kalmamış.
Evet bütün bunlar doğru. Ne TEM ne de E5 tıkandı bu sefer. Yollar temizlenmiş, köprü ve viyadükler buzlanmaya karşı kimyasal madde ve tuzla kaplanmıştı.
Tamam da, bütün bunlar karla mücadelenin 'başarıldığı' anlamına gelmiyor ki...


Bir kere İstanbul'da bütün okullar tatildi, üniversiteler dahil. İkincisi, özel otomobil sahiplerininin yüzde 90'ı otomobillerini çıkarmadı veya park ettikleri yerden ÇIKARAMADI. Buna taksiler de dahil.
Peki, trafikteki araç sayısı bu denli dramatik biçimde düşünce, elbette kaza sayısı da azaldı, trafik sıkışıklığı da yaşanmadı.
İyi güzel de, İstanbullular işlerine güçlerine nasıl gittiler?
İşte zurnanın zırt dediği yer burası. Ben cevabını vereyim: GİT-ME-Dİ-LER.
Evet, İstanbul bir haftadır tatilde!

Benim bildiğim, belediyenin karla mücadelede başarılı olması demek, sadece vatandaşların karda yollarda çile çekmemesi demek değildir. Mücadelede başarılı olmanın esas ölçütü, şehrin ekonomik hayatının, üretkenliğinin vs. hasar görmemesi, karlı günlerde de kesintisiz devam etmesidir.
Bakın, biz gazetede her gün çalıştık. Allah için bütün elemanlarımız rahatça gazeteye geldi ve gitti. Ama biz bile çalışma saatlerimizi azalttık, akşam servis araçlarımızı gazeteden erken çıkarttık.
Bu, bizim erişebildiğimiz bütün şirketlerde de aynen böyle uygulandı. Pek çok kurum ve kuruluş ya minimum elemanla çalıştı veya tatil etti. Çalışanlar erken paydos etti, yerlerine nöbetçiler bırakıldı.
Şehirde alışveriş yapılmadı bu bir haftada.
Büyük alışveriş merkezlerine giren çıkan insan sayısında dramatik düşüşler yaşandı. Çoğu esnaf ya dükkânını hiç açmadı ya da açtıysa da erken kapatıp gitti, günler siftahsız bitti.
Uzun lafın kısası, evet medya çok şikâyet etmedi, evet vatandaşın sokağa çıkmaya kalkışanı fazla çile çekmedi ama ezici çoğunluk aslında tatil yaptı, evde oturdu!
Oysa, az önce de söylediğim gibi, belediyenin başarısını çile çekmemekle değil, şehrin normal hayatını sürdürmesiyle ölçmemiz gerek.
Şimdi karşımdaki pencereden TEM'e bakıyorum, yolun Edirne istikametinden birkaç dakikadan beri araç geçmiyor. Şehir yönüne ise çok ama çook seyrek bir trafik var, dakikada 12 araç geçtiğini saydım şimdi. (Saat 16.55)
Ben bu denli az trafiği en son 2001 krizi sırasında görmüştüm, o zaman bile bundan fazla araç geçiyordu TEM'den.
Kimdi o bakan, 'Okullar olmasa maarifi ne güzel idare ederim' diyen... Aynen o durumdayız, İstanbullular olmasa İstanbul'u idare etmekten kolayı var mı?




Bloggies 2006 - Nominations

It's now the sixth year of the world's most established weblog awards, the Bloggies™. Personal Web publishing never stops growing, and that means this year the public will have more contenders than ever to select from when choosing the year's best weblogs. 2001, 2002, 2003, 2004, and 2005 have their champions; now it's time for you to do your part for 2006. Read on.




January 26, 2006


Pluck

Pluck's award-winning free RSS Reader for Internet Explorer, Firefox or the web delivers your favorite news and blog postings all in one place.

The FeedFinder search engine and RSS directory helps you find new sources quickly and easily.

Tag, comment and rate web pages on Shadows. Share links and participate in discussions on your favorite topics.

I used to read web sites by browsing them in their unique design. That's not because I don't like RSS or feeds but I just like to see theb design and all that stuff. But these days -may be as of I am so busy- I started to prefer reading feeds, in fact scan reading feeds) I tried some applications, soma web sites but at the very moment Pluck is the one I liked most. That's it.





The Guy With The Sax - III

prague03a.jpg

Yep, this is the 3rd photo of the same guy here. And believe me there are still more... :)





Birkaç Türkçe Blog

Uzun zaman oldu, sadece fikirbaz.com'u degil bir çok şeyi boşladım. Fikirbaz.com'u boşlayınca Türkçe Blog'ları da boşladım. Aslında sanıyorum, kendimi işe güce kaptırınca - her ne kadar internet de olsa iş alanım- interneti, asıl interneti boşladım. Ve son bir iki gündür o linkten bu linke zıplamaca oynayıp kendimi alamayınca bu işten nasıl keyif aldığımı hatırladım. Kendiliğinden oturdu taşlar yerine... Son 2-3 yılın yükselen internet trendi blog meselesi zaten yurtdışında (neresiyse orası) alıp yürümüşken, artık canım memleketimde de "ha" diyince bulunan ismi sayılan bloglar "yerleşik düzene" geçmiş durumda. Internet dünyasının hızı düşünülürse Fikirbaz:com dede gibi kalıyor herhalde. Sadece yaşı değil eskiliğiyle de; güncellenmeyen sağ sütunuyka, blogroll'uyla, eski kalmış MT sürümüyle, linkleriyle.... (Bir anda dökülüverdim iyi mi...)

Neyse, kendiliğinden günah çıkarmaya dönüşmüş ols da yazım, asıl amacım üç beş Türkçe Blog verivermek şuracığa, bir iki de site ismi zikretmekti... (Görüyorsunuz son 24 saattir gazdayım, eylemlerim sürecek...)

- KendiKendine: Kankamın, adaşımın askerde 12 ayı nasıl geçirdiğinin belgesidir. Oralarda bünyenin ne kadar sıkıldığının kanıtıdır. Gülümsetmektedir beni...
- Figankaplan.com: Popüler bloglara edebiyat dersi verebilecek bir yazın arşivi halibe dönmektedir her geçen gün. Sakin kafa, güzel bir çay, bol vakit, yağmurlu bir öğleden sonra oturulmalıdır başına... Vakit alır...
- AntiKunti: Daha önce de bahsetiştim hoş, yeri gelmişken bir kere daha geçeyim üstünden, bazı çok güzel adamlar bir şeyler yazıyorlar burada, her ne kadar son haftalarda hızları kesilmiş de olsa.
- Mtlda.com: Arada sırada göz atıyorum, hoşuma gidiyor, fotoğraflar filan. Tasarımı da değişti, yavaş yavaş güzelleşiyor sanki. (Geçenlerde Nurgül Yeşilçay'ın kafayı Nurgül'le bozmuş "fan"ları ile itişti sanıyorum. Hala hayatta olması mucize.. :P )
- Nurgül: Şimdi adı geçti ne yapalım bunu da koyalım. Türk Blog dünyası adına takdir edilesi buluyorum Yeşilçay'ın girişimini. Başarılı bence.
- Nilhan.com: Bayanların bloglarında gidiyoruz hazır, Nilhan'ı atlamamak lazım, her ne kadar artık blog özelliğinden çıkıp "Bakıııın, ben nerelere gidiyorum, nereleri görüyorum, köpengbalıklarıyla yüzüyor, aslanlarla, zürafalarla takılıyorum" sitesine dönmüş olsa da, her zaman bakılacak bi' şeyler var.
- BurkinaFasaFiso: Yeni buldum burayı, hoşuma da gitti, daha çok Türkçe Blog gezmeyi hatırlamalıyım. Bir de blogroll güncellemesi yapmayı...
- Fikircengi: Sadece isminde gecen fikir kelimesi bile yeter hoşa gitmesi için ;) Üstelik de çok daha fazlası var.
- Vosmanius.com: Son olarak da diğer bir kanka. Ailesinden uzakta, Datça'dan bildiriyor, son haftalarda o da işi savsaklıyor biraz ama olsun, şeytan tüyleri var (sarısından) kızılamıyor kendisine.
- Tara & Pagan: Dolu dolu, tıklım tıklım. Keyifli.
- TalkTurkey: Evet Türkçe değil ama Türkiyeli. Amerika'dan.





Dunk Mugs

In fact the picture tells it all. Dunk mugs are double purpose coffe mugs that can store some cookies as well. With a mug of hot coffee you can also have warm cookies.

Don't be afraid to drop the cookes. Dunk Mugs are for both right handed and left handed people. Just choose which one you want. Designed by Dominic Skinner, available colors are: White, black. mint, sky blue and lilac. You can get one from the MochaHome, it is aprox. 25 USDs.





No Google Mail or Bloogging In China

Google is bringing a special version of its powerful search engine to China, leaving behind two of its most popular features in the United States.

In an effort to cope with China's increasingly pervasive Internet controls, Google said Tuesday that it would introduce a search engine here this week that excludes e-mail messaging and the ability to create blogs.

Google officials said the new search engine, Google.cn, was created partly as a way to avoid potential legal conflicts with the Chinese government, which has become much more sophisticated at policing and monitoring material appearing on the Internet.

Read it all @ NYTimes...





Google Cache Ruled Fair Use

A district court in Nevada has ruled that the Google Cache is a fair use.

Blake Field, an author and attorney, brought the copyright infringement lawsuit against Google after the search engine automatically copied and cached a story he posted on his website. The district court found that Mr. Field “attempted to manufacture a claim for copyright infringement against Google in hopes of making money from Google’s standard [caching] practice.” Google responded that its Google Cache feature, which allows Google users to link to an archival copy of websites indexed by Google, does not violate copyright law.

Read it all...





Absolut gets into spirit of name play with new ads

After 25 years and 1,500 versions of print ads built around the shape of its bottle, Absolut vodka is shelving the campaign that made it famous.

Absolut will spend $20 million on a new effort that starts today and includes its first TV ads as the brand battles slower growth and tougher competition for vodkas.

"We're introducing the brand to a new generation of vodka drinkers," says Tim Murphy, brand director. "Those in their late-20s have come of age in a noisy, chaotic, cluttered vodka category."

- To read the whole article in USA Today
- A small photogallery of Absolut ads





The World's 12 Best New Buildings

1. Best Civic Building:
Scottish Parliament Building (Holyrood)
Edinburgh, Scotland
Architect: Enric Miralles (EMBT/RMJM)

2. Best Museums:
de Young Museum, San Francisco
and Walker Arts Center Expansion, Minneapolis
Architect: Herzog & de Meuron

3. Best Tower:
Agbar Tower
Barcelona
Architect: Jean Nouvel

4. Best Factory:
BMW Central Plant
Leipzig, Germany
Architect: Zaha Hadid

5. Best Government Offices:
Caltrans District 7 Headquarters
Los Anegeles
Architect: Thom Mayne / Morphosis


6. Best Expansion:
High Museum of Art
Atlanta
Architect: Renzo Piano

7. Best Multi-Purpose Arts Building:
Shaw Center for the Arts
Baton Rouge, La.
Architect: Schwartz/Silver Architects

8. Best Memorial:
Memorial to the Murdered Jews of Europe
Berlin
Architect: Peter Eisenman

9. Best Housing:
Sanchinarro Mirador
Madrid
Architect: MVRDV

10. Best House:
Art Collectors' Residence
Toronto
Architect: Hariri Pontarini Architects

11. Best Hospital:
General Hospital of Ciudad Real
Ciudad Real, Spain
Architect: Ángel Fernández Alba

12. Best Convention Center:
Milan Trade Fair
Milan, Italy
Architect: Massimiliano Fuksas

Read the whole article with details...




Ajax Challenges Web Development Leaders -- And Web Publishers And Advertisers

(By Fredric Paul, TechWeb.com)

A do-it-yourself approach to creating Web software called Ajax relies on a mishmash of existing Web technologies to create a new breed of fast, highly interactive sites. The trend is already befuddling traditional vendors of Web development software, and if these kinds of interactive apps continue to catch on, they could force Web publishing, advertising, and traffic-measurement companies to change how they do business.
Exemplified by Google Maps and Yahoo's Flickr photo-sharing site, Ajax is an umbrella term for a mix of JavaScript, Dynamic HTML, and XML used to reduce the need for Web clients to reconnect to a Web server every time they attempt to download information.

Read it all...





River IQ Game

Go try the game by just clicking here. (It is not that hard ;)





Two Articles From Adamnation

I found Adamnation today thanks to Pluck. And here are two articles I liked at the first sight... Enjoy.

Advertising in Ajax
As we all try to keep up with the "Ajaxalanche" of the past 6 months or so one thing that has not been fully considered is the effect of this new content presentation model on traditional traffic measurement and advertising models, particularly page views. It seems like this is only becoming more important since many Ajax applications are moving toward an all-Ajax model vs. just "page parts". Take sites like Live.com, PageFlakes and NetVibes for example. The entire site experience literally takes place on one page. If the user spends 1 minute onsite, it's one page view; 15 minutes, same thing.

Needless to say, this really screws with CPM-based ad plays. Granted the one-page site framework is an extreme case, but it got me thinking about the implications for new models of content delivery and monetization/measurement thereof. I dug up this thoughtful article by Fredric Paul which actually frames the issue pretty well.

Click to read it all.

iPod Video effect on TV Ratings
According to TV Week, new iPod video downloads from iTunes have boosted viewing for certain shows. The article, citing the specific example of NBC's "The Office", states: "Parsing out the credit for a ratings increase has always been tricky because myriad factors are often at play. However, NBC is confident that the iPod exposure contributed to the rise."
Click to read it all.





Back In Town

Is's been a long long break but i am here rocking again. I realized that I missed blogging & positng a lot. I guess I should try to spare more time to surf, more time to blog. Yes, I also realized that it's been ages since I last surfed the web just for pleasure... I found great sites, great applications, great blogs etc. Soon I thinh I should start surfing Turkish blogs as well... Anyway, Fikirbaz is back...





Boots with Rulers

cizmeler.jpg

These kids' boots have ruler on the side... As it is heavily snowing in Istanbul these days these boots might rally help to measure the snow... ;)




January 25, 2006


Who is Nabaztag?

I'm a newborn bunny, one of a unique species of intelligent, smart objects.
I'm 23 cm tall, I wriggle my ears, I sing, I talk and my body lights up and pulsates with hundreds of colours.

Thanks to Wi-Fi technology, I'm always connected to the Internet. Oh, and I'll only set you back 95 €. Set me up in your home or office and I'll be your personal companion.

Well at the moment this thing is the first on my wish list.

Wi-Fi Bunny technology is running rampant, reproducing itself at an alarming rate. First, it was the Wi-Fi Bunny known as Nabaztag, an ambient awareness device which notified you of incoming e-mail, heavy weather or any other variable you programmed into it by blinking its little pulsating multicolored lights, wiggling its ears and making generally bothersome noises. Now that this Internet-connected 9-inch-tall Wi-Fi bunny has learned how to talk and sing, and will certainly annoy you to no end, reminding you that your stocks are dropping, you’ve got mail, it’s raining outside, you’re blind and your dog is dead. Looking for some bunny-love via Wi-Fi? Shell out $114 for the privilege. - from Gizmodo






CryptoExpert 2006 Lite

On the fly encryption system for use at home

CryptoExpert creates encrypted virtual disks and these disks are visible as usual disks with drive letters (for example, G:, H:, Z:, i.e. with any drive letter that is not used by other system devices). The data stored on a CryptoExpert disk is stored in the container file. A container is a file, so it is possible to backup a container, move or copy it to other disk (CD-ROM or network, for instance) and continue to access your encrypted data using CryptoExpert. Any free drive letter (or choosen letter) in the system may be used to mount and to open an encrypted file-container for access. When the virtual disk is opened, you can read and write data as if it were a conventional removable disk. You can do anything with a CryptoExpert virtual drive that you can do with a normal hard drive; only that with CryptoExpert, the encrypted volumes require password authentication before the files become accessible.

Go get more info...





Ali and Three Men: Muhamad Ali, Malcolm-X & Elijah Muhammad

Today I watched Michael Mann's Ali, (Will Smith was great) After the movie I searched the characters a little, and here are the results and links.

Muhammad Ali-Haj born January 17, 1942 (as Cassius Marcellus Clay Jr.), is a retired American boxer. He is considered by many to be the greatest heavyweight boxer of all time, as well as one of the world's most famous individuals, renowned the world over for his boxing and political activism. In 1999, he was crowned Sportsman of the Century by Sports Illustrated, and is considered by many to be one of the greatest athletes of the 20th century.

- Muhammed Ali's Official Web Site
- Muhammed Ali @ Wikipedia

Malcolm X, (May 19, 1925 – February 21, 1965), born Malcolm Little, also known as Detroit Red, El-Hajji Malik El-Shabazz and Omowale, was a longtime spokesman for the Nation of Islam. He was also founder of the Muslim Mosque, Inc. and the Organization of Afro-American Unity.

During his life, Malcolm went from being a street-wise Boston hoodlum to one of the most prominent black nationalist leaders in the United States. As a militant leader, Malcolm X advocated black pride, economic self-reliance, and identity politics. He ultimately rose to become a world renowned African American/Pan-Africanist and human rights activist. Malcolm X was assassinated in New York City on February 21, 1965 on the first day of National Brotherhood Week.

- Malcolm X's Official Web Site
- BrotherMalcolm.Net
- Malcolm-X.org
- Malcolm X @ Wikipedia

Elijah Muhammad (October 7, 1897–February 25, 1975) led the largely African-American spiritual and political organization, the Nation of Islam from 1934 to 1975.

- Elijah Muhammed @ Wikipedia





Family feud threatens to sink Cousteau’s legacy

IN an obscure corner of the old trawler harbour of La Rochelle, hidden from view by the building-site that was once the city’s fish-market and forgotten by all but a devoted few, lie the rotting remains of one of the most famous ships of the 20th century.
Heavy-duty rubber straps have been bound round the stern to stop it breaking apart and the front is covered by a white tarpaulin. A large sign warns the curious against coming aboard. Understandably, because the handrails are splitting and the metal floors have rusted through to a thin veneer.

For the intrepid visitor who ignores the advice there is more desolation to come. Inside, where once rang out the cries of hardy crewmen and a thousand instruments whirred, there are now blackened timbers, gaping emptiness and the drip of discoloured rainwater.

This is the pitiful carcass of the legendary Calypso, the former Royal Navy minesweeper that for nearly half a century plied the oceans with the French undersea adventurer Jacques Cousteau, taking a starring role in his celebrated films and television programmes.

Nine years after the commander’s death, the ship has fallen victim to a bitter family feud and its chances of a new life as a museum or research centre – let alone taking to the sea again – appear to be receding into the depths.

Click to read it all.





2005 yılının en kötü sözü seçildi

(Radikal Gazetesş - 25 Ocak 2005)

AA - BERLİN - Töre cinayeti 'en kötü Almanca' seçimini kaybetti. Almanya'da 2005 yılının en kötü sözü olarak 'işten çıkartma verimliliği' (Entlassungsproduktivitaet) seçildi. Frankfurt'ta beş dilbilimcisinden oluşan bağımsız jüri tarafından yapılan açıklamada, 'bu sözün, geçen yıl işini koruyabilen insanların daha fazla çalışmak zorunda kaldıklarını gizlediği' belirtildi.
'İşten çıkartma verimliliği' sözüyle, 'işten çıkartarak bir şirketin çalışanlarının verimliliğini artırmayı hedeflemesinin' ifade edilmek istendiğine işaret eden jüri, bunun 'uygunsuz ve insan onurunu aşağılayıcı' olduğunu vurguladı.
Jüri aralarında 'töre cinayeti', 'bozuk et' ve 'parazitler' gibi sözler olan yaklaşık 1000 söz arasından 'işten çıkartma verimliliği'ni seçerken, jüri sözcüsü Horst-Dieter Schlosser, bir açıklamasında, en kötü söz olarak 'töre cinayeti'ni (ehrenmord) tercih ettiğini söylemişti.

Bugün gazetenin aynı sayfasındaki diğer bir haber ise şu:
Bu sesi unutmamız zor
Tiyatro ve sinema oyunculuğunun yanı sıra sesiyle hafızalarımıza kazınan sanatçı Mümtaz Sevinç, birlikte yaşadığı kız arkadaşı tarafından bıçaklanarak öldürüldü.
YUH diyorum, tıklayın okuyun...





Ice

ice.jpg

Well, it is really cold in Istanbul these days... Salute!




January 23, 2006


Colorize Black and White photos

Recolored is a software application that helps you with the otherwise difficult and time consuming task of colorizing black and white photos. Based on the latest developments in computer assisted image colorization, Recolored makes it possible for anyone to achieve professional looking results.

To add color to a photo, all you have to do is add markings to the different regions of the image, indicating how it should be colorized. Then click the Colorize button and let the software do the rest.




January 20, 2006


Friday, Home, Beer, Clapton

Just as I said at the title. I'm home, having a couple of beers, listening Clapton: Swing Low Sweet Chariot. I feel great at the very moment. And just shared it with you. (Yes, I'm here, alive...) Cheers...

If you get there before I do,
Coming for to carry me home,
Tell all my friends I’m coming, too.
Coming for to carry me home.

I’m sometimes up and sometimes down,
Coming for to carry me home,
But still my soul feels heavenly bound,
Coming for to carry me home.




January 07, 2006


Gerçi kâfir işi, fakat ne çare?

( Yıldırım Türker, 1 Ocak 2006, Radikal 2 )

O ihtiyar, memleketimizde çoğunlukla ardından teneke çalınarak kovulan, belki bir daha hatırlanmak dahi istenmeyen yakın geçmiştir. Henüz dünyamızda ilk saatlerini yaşayan o bebek de bir yıl içinde ihtiyarlayacak, aynı şiddetle gözümüzden gönlümüzden def edilecektir

O ihtiyarı hepimiz iyi tanırız. Geride bıraktığımız yılı temsil eder. Beli bükülmüştür. Bastonuna dayanarak, güçlükle yürür. Karşısında bizi bekleyen yılı temsil eden apalak bir bebek, ihtiyardan el almak için beklemektedir.
Münasebetsiz süsler, ışıklandırılmış sokaklar, hindi, televizyon kanallarında-kulüp-bar-lokantalarda korkunç eğlence programları yanı sıra yılbaşının vazgeçilmez imgelerinden biri, o ihtiyardır. Kimi iddialı karikatürcülerin elinde giderayak bir de manâlı söz eder. Karşısındaki apalaktan da ağzının payını alır.
O ihtiyar, memleketimizde çoğunlukla ardından teneke çalınarak kovulan, belki bir daha hatırlanmak dahi istenmeyen yakın geçmiştir. Henüz dünyamızda ilk saatlerini yaşayan o bebek de bir yıl içinde ihtiyarlayacak, aynı şiddetle gözümüzden gönlümüzden def edilecektir.


Bu bezdirici metafor, insana bu topraklarda genç kalmanın imkânsızlığı üstüne bir şeyler söylüyor olabilir. Ya da bir türlü kurtulamadığımız ihtiyarlara (ille yaşı büyüklerden söz eden kim) yönelik örtük düşmanlığımız üstüne. Ya da yeni metaforlar üretme konusundaki tembelliğimiz üstüne. Ama böylesine sıkıcı bir paranoya okumasıyla yaklaşmanın da lüzumu yok sonuçta. Yılbaşı geceleri, insanların eğlenmesini, kendi meşreplerince aşırıya kaçarak gündelik düzenden soyunmalarını meşrulaştıran yegâne gündür.
Sabaha kadar sokaklar dolacak. Yoksul kalabalık, belki bu yıl da şık otellerin sokaklara yansıyan ışıklarını taşa tutacak. Kavgalar, yaralanmalar, trafik kazaları, alkol komaları; velhasıl milletçe eğlenme konusunda ne kadar özürlü olduğumuz bir kez daha dank edecek kafamıza.
Son birkaç gündür televizyon kanallarında ciddi, unvanlı adamlar-kadınlar oturup saatlerce yılbaşının bizim dinimize ve geleneklerimize uyup uymadığı, bu konuda nasıl bir tavır alınması gerektiği üstüne tartışıyor. Bu gergin tartışmalar, 'Köy yanar, deli kız taranır' deyimini hatırlatmakla kalmayıp kültür, batıyla alışveriş ve benzeri konulardaki geleneksel riyakârlığımızı da sergiliyor. Medyakronik sitesinde 1953 yılının son günü 'Resimli Asır' dergisinde yayınlanmış, 'Yılbaşının Tarihi' başlıklı makaleden bir bölümü bugün mutlaka birlikte okuyalım istedim:
"Bugünkü yılbaşı ananesinin memleketimizde ilk tecellisi bundan yüz yirmi dört sene evvel, şöyle olmuştu: İstanbul'daki İngiliz Elçisi, 1829'daki yılbaşını kendi ananelerine göre kutlamak üzere, Halice aldırdığı bir İngiliz gemisinde tertip ettiği büyük ziyafet ve baloya, ilk defa olarak Osmanlı vükelâsını da davet etmişti. O zamana kadar garp usulü ziyafet ve hele balo görmemiş olan bu vükelâ, yatsı namazını Kasımpaşa'daki Tersane Divanhanesi'nde kıldıktan sonra, sandallarla İngiliz gemisine giderek, sabaha kadar eğlenmişlerdi.
Bu arada bazılarının, ısrarlara dayanamayarak, viski içtikleri de görülmüştü.
Ertesi gün Kazaskerlerden Yahya bey, baloya iştirak etmiş olan Serasker Hüsrev Paşa'ya bu "balo" denen şeyin ne olduğunu sorması üzerine, o da;
- Bir âlem... Az vakitte çok tekellüf etmişler... Biz baloda yapılanları bir ayda tanzim edemeyiz. Gerçi kâfir işi, fakat ne çare?...devletçe lüzum görüldü, gidilmek icap etti. Çatal gibi mekruh nesneler de vardı...." cevabını vermişti.
Ancak Kazaskere karşı nedense bu tarz bir dil kullanan Hüsrev paşa, vaktin padişahı Sultan Mahmud'a başka bir ağız kullanmış ve ziyafeti de baloyu da ballandıra ballandıra methede ede bitirememiş, hattâ İngiliz gemisinde gördüklerinden daha mükemmel elmaslı altın çatal kaşık takımı yaptırarak hünkâra sunmuştu."
Hünkârına farklı, kazaskere farklı konuşan muktedirler geleneğinin de 173 yıldır beli bükülüp gözünün feri sönmemiş. Ama uyduruk da olsa bir başlangıç, bir yenilenme duygusunun pençesinde coşup eğlenmeye hazırlanırken canımızı sıkacak konulara girmeyelim.
Geçen gece CNN'de rast geldiğim bir programda Türk halkının nabzını tutmasıyla ünlü olduğunu öğrendiğim bir profesör, bu yıl içinde yapmış olduğu iki araştırmanın verilerini sunuyor, toplumun haletiruhiyesini nasıl etkilediğinden dem vuruyordu. Mutsuzların yüzdesi mutlulara galebe çalıyordu. Umutsuzluk yüzdesi artmıştı. İyimserlik yüzdesinin beklenen ekonomik toparlanmayla artması bekleniyordu. Yüzdeler, ekranda dilimler halinde uçuşuyor, adeta hayatın acısıyla coşkusuyla dilimlenebilirliğini gösteriyordu. Mutsuzluğunu kendisinin değil de ülkesinin mutsuzluğuyla açıklayanların çoğunluk çıkması üstüne profesör alaycı bir gülümsemeyle memleketimizde kendimi ülkemden çok severim demenin ayıp olduğunu, yüzdelerin bu nedenle yanıltıcı olabileceğini belirtti.
Madem saçmanın kapısını araladık, son nefesini veren ihtiyarı rahatsız ettik, metaforlara bulandık, bari benim yeni yıl kartım da, abzürd edebiyatın geç keşfedilmiş dahilerinden, Stalin kurbanı Danyil Karmz'ın 'Marangoz Kuşakov' adlı meseli olsun:
"Bir zamanlar bir marangoz vardı. Adı Kuşakov'du.
Bir gün tutkal almak için evinden çıktı. Don vardı, sokaklar çok kaygandı.
Marangoz birkaç adım attı atmadı, kayıp yere düştü ve alnını yardı.
- Ah! diye bağırdı marangoz; kalktı, eczaneye gitti, bir yara bandı alıp alnına yapıştırdı.
Ama sokağa çıktığında yine kaydı düştü ve burnunu kırdı.
- Oh! diye bağırdı marangoz; kalktı eczaneye gitti, bir yara bandı alıp burnuna yapıştırdı.
Sonra yeniden sokağa çıktı, yeniden kaydı, düşüp yanağını parçaladı.
Bir kez daha eczaneye gitti ve yanağına bir yara bandı yapıştırdı.
- E anlaşılan, dedi eczacı marangoza, öyle sık düşüp yaralanıyorsun ki, hazır gelmişken yara bantlarını topluca almanı tavsiye ederim.
- Olmaz, dedi marangoz. Bir daha düşmeyeceğim!
Ama sokağa çıkar çıkmaz yine kaydı, düşüp çenesini kırdı.
- Hay buz belası! diye haykırdı marangoz ve yine eczaneye koştu.
- Bak, görüyor musun, dedi eczacı. İşte çıkıp yine düştün.
- Hiç de bile! diye bağırdı marangoz. Bir söz daha duymak istemiyorum. Bana bir yara bandı ver, çabuk ol!
Eczacı yara bandını uzattı, marangoz çenesine yapıştırıp eve koştu.
Ama kapıya geldiğinde onu tanımadılar ve eve almadılar.
- Ben marangoz Kuşakov! diye haykırdı marangoz.
- Yok canım, daha neler! cevabı geldi içerden. Kapıyı sıkıca kapayıp içerden kilitleyip bir de zincirlediler.
Marangoz Kuşakov bir süre merdivenlerde bekledi, sonra yere tükürüp sokağa çıktı."



January 06, 2006


Hey Joe

Today at around 07.00 am I started the with Hey Joe in my car. It felt great. Strictly recommended; right now ;)

Hey Joe by Jimi Hendrix
Hey Joe, where you goin' with that gun in your hand?
Hey Joe, I said where you goin' with that gun in your hand?
Alright. I'm goin down to shoot my old lady,
you know I caught her messin' 'round with another man.
Yeah,! I'm goin' down to shoot my old lady,
you know I caught her messin' 'round with another man.
Huh! And that ain't too cool.

Uh, hey Joe, I heard you shot your woman down,
you shot her down.
Uh, hey Joe, I heard you shot you old lady down,
you shot her down to the ground. Yeah!

Yes, I did, I shot her,
you know I caught her messin' 'round,
messin' 'round town.
Uh, yes I did, I shot her
you know I caught my old lady messin' 'round town.
And I gave her the gun and I shot her!


Alright
(Ah! Hey Joe)
Shoot her one more time again, baby!
(Oo)
Yeah.
(Hey Joe!)
Ah, dig it!
(Hey)
Ah! Ah!
(Joe where you gonna go?)
Oh, alright.

[3rd verse]
Hey Joe, said now,
(Hey)
uh, where you gonna run to now, where you gonna run to?
Yeah.
(where you gonna go?)
Hey Joe, I said,
(Hey)
where you goin' to run
to now, where you, where you gonna go?
(Joe!)
Well, dig it!
I'm goin' way down south, way down south,
(Hey)
way down south to Mexico way! Alright!
(Joe)
I'm goin' way down south,
(Hey, Joe)
way down where I can be free!
(where you gonna...)
Ain't no one gonna find me babe!
(...go?)
Ain't no hangman gonna,
(Hey, Joe)
he ain't gonna put a rope around me!
(Joe where you gonna..)
You better belive it right now!
(...go?)
I gotta go now!
Hey, hey, hey Joe,
(Hey Joe)
you better run on down!
(where you gonna...)
Goodbye everybody. Ow!
(...go?)
Hey, hey Joe, what'd I say,
(Hey.......................Joe)
run on down.
(where you gonna go?)



January 02, 2006


Pictures of the Year - 2005

So; another year has passed. Anything changed? May be... I will be positng the Zeitgesit, resolutions and all that classic stuff sometime today. (I am not sure tho)

Anyway; here yo can find the pictures of the year 2005 from Reuters.

Remember!




   

 

 


     

Everything (233)
How To Make a Manual Westy Tent
Metallica Featured On 'We All Love Ennio Morricone'
Metallica's Master of Puppets named most influential metal album
Kidman car crash footage
Top 100 Fonts
2007 Oscar preview: honorary academy award for Ennio Morricone
Trivium — call 'em retro; call 'em heavy metallica

Life (103)
Oh My God! We are expecting a pumpkin!!!
Back!!!
What's Up?
Bad News: Google Adsense Account Disabled
Weekend Updates
Upgrade Successfull: Movable Type 3.2
Back In Town

Photos (66)
Güven Kıraç
Erkan Can
Sebnem Donmez (Opening Ceremony, 43rd Golden Orange Film Festival)
Faye Dunaway (Honourary Award, 43rd Antalya Golden Orange Film Festival)
Old Woman in Sirince
Sunflowers
Houston... We have a problem...

Tr (148)
Kardeşimi vurdular
Babaolmak.com
Ruh halimin güvercin tedirginliği
Bu film oldu, hissediyorum
Vatandaşın güzel tepkisi
Barış Sivildir!
Kevgir.com

Universe (132)
China's Internet Addiction
The Oscar Nominees
BLA.ST: Promotional Directory
Google to buy YouTube for $1.65 billion
Estate of the Day: A Metallica Mansion
No Sex To Gangsters in Colombia
See what Google Talk users are listening to...

Videos (4)
Guiness World Record for most T-Shirts worn at one time
New Metallica Song with Wrong Bass :)
Enormous Time-Waster: Sesame Street Video Clips
A Funny Tv Commercial From Berlitz

Yazarım... (istersem) (9)
Lord of The Ring
Fırtınadan Önce...
Makyajsız şehirler, ´sahici´ kişiler
Tommy Lee Jones Kovalamaktan Usanmıyor
Aman Tanrım! (Veya Aman! Jim Carrey)
Temmuz'da: İçinizi ısıtacak bir macera
Metallica Kızgın, Sert ve Hızlı!

     

     
     
 
   
 

welcome to movable type